<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği - Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</title>
	<atom:link href="https://www.haberduyur.com/etiket/turk-sanayicileri-ve-is-insanlari-dernegi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.haberduyur.com/etiket/turk-sanayicileri-ve-is-insanlari-dernegi/</link>
	<description>Flaş Haberler Son Dakika, Güncel Haberler, Gündem Haberler, İstanbul Haberleri, Ankara Haberleri, Tarafsız Ve Bağımsız İnternet Haber Sitesi - HaberDuyur.com</description>
	<lastBuildDate>Fri, 08 Dec 2023 09:59:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.haberduyur.com/wp-content/uploads/2024/03/cropped-haber-duyur-32x32.png</url>
	<title>Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği - Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</title>
	<link>https://www.haberduyur.com/etiket/turk-sanayicileri-ve-is-insanlari-dernegi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>TÜSİAD YİK Başkanı Tuncay Özilhan: &#8216;Ortalama ücretle asgari ücret arasındaki makas kapanıyor&#8217;</title>
		<link>https://www.haberduyur.com/tusiad-yik-baskani-tuncay-ozilhan-ortalama-ucretle-asgari-ucret-arasindaki-makas-kapaniyor/</link>
					<comments>https://www.haberduyur.com/tusiad-yik-baskani-tuncay-ozilhan-ortalama-ucretle-asgari-ucret-arasindaki-makas-kapaniyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Dec 2023 09:59:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Tuncay Özilhan]]></category>
		<category><![CDATA[Tuncay Özilhan Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[TÜSİAD]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberduyur.com/?p=29525</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan, “Bir süredir hapsolduğumuz orta gelir tuzağından kurtulmak ve artık yüksek gelirli ülkeler arasında yer almak zorundayız. Yeni ekonomi yönetimiyle birlikte, piyasaların ekonomi politikalarına güveninin yükseldiği bir döneme girdik” dedi. “Enflasyonla mücadelede mutlaka başarılı olmamız gerekiyor. Merkez Bankamızın para politikasında sıkılaşma yönünde doğru [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.haberduyur.com/tusiad-yik-baskani-tuncay-ozilhan-ortalama-ucretle-asgari-ucret-arasindaki-makas-kapaniyor/">TÜSİAD YİK Başkanı Tuncay Özilhan: &#8216;Ortalama ücretle asgari ücret arasındaki makas kapanıyor&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.haberduyur.com">Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="left">Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan, “Bir süredir hapsolduğumuz orta gelir tuzağından kurtulmak ve artık yüksek gelirli ülkeler arasında yer almak zorundayız. Yeni ekonomi yönetimiyle birlikte, piyasaların ekonomi politikalarına güveninin yükseldiği bir döneme girdik” dedi. “Enflasyonla mücadelede mutlaka başarılı olmamız gerekiyor. Merkez Bankamızın para politikasında sıkılaşma yönünde doğru adımlar atmaya başlaması enflasyon sorununun çözüleceğine duyduğumuz umudu pekiştiriyor” diyen Özilhan, “Ortalama ücret ile asgari ücret arasındaki makas giderek kapanıyor. Üniversite eğitiminde nitelik düşüşü ile birlikte üniversite ile lise mezunları arasındaki ücret makası daralıyor. Yani üniversite eğitiminin getirisi düşüyor” görüşünü dile getirdi.</p>
<p align="left">TÜSİAD, Cumhuriyet’in 100. yılındaki son Yüksek İstişare Konseyi toplantısını bugün Ankara Sheraton Otel’de yaptı. Toplantıya; TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan, TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, iş insanları ve akademisyenler katıldı.</p>
<p align="left">TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan, toplantıda şunları söyledi:</p>
<p align="left">“Zor bir yılı daha geride bırakıyoruz. Bu seneye hepimizi derin bir acıya gark eden depremlerle başlamıştık. Seneyi bitirirken bu kez de İsrail’in Filistin halkına dönük insanlık dışı saldırıları hepimizin içini yaktı. Oysa bu sene Cumhuriyetimizin 100. yılı. Yaşadığımız üzüntüler coşku ve neşeyle kutlamayı umduğumuz 100. yılda hepimizi ister istemez buruklaştırdı. Biliyorsunuz TÜSİAD Cumhuriyetimizin 100. yılı vesilesiyle bu sene özel bir proje gerçekleştirdi.  Az sonra takip edeceğimiz panelde yıl boyunca düzenlenen ‘Cumhuriyetin İkinci Yüzyılına Girerken’ ana temalı çalıştay dizisinin çıktıları aktarılacak. Ben bugünkü konuşmamda Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına girerken Atatürk’ün koymuş olduğu çağdaş uygarlık hedefine ulaşmak için yapmamız gerekenlere odaklanmak istiyorum.  İkinci yüzyılımıza girerken, ilk yüz yılının kazanımlarını değerlendirmeye, eksikliklerimizi tespit etmeye, toplumumuzda kabul gören ve görmeyen ekonomik, sosyal ve siyasi yapıların bilançosunu çıkartmaya ihtiyacımız var. İkinci yüzyılımızın politikalarına bu değerlendirmeler ışık tutmalı.</p>
<p align="left"><strong>“EKONOMİMİZİN TEMEL ÖNCELİĞİ NE PAHASINA OLURSA OLSUN YÜKSEK BÜYÜME SAĞLAMAK OLMAMALI. HEDEFİMİZ İNSANLARIMIZIN MUTLULUĞU, ÖZGÜRLÜĞÜ, REFAH İÇİNDE, ÖZGÜVENİ YÜKSEK BİÇİMDE YAŞAMASI OLMALI”</strong></p>
<p align="left">Eksik bırakılan, tam gerçekleştirilemeyen, başka türlü olsa daha iyi olacak uygulamaları da açık yüreklilikle ortaya koymalıyız. Çünkü Cumhuriyetimiz rüştünü ispatladı. Son yüzyıla baktığımızda, özellikle yakın coğrafyamızda, devletler yıkılırken, biçim değiştirirken, yerine yenileri kurulurken bizim Cumhuriyetimiz dimdik ayakta durdu. Bu da Cumhuriyetimizin kuruluşunun ne kadar sağlam temeller üzerine oturduğunu gösteriyor. Gurur duymalıyız. Şimdi vazifemiz, korkmadan, sağlam zeminler üzerine kurulmuş olan bu yapıyı tahkim etmek…</p>
<p align="left">Artık ekonomimizin temel önceliği ne pahasına olursa olsun yüksek büyüme sağlamak olmamalı. Hedefimiz insanlarımızın mutluluğu, özgürlüğü, refah içinde, özgüveni yüksek biçimde yaşaması olmalı. Bu ise kısa vadeli ekonomik kazanımlara değil uzun vadeli olarak bilimde, teknolojide, kültürde, sanatta ve sporda ilerlemeye, sürdürülebilirliğe, kapsayıcılığa, iyi yaşam koşulları sağlayacak istihdam olanaklarını geliştirmeye bağlı.</p>
<p align="left"><strong>“GÜÇLÜ BİR PİYASA EKONOMİSİNİN TEMEL ÖZELLİĞİ GÜÇLÜ BİR KURUMSAL YAPI VE SAĞLAM BİR HUKUK SİSTEMİDİR”</strong></p>
<p align="left">Bu yolda nasıl ilerleyeceğimizi konuşurken günümüzün gelişmiş ve demokratik toplumlarının tecrübelerinden yararlanmakta fayda var. Güçlü bir piyasa ekonomisinin temel özelliği güçlü bir kurumsal yapı ve sağlam bir hukuk sistemidir. Modern bir hukuk devletinde herkesin can ve mal güvenliği garanti altındadır. Sözleşmeler hukuk sistemi içinde uygulanır. Yargılama adildir; herkes adalet önünde eşittir. Yasalar açık ve nettir; herkese eşit uygulanır. Mahkeme kararlarında çelişki olmaz ve herkes için bağlayıcıdır. Uluslararası normlara ve sözleşmelere riayet edilir. Mevzuat değişikliğinde en iyi uygulamalara bakılır; ilgili tarafların görüşü alınır, etki analizi yapılır. Güçlü piyasa ekonomilerinde yönetim sisteminde ve kararlarda öngörülebilirlik esastır. Şeffaflık ve hesap verebilirlik güvence altındadır. Güçler ayrılığı ve denge ve denetleme mekanizmaları etkin çalışır.  Çoğunlukçuluğa değil çoğulculuğa önem verilir. Düzenleyici kurumlar özerktir. Atamalarda sadece liyakat etkili olur. Böyle bir ortamda girişimler ekonomik kararlarını alırken geleceğe güven içinde bakarlar.</p>
<p align="left"><strong>“MODERN BİR HUKUK DEVLETİNİN TÜM KURUM VE KURALLARIYLA ETKİN İŞLEMEDİĞİ BİR ÜLKEYE YABANCI YATIRIMCILAR İLGİ DUYMAZ”</strong></p>
<p align="left">Güçlü piyasa ekonomilerinde ekonomik kararlarda kliantalizme yer olmaz, sadece ekonomik değişkenlere göre karar alınır. Bu koşulların sağlanamadığı durumda ülkenin risk primi yükselir; yatırımların maliyeti artar, yolsuzluklar ve haksız uygulamalar yaygınlaşır. Modern bir hukuk devletinin tüm kurum ve kurallarıyla etkin işlemediği bir ülkeye yabancı yatırımcılar ilgi duymaz. Yabancı yatırımlar doğrudan sermaye yatırımları yerine sıcak para biçimini alır. Gelişmenin koşullarından birisi de makroekonomik istikrarın korunmasına verilen önemdir.  Makroekonomik istikrarı sağlamak için genel kabul gören para ve maliye politikaları izlenir. Makroekonomik istikrar ve hukukun üstünlüğü, uzun vadede öngörülebilirlik sağlayarak yatırım kararlarının alınmasını kolaylaştırır. Bu da bilime ve eğitime verilen önemle birleştiğinde teknolojik ilerlemenin önünü açar. Teknolojik ilerleme, verimlilik ve toplumsal refah artışının esas kaynağıdır. Teknolojik ilerlemeye dayanmayan büyüme süreçleri cılızdır, dengesizdir ve devamlı değildir.</p>
<p align="left"><strong>“YENİ FİKİRLER VE ÇAĞI ETKİLEYEN BULUŞLAR, BASKICI TOPLUMLARDAN ÇIKMAZ. YARATICILIĞIN ÖNÜNÜ AÇAN VE BESLEYEN GÜÇLÜ HUKUK DEVLETİ, BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ, KÜLTÜR VE SANATA VERİLEN ÖNEMDİR”</strong></p>
<p align="left">Verilere baktığımızda, en iyi eğitim kurumlarının, en yaratıcı beyinlerin, en iyi araştırma laboratuvarlarının, milli gelirden Ar-Ge’ye ayrılan en yüksek payın genellikle güçlü piyasa ekonomilerinde olduğunu görürüz.  Biliyoruz ki yeni fikirler ve çağı etkileyen buluşlar, baskıcı toplumlardan çıkmaz. Yaratıcılığın önünü açan ve besleyen güçlü hukuk devleti, demokratik teamüllerin yerleşikliği, en aykırı fikirlerin bile ifade edilmesine gösterilen hoşgörü, basın özgürlüğü, kültür ve sanata verilen önemdir. Ayrıca güçlü piyasa ekonomilerinde gelir dağılımı adaletsizliklerini hafifletmek ve kapsayıcılığı artırmak üzere sosyal güvenlik ağlarının ve sosyal refah programlarının güçlü olduğu da dikkati çeker. Geniş istihdam olanakları, daha dengeli gelir dağılımı, dezavantajlı kesimlerinin desteklenmesi, kapsayıcılığın gözetilmesi ülkedeki mutluluk ve refah düzeyini artırır, toplumsal barışı destekler.</p>
<p align="left"><strong>“BİR SÜREDİR HAPSOLDUĞUMUZ ORTA GELİR TUZAĞINDAN KURTULMAK VE ARTIK YÜKSEK GELİRLİ ÜLKELER ARASINDA YER ALMAK ZORUNDAYIZ”</strong></p>
<p align="left">Hepimizin aslında gayet iyi bildiği bu çerçeve, Cumhuriyetimizin ilk yüzyılında sağladığımız başarıyı nasıl ileri taşıyacağımızı hatırlamamıza vesile oluyor. Bundan 100 yıl önce Cumhuriyetimiz tam bağımsızlık, laiklik, demokrasi, bilimsel ve ekonomik ilerleme, yurtta ve dünyada barış hedefleri şiar edilerek kurulmuştu. Tam bağımsızlığın siyasi bağımsızlık kadar iktisadi bağımsızlığı da gerektirdiği daha kurtuluş ve kuruluş mücadelesi verilirken idrak edilmişti. Savaşlarda harap olmuş, yokluk ve yoksunluktan bitap düşmüş, her tarafı şehit kanlarıyla sulanmış, memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş, iktisadi olarak bir çöl olan yurdumuzda kısa zamanda modern bir piyasa ekonomisi vücut buldu. Bu kadar olumsuz koşullarda, siyasi ve iktisadi konularda karar alma bağımsızlığımızı koruyarak bir kalkınma modeli uyguladık.  Bu kadar kısa süre içinde elde etmiş olduğumuz başarı ile ne kadar övünsek azdır. Ancak bugün bu başarının üstüne çıkmak, bir süredir hapsolduğumuz orta gelir tuzağından kurtulmak ve artık yüksek gelirli ülkeler arasında yer almak zorundayız.</p>
<p align="left"><strong>“YENİ EKONOMİ YÖNETİMİYLE BİRLİKTE, PİYASALARIN EKONOMİ POLİTİKALARINA GÜVENİNİN YÜKSELDİĞİ BİR DÖNEME GİRDİK”</strong></p>
<p align="left">Bugün, bu hedeflere ulaşmak konusunda altı ay önceye oranla daha umutlu bir noktadayız.  Yeni ekonomi yönetimiyle birlikte, piyasaların ekonomi politikalarına güveninin yükseldiği bir döneme girdik. Ekonomi politikalarında son 10 yılda öngörülebilirliğin azaldığı ve oynaklığın yüksek olduğu bir dönemin ardından mayıs ayından bu yana, geleneksel politikalara dönüldü. Teoride ve uygulamada performansını iyi değerlendirebildiğimiz bu politikalar yatırımcılar için yatırım ufkunun uzamasını sağlıyor. Seçimlerin öncesinde 900 baz puana dayanmış olan Ülke Risk Priminin 350 baz puana kadar gerilemesi uzun vadeli yatırımların finansman imkanlarını genişletiyor.</p>
<p align="left"><strong>“MERKEZ BANKAMIZIN PARA POLİTİKASINDA SIKILAŞMA YÖNÜNDE DOĞRU ADIMLAR ATMAYA BAŞLAMASI ENFLASYON SORUNUNUN ÇÖZÜLECEĞİNE DUYDUĞUMUZ UMUDU PEKİŞTİRİYOR”</strong></p>
<p align="left">Ekonomimizdeki bu gelişmeler geçen hafta açıklanmış olan büyüme verileri ışığında daha da dikkat çekiyor. Yüksek enflasyon geçmiş dönemde büyümenin yapısını bozmuştu. Ekonomimiz, ihracat ve yatırıma değil yüksek tüketime dayalı bir patikaya oturmuştu. Şimdi bir dengelenme sürecinin başladığı dikkati çekiyor. Aşırı tüketime dayanan bir büyüme modelinin sürdürülebilir olmadığını hepimiz biliyoruz. Bu nedenle geçmiş dönemin ekonomik sorunlarının arkasındaki neden olan enflasyonla mücadelede mutlaka başarılı olmamız gerekiyor. Merkez Bankamızın para politikasında sıkılaşma yönünde doğru adımlar atmaya başlaması enflasyon sorununun çözüleceğine duyduğumuz umudu pekiştiriyor. Kademeli şekilde ilerleyen bu süreçle birlikte önümüzdeki yıl fiyat istikrarının sağlanmasında önemli bir aşamaya geleceğimizi umuyoruz.</p>
<p align="left"><strong>“HUKUK SİSTEMİNE DUYULAN GÜVENİ SARSACAK GİRİŞİMLERDEN UZAK DURULMASINI, EKONOMİK PERFORMANSIMIZ AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİ BULUYORUZ”</strong></p>
<p align="left">Ancak uzun vadeli ekonomik performansın artırılmasında para politikasının etkisi hiç şüphesiz sınırlı. Ekonomi yönetiminin başarısı için belki de en belirleyici konu hukuk sistemine duyulan güven. Bu yüzden, hukuk sistemine duyulan güveni sarsacak girişimlerden uzak durulmasını, ekonomik performansımız açısından çok önemli buluyoruz. Umuyorum ki gelecek seneden itibaren makroekonomik istikrarın sağlanması konusunda bir mesafe kat ederiz ve esas gündemimizi yapısal reformlara, sanayi politikalarına, sektörel politikalara, çevre ve iklim politikalarına, istihdam ve eğitim politikalarına ve sosyal yardım politikalarına ayırabiliriz.</p>
<p align="left"><strong>“İÇİNDEN GEÇMEKTE OLDUĞUMUZ DÖNEMİN ÇOKLU KRİZLER ÇAĞI OLDUĞUNU HEP VURGULUYORUZ. ARTAN EŞİTSİZLİKLERİN YOL AÇTIĞI TOPLUMSAL GERİLİMLER, MERKEZ SİYASETÇİLERİN BU SORUNLAR KARŞISINDA İŞE YARAYAN ÇÖZÜMLER ÜRETEMEMESİ VE BİRÇOK ÜLKEDE AŞIRI RADİKAL SİYASETÇİLERİN POPÜLERİTESİNDE GÖZLEMLENEN ARTIŞ…”</strong></p>
<p align="left">TÜSİAD olarak içinden geçmekte olduğumuz dönemin çoklu krizler çağı olduğunu hep vurguluyoruz. Bir süredir ivmesi hızlanan teknolojik dönüşüm, artık hepimizin gündelik yaşamlarımızda bile sonuçlarını fark ettiğimiz küresel ısınma ve ekolojik kriz, iki kutuplu küresel sistemin çökmesinden sonra şiddetlenerek devam eden güç mücadeleleri, artan eşitsizliklerin yol açtığı toplumsal gerilimler, merkez siyasetçilerin bu sorunlar karşısında işe yarayan çözümler üretememesi ve birçok ülkede aşırı radikal siyasetçilerin popüleritesinde gözlemlenen artış, göçler, mülteci akınları ve tırmanan kültürler arası çatışma… Bu sorunlar yumağı yoğun bir istikrarsızlık ve belirsizlik yaratıyor. Tüm dünyada, tüm ülkeleri sarsan böylesi bir krizler çağında ülkemizi hep özlemini duyduğumuz muasır medeniyetler seviyesine nasıl taşıyacağız sorusuna cevap verirken iki konunun çok kritik olduğunu düşünüyorum.</p>
<p align="left"><strong>“BUGÜN İŞ DÜNYASINDA, BÜROKRASİDE VE SİYASETTE BİRÇOK KİŞİ, CUMHURİYETİN YA KENDİLERİNE YA DA EBEVEYNLERİNE SAĞLAMIŞ OLDUĞU FIRSAT EŞİTLİĞİ SAYESİNDE BUGÜNKÜ KOLTUKLARINI DOLDURUYORLAR”</strong></p>
<p align="left">Bunlardan ilki bu kadar çok ve girift sorunun içinden sadece el birliği ile çıkabileceğimiz gerçeği. Yalnızca, bilgi ve tecrübelerimizi bir araya getirerek ve birbirimize inanarak ve güvenerek daha güzel bir geleceğin kapısını açabiliriz. Birbirimizi dinleyerek ve anlayarak, diyalog kanallarını açık tutarak, kendi önceliklerimizi başkalarına empoze etmeyerek, eleştirilerimizde yapıcı davranarak, karşılıklı fedakârlık yaparak bu çalkantılı denizde gemimizi sakin sulara ulaştırabiliriz. Unutmayalım ki mutluluğu kavgada değil, barışta; çatışmada değil huzurda buluruz. İkinci konu ise bilim ve eğitime artık daha fazla oyalanmadan hak ettiği önemi vermemiz gerektiği. Cumhuriyet’in belki de en büyük başarısı eğitimde fırsat eşitliği sağlamış olmasıydı. Eminim ki bu salonu dolduranlarımız dahil olmak üzere bugün iş dünyasında, bürokraside ve siyasette birçok kişi, Cumhuriyet’in ya kendilerine ya da ebeveynlerine sağlamış olduğu fırsat eşitliği sayesinde bugünkü koltuklarını dolduruyorlar. Tabi eğitimde fırsat eşitliği derken herkesin okula gitmesini değil herkesin kaliteli eğitime erişimde engellerle karşılaşmamasını kastediyorum.</p>
<p align="left"><strong>“NİTELİKLİ EĞİTİM OLANAĞI OLMAYAN NİCE PARLAK ÇOCUK MAALESEF HEBA OLUYOR, VASAT BİR İŞE VE VASAT BİR GELİRE MAHKÛM KALIYOR”</strong></p>
<p align="left">Bugün özel sektörde ve kamuda karar verici konumda olanların ezici çoğunluğu eğitim hayatının en az bir aşamasında kamu kurumlarında okumuştur. Ama bugünün çocukları daha önceki kuşaklar kadar şanslı değil. Kaliteli eğitim için aileler bütçelerinden giderek daha fazla pay ayırmaya başladı. Eğitim harcamalarında özel kaynakların payı açısından Türkiye, tüm OECD ülkeleri arasında en yüksek orana sahip. Bu veri, eğitimde fırsat eşitliği konusundaki dezavantajımıza işaret ediyor. Nitelikli eğitim olanağı olmayan nice parlak çocuk maalesef heba oluyor, vasat bir işe ve vasat bir gelire mahkûm kalıyor.</p>
<p align="left"><strong>“HAZIRLIKLARI DEVAM ETMEKTE OLAN MÜFREDAT DEĞİŞİKLİĞİ ÇALIŞMALARINDA 21. YÜZYILIN GEREKTİRDİĞİ YETKİNLİKLER KONUSUNDA BİR İLERLEME GÖRMEYİ TÜM İŞ DÜNYASI OLARAK HEYECANLA BEKLİYORUZ”</strong></p>
<p align="left">Birçok araştırma, önümüzdeki dönemde mevcut işlerin neredeyse yarısının otomasyona tabi olacağını söylüyor. Özellikle belli bir rutinde tekrara dayanan görevlerin giderek insanlar yerine makineler veya yapay zekâ tarafından yapılacağı bir süreçteyiz. Başta yapay zekâ uygulamaları olmak üzere teknolojinin gelişim hızı hepimizi şaşırtıyor. Bu koşullar altında çalışanların geçmişten çok farklı becerilere sahip olması gerektiği aşikâr. Aşikâr olan bir başka nokta da bunun ancak eğitim sisteminde merakı, araştırmacılığı, analitik ve yaratıcı düşünceyi ön plana alan köklü bir reformla gerçekleştirilebilir olması. Son 20 yılda eğitimle ilgili 17 kez değişiklik yapılmış. Gündemde yeni bir değişiklik daha var. Hazırlıkları devam etmekte olan müfredat değişikliği çalışmalarında 21. Yüzyılın gerektirdiği yetkinlikler konusunda bir ilerleme görmeyi tüm iş dünyası olarak heyecanla bekliyoruz. Gençlerimizi yeni teknolojilerin gerektirdiği becerilerle donatırken mevcut çalışanlarımızın da becerilerini geliştirecek eğitim programlarına önem vermeliyiz.</p>
<p align="left"><strong>“TÜRKİYE NE YER ALTI ZENGİNLİKLERİNE NE DE BÜYÜK SERMAYE BİRİKİMİNE SAHİP BİR ÜLKE. GÜNÜMÜZDE REFAHIN ASLI KAYNAĞININ BUNLAR DEĞİL NİTELİKLİ İNSAN, BİLİM-TEKNOLOJİ VE SAĞLIKLI İŞLEYEN KURUMLAR VE KURALLAR OLDUĞUNU HEP SÖYLÜYORUZ”</strong></p>
<p align="left">Teknolojinin gelişmesiyle birlikte ortaya çıkan yeni becerilere sahip eleman ihtiyacı, zaten halihazırda sıkıntı yaşanan nitelikli eleman sorununu daha da ağırlaştıracak. Uzunca bir süredir bin-bir emekle okutup yetiştirdiğimiz nitelikli insan gücümüzü daha cazip ekonomik fırsatlar, sosyal haklar ve yüksek yaşam standartları sunan gelişmiş ülkelere kaybetmeye başlamıştık. Nitelikli insan gücünde görülen sıkıntı son zamanlarda insan kaynaklarının tümüne yayıldı. Geniş işsizlik oranı diyebileceğimiz atıl işgücü oranı yüzde 22’ler bandında dolaşıyor. Ortalama ücret ile asgari ücret arasındaki makas giderek kapanıyor. Üniversite eğitiminde nitelik düşüşü ile birlikte üniversite ile lise mezunları arasındaki ücret makası daralıyor. Yani üniversite eğitiminin getirisi düşüyor. Bir tarafta çalışkan ve başarılı gençlerimizin emeği var, diğer tarafta, yasa dışı yollara sapanların gözler önüne serilen yaşantıları&#8230; Hep tekrar ettiğim gibi üretmeden olmuyor. Her işin başı üretim ve adil rekabet. Ekonomi kayıtlı ve kural bazlı olmalı. Rekabet ortamı düzgün çalışmalı. Yolsuzluk ve kara parayla etkin biçimde mücadele edilmeli. Şurası bir gerçek ki Türkiye ne yer altı zenginliklerine ne de büyük sermaye birikimine sahip bir ülke. Aslında zaten günümüzde refahın aslı kaynağının bunlar değil nitelikli insan, bilim-teknoloji ve sağlıklı işleyen kurumlar ve kurallar olduğunu hep söylüyoruz. Ekonomik büyüme için tek dayanağımız çalışanıyla, girişimcisiyle, bilim insanıyla, teknolojik yeniliklere imza atan araştırmacısıyla, erkeğiyle, kadınıyla insanımız. İnsanımızın niteliklerinin çağın gereksinimlerinin gerisine düşmesi ve beyin göçü, orta gelir tuzağını aşmamızın önünde büyük bir engel teşkil ediyor.</p>
<p align="left"><strong>“21. YÜZYILDA ÇAĞDAŞ UYGARLIĞA GİDEN YOL HUKUK DEVLETİNDEN, DEMOKRATİK STANDARTLARIN YERLEŞİK HALE GELMESİNDEN, LAİKLİK ANLAYIŞININ İÇSELLEŞTİRİLMESİNDEN, BİLİMİN YOL GÖSTERİCİLİĞİNDEN, EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİNDEN GEÇİYOR”</strong></p>
<p align="left">Konuşmamı bitirirken başlangıçtaki soruma geri dönmek istiyorum. İkinci yüzyılımıza girerken ülkemizi çağdaş uygarlıklar seviyesine yükseltecek ve insanımızı mutlu ettirecek bir programa ihtiyacımız var. 21. yüzyılda çağdaş uygarlığa giden yol hukuk devletinden, demokratik standartların yerleşik hale gelmesinden, laiklik anlayışının içselleştirilmesinden, bilimin yol göstericiliğinden, eğitimde fırsat eşitliğinden, kadınların her alanda eşit katılımından ve sürdürülebilirlikten geçiyor. Bunu gerçekleştirmek için geleceği geçmişin kazanımlarının üzerine inşa edeceğiz. Birinci yüzyılın eksikliklerini tamamlayacağız. Çözülememiş sorunlarımızın üstüne gideceğiz. İyileştirilmesi ve düzeltilmesi gereken boyutları toplumsal uzlaşmayla düzelteceğiz. Karşı karşıya olduğumuz çetrefil sorunları, cumhuriyet değerlerinin sağlam zeminine basarak, egemenliğin kayıtsız şartsız sahibinin millet olduğu bilinciyle, hep beraber seferber olarak aşacağız. Birbirimizi dinleyecek, anlayacak, yapıcı davranacak, en önemlisi de birbirimize güveneceğiz. İkinci yüzyılımızı ayrışarak değil anlaşarak, kavgayla değil barışla inşa etme temennisiyle sözlerime son verirken dikkatiniz için teşekkür ediyor hepinizi saygıyla selamlıyorum.”</p>
<p><a href="https://www.haberduyur.com/tusiad-yik-baskani-tuncay-ozilhan-ortalama-ucretle-asgari-ucret-arasindaki-makas-kapaniyor/">TÜSİAD YİK Başkanı Tuncay Özilhan: &#8216;Ortalama ücretle asgari ücret arasındaki makas kapanıyor&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.haberduyur.com">Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberduyur.com/tusiad-yik-baskani-tuncay-ozilhan-ortalama-ucretle-asgari-ucret-arasindaki-makas-kapaniyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TÜSİAD Başkanı Turan: Global Ekonomi Türkiye’yi Desteklemiyor Aksine Sınıyor</title>
		<link>https://www.haberduyur.com/tusiad-baskani-turan-global-ekonomi-turkiyeyi-desteklemiyor-aksine-siniyor/</link>
					<comments>https://www.haberduyur.com/tusiad-baskani-turan-global-ekonomi-turkiyeyi-desteklemiyor-aksine-siniyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Nov 2022 16:39:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Turan]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[TÜSİAD Başkanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberduyur.com/?p=14101</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, dünya ekonomisindeki yavaşlamanın giderek belirginleştiğini belirterek, “Global ekonominin mevcut gidişatının Türkiye perspektifinden baktığımızda destekleyici değil, aksine sınayıcı olduğunu görebiliyoruz” dedi. TÜSİAD Başkanı Orhan Turan, Türkiye Kalite Derneği’nce (KalDer) Kocaeli Kongre Merkezi&#8217;nde &#8220;Riskin Ötesi: Bilim, Sektör ve Toplumda Adalet&#8221; temasıyla bugün düzenlenen 31. Kalite [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.haberduyur.com/tusiad-baskani-turan-global-ekonomi-turkiyeyi-desteklemiyor-aksine-siniyor/">TÜSİAD Başkanı Turan: Global Ekonomi Türkiye’yi Desteklemiyor Aksine Sınıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.haberduyur.com">Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, dünya ekonomisindeki yavaşlamanın giderek belirginleştiğini belirterek, “Global ekonominin mevcut gidişatının Türkiye perspektifinden baktığımızda destekleyici değil, aksine sınayıcı olduğunu görebiliyoruz” dedi.</p>
<p>TÜSİAD Başkanı Orhan Turan, Türkiye Kalite Derneği’nce (KalDer) Kocaeli Kongre Merkezi&#8217;nde &#8220;Riskin Ötesi: Bilim, Sektör ve Toplumda Adalet&#8221; temasıyla bugün düzenlenen 31. Kalite Kongresi&#8217;ne katılarak bir konuşma yaptı. Dünyanın ekonomik ve politika açısından türbülanslı bir dönemden geçtiğini belirten Turan’ın konuşması şöyle:</p>
<p><strong>“ÇIKIŞIN ANAHTARI ‘RİSKİN ÖTESİNİ’ GÖREBİLMEKTE: </strong>Tüm dünya ekonomik ve politik açıdan türbülanslı bir dönemden geçiyor. Böyle dönemlerde eğilimlere yön vermek, değişen koşulların getirdiği fırsatları yakalamak, derinleşen eşitsizliklere çözüm bulmak şüphesiz ki hiç kolay değil. Çok yakın geçmişte seyrek olarak karşımıza çıkan birçok sorun, küresel risk mozaiğinin artık kalıcı bir parçası haline geldi.  Bugünkü Kongre’nin temasını bu açıdan baktığımda oldukça önemli buluyorum. Çünkü çıkışın anahtarı ‘riskin ötesini’ görebilmekte. Bunu nasıl başaracağımızın yanıtını ise ancak küresel sorunlarımızın boyutunu ve etkilerini yeterince analiz ettiğimizde bulabiliriz.</p>
<p><strong>RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI DÜNYADA ENFLASYONİST ORTAMI KÖRÜKLÜYOR: </strong>Küresel refah ortamı, özellikle geride bıraktığımız beş yıl içinde ekonomik ve toplumsal açıdan derin kırılmalar yaşadı, yaşamaya da devam ediyor. Dünya ekonomisinde yavaşlama giderek belirginleşiyor. IMF’nin geçen ay güncellenen tahminlerine göre geçen sene yüzde 6 olan büyümenin bu sene yüzde 3,2’ye, önümüzdeki sene ise yüzde 2,7’ye gerilemesi bekleniyor. Rusya-Ukrayna savaşının enerji, gıda ve genel olarak hammadde fiyatları üzerindeki baskısı dünyada enflasyonist ortamı körüklüyor. Pandeminin küresel tedarik zincirleri üzerindeki olumsuz etkisini hala hissediyoruz. Arz kısıtları özellikle Çin’de devam etmekte. Yanı başımızda Avrupa tahmin edilenden daha uzun bir enerji krizi ve arz şokuna maruz kalabilir.</p>
<p><strong>İTHALAT FATURASI ARTARKEN, İHRACAT YAVAŞLIYOR: </strong>Global ekonominin mevcut gidişatının Türkiye perspektifinden baktığımızda destekleyici değil aksine sınayıcı olduğunu görebiliyoruz. Küresel finansal koşulların sıkılaşması ve dünya ekonomisindeki yavaşlama, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu birçok gelişmekte olan ülke ekonomisini zorluyor. İthalat faturası artarken, ihracat yavaşlıyor. Enerji maliyetindeki artış TL’deki değer kaybı ile birleştiğinde ekonomiye yük bindiriyor. Bu değer kaybı makroekonomik dengeleri bozarken ihracatın rekabet gücüne katkısının önüne geçiyor.</p>
<p><strong>AZALAN KREDİ ARZI, DÜŞEN DIŞ TALEP VE YAVAŞLAYAN İÇ TALEP, BÜYÜME DİNAMİKLERİNİ ZORLAŞTIRIYOR: </strong>Son 4-5 yıldır bozulmakta olan enflasyon dinamikleri ve varılan yüksek enflasyon seviyeleri fiyatlama davranışlarını da bozarken, şirketler kesimi ve hane halkları açısından maalesef belirsizlik, öngörülemezlik, toplumsal refah kaybı, bozulan kaynak tahsisi ve ilave maliyet yaratıyor. Azalan kredi arzı, düşen dış talep ve yavaşlayan iç talep, büyüme dinamiklerini zorlaştırıyor. Küresel rekabet gücümüzü artırmak, mevcut potansiyelimizi ortaya koyarak hem toplumsal hem de ekonomik refah düzeyimizi yükseltmek için politika tasarımında bu süreçleri mutlaka göz önünde bulundurmalıyız.</p>
<p><strong>EKONOMİK İSTİKRAR VE REFAH BOYUTUNDA İLERLEME MÜMKÜN: </strong>Mevcut zorlu tablo fırsatları görmemize engel olmamalı. Belirsizlik ortamından çıkışta, sürdürülebilir dönüşümü bütüncül politikalarla çıpa olarak belirlediğimiz noktada; yatırım, istihdam, rekabet gücü, ekonomik istikrar ve refah boyutunda ilerleme mümkün. Bugünün ekonomisinin yüksek katma değerli üretim üzerine kurulu olduğu açıktır. Verimlilik artışı ve yüksek katma değer yaratmak için bilimsel ve teknolojik ilerlemeyi yakalayabilmek önemli.</p>
<p><strong>CUMHURİYET DEĞERLERİ IŞIĞINDA HEDEFİMİZ, GELİŞMİŞ, SAYGIN, ADİL VE ÇEVRECİ BİR TÜRKİYE’DİR: </strong>Önceliğimiz, insanımızın yetkinliklerini geliştirmek, bilimi ve teknolojik gelişmeyi esas almak ve ekonomiden hukuka ve demokrasiye kadar tüm alanlarda güvenilir ve kapsayıcı kurum ve kuralları hayata geçirmek olmalı. 100. Yılımıza girerken, akıl, bilim, hukuk ve özgürlük üzerine inşa edilmiş Cumhuriyet değerleri ışığında hedefimiz; gelişmiş, saygın, adil ve çevreci bir Türkiye’dir.  Bugünün teması ile de çok iyi örtüştüğünü düşündüğüm bu vizyonun bizi hedeflerimize ulaştıracağına inanıyorum.”</p>
<p><a href="https://www.haberduyur.com/tusiad-baskani-turan-global-ekonomi-turkiyeyi-desteklemiyor-aksine-siniyor/">TÜSİAD Başkanı Turan: Global Ekonomi Türkiye’yi Desteklemiyor Aksine Sınıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.haberduyur.com">Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberduyur.com/tusiad-baskani-turan-global-ekonomi-turkiyeyi-desteklemiyor-aksine-siniyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TÜSİAD Başkanı Orhan Turan: &#8216;Fiyat İstikrarı Olmadan Ekonomi Doğru Şekilde İşlemez&#8217;</title>
		<link>https://www.haberduyur.com/tusiad-baskani-orhan-turan-fiyat-istikrari-olmadan-ekonomi-dogru-sekilde-islemez/</link>
					<comments>https://www.haberduyur.com/tusiad-baskani-orhan-turan-fiyat-istikrari-olmadan-ekonomi-dogru-sekilde-islemez/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Oct 2022 12:23:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Turan]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[TÜSİAD]]></category>
		<category><![CDATA[TÜSİAD Açıklamaları]]></category>
		<category><![CDATA[TÜSİAD Haber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberduyur.com/?p=12991</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, “Dünyada nakde, dolara erişim zorlaşıyor, pahalı hale geliyor ve büyümenin finansmanı zorlaşıyor. Artık global ekonomi Türkiye perspektifinden baktığımızda, destekleyici değil aksine son derece sınayıcı hale geliyor. 2013’ten bu yana global ekonomiden aldığımız payın hızla düşmesi hepimizi düşündürmeli&#8221; dedi. Dış politikaya ilişkin de değerlendirme [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.haberduyur.com/tusiad-baskani-orhan-turan-fiyat-istikrari-olmadan-ekonomi-dogru-sekilde-islemez/">TÜSİAD Başkanı Orhan Turan: &#8216;Fiyat İstikrarı Olmadan Ekonomi Doğru Şekilde İşlemez&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.haberduyur.com">Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, “Dünyada nakde, dolara erişim zorlaşıyor, pahalı hale geliyor ve büyümenin finansmanı zorlaşıyor. Artık global ekonomi Türkiye perspektifinden baktığımızda, destekleyici değil aksine son derece sınayıcı hale geliyor. 2013’ten bu yana global ekonomiden aldığımız payın hızla düşmesi hepimizi düşündürmeli&#8221; dedi. Dış politikaya ilişkin de değerlendirme yapan Turan, &#8220;Özellikle Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinde bugün gelinen noktada her iki tarafın da hataları olduğunu söyleyebiliriz” diye konuştu.</p>
<p>Güney Ege Sanayi ve İş Dünyası Federasyonu (GESİFED) ve Bodrum Esnaf ve Sanayici İş İnsanları Derneği (BESİAD) iş birliğiyle düzenlenen &#8220;İş İnsanları Zirvesi&#8221; Bodrum&#8217;da yapıldı.</p>
<p>Zirvede konuşan TÜSİAD Başkanı Orhan Turan, finansmana erişimde yaşanan zorluklara dikkat çekti. Turan, şunları söyledi:</p>
<p><strong>“HEM ÜLKEMİZ HEM DE DÜNYAMIZ EKONOMİK OLARAK ÖNEMLİ DEĞİŞİMLERE GEBE BİR ORTAM İÇİNDE: </strong>Yarın Cumhuriyetimizin 99. yılını kutlayacağız. Cumhuriyetimizin 100. yılında hem ülkemiz hem de dünyamız açısından önemli değişimlere gebe olabilecek küresel bir ekonomik ortam içerisinde, konumumuzu ve geleceğimizi belirlememiz gerekecek. Günümüzün tahlilinde küresel ekonomiyi durgunluk, enflasyon ve istikrar arasındaki hassas denge ile tanımlayabiliriz. Ekonomik aktivitenin son üç yılda tecrübe ettiği şoklar neticesinde, dünyada ve ülkemizde ekonominin yavaşladığı yeni bir dönem içerisine giriyoruz.</p>
<p><strong>DÜNYADA NAKDE, DOLARA ERİŞİM ZORLAŞIYOR: </strong>Ekonomiler henüz pandeminin etkilerinden sıyrılmamışken, Rusya-Ukrayna savaşının farklı kanallar üzerinden tetiklediği şoklara maruz kaldı. Öne çıkan enerji arzı problemi, Avrupa ekonomisi için koşulları fazlasıyla zorlaştırırken, ABD tarafında ise yüksek enflasyon öncelikli konu başlığı haline geldi. Bu çerçevede global ekonomide üç temel konuyu yakından takip ediyoruz. Avrupa’daki olası resesyon ve ihracatımıza yansıması. Asya’nın ve özellikle Çin’in hızlı yavaşlaması. Ve en önemlisi ABD Merkez Bankası başta olmak üzere tüm merkez bankalarının fiyat istikrarını önceliklendirdiği para politikasının sıkılaştığı süreç. Bu süreç beraberinde doların güçlenmesini de getiriyor. Dünyada nakde, dolara erişim zorlaşıyor, pahalı hale geliyor ve büyümenin finansmanı zorlaşıyor. Artık global ekonomi Türkiye perspektifinden baktığımızda, destekleyici değil aksine son derece sınayıcı hale geliyor.</p>
<p><strong>FİYAT İSTİKRARI OLMADAN EKONOMİ DOĞRU ŞEKİLDE İŞLEMEZ: </strong>Geçtiğimiz dönemde pandeminin etkilerini cesaretli hamlelerle hafifletmeye çalışan para politikalarının, günümüzde enflasyon ile mücadele için yoğun bir biçimde kullanıldığına şahitlik ediyoruz. Para politikasının sadece genişleyici değil, gerektiğinde sıkılaştırıcı yönde kullanımının dengelenme için gerekli olduğunu unutmamamız gerekli. Uzun vadede tüm ekonomik paydaşlara fayda sağlayacak bir ortamı yakalamak için, kullanılan para politikası bileşenleri ne kadar sade ve anlaşılır olursa istenilen noktaya ulaşmak o denli kolay olacaktır. Ekonomik aktörler tarafından kolayca anlaşılabilen politikalar, bütüncül etkileri değerlendirilmeden tasarlanan mikro düzeydeki karmaşık politikalardan çok daha iyi sonuçlar verecektir. Unutmayalım ki, fiyat istikrarı olmadan ekonomi doğru şekilde işlemez ve bu durum, daha önce de belirttiğimiz gibi, hiçbir paydaşa fayda sağlamaz. Enflasyonla doğru mücadelenin, sağlıklı büyüme için önkoşul olduğunu tekrar hatırlatmak isterim.</p>
<p><strong>2013’TEN BU YANA GLOBAL EKONOMİDEN ALDIĞIMIZ PAYIN HIZLA DÜŞMESİ HEPİMİZİ DÜŞÜNDÜRMELİ: </strong>İçinden geçtiğimiz global sürece ve önümüzdeki yıllarda ülkemize ne sunduğuna çok dikkatli bakmalı, gelişmeleri doğru okumalı ve sürdürülebilir politikalar üretmeliyiz. Attığımız adımlar hedeflerimize ulaşmamızda yeterli gelmiyorsa, gerekiyorsa var olan iktisadi politikalarımızı gözden geçirmeliyiz. 2013’ten bu yana global ekonomiden aldığımız payın hızla düşmesi hepimizi düşündürmeli. Bundan 10 yıl evvel ülke ekonomimizin dünyadan aldığı pay yüzde 1,2’lerdeyken bugün bu pay yüzde 0,8’e kadar düşmüş durumda. Yılın ilk çeyreğinde yüzde 7’lik bir büyümeyi yakalamamıza rağmen, ekonomideki öncü göstergeler hem ihracatımızda hem iç ekonomide ve üretimde yıl sonuna doğru hızlı bir yavaşlamayı işaret ediyor.</p>
<p><strong>KREDİYE ERİŞİM HER GEÇEN GÜN ZORLAŞIYOR: </strong>Cari açık halen artış trendinde. Enflasyon hedeflediğimiz seviyelerde değil, refah kaybımız yüksek. Krediye erişim her geçen gün zorlaşıyor. Yoğun regülasyon döneminden geçen finansal kesimin de bu regülasyonlar çerçevesinde kredi vermesi daha da zorlaşıyor. Unutmayalım ki, sağlıklı işleyen üreten, istihdam yaratan bir reel kesimin arkasında bu süreci destekleyen sağlıklı işleyen bir finansal sektöre ihtiyaç var. Uyguladığımız politikaları dizayn ederken bu süreçleri göz önünde bulundurmalıyız.</p>
<p><strong>TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ BİR SÜREDİR ÇOK YANLIŞ BİR ZEMİNE OTURDU: </strong>Dış politikaya baktığımızda da özellikle Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinde bugün gelinen noktada her iki tarafın da hataları olduğunu söyleyebiliriz. Son yıllarda Türkiye’de temel alanlarda yaşanan gerilemenin kaynağının önemli bir bölümü, Türkiye’nin kendi iç sorunları ile ilgilidir. Ancak Avrupa Birliği tarafından 2006’dan bu yana Türkiye ile demokrasi, yargı, temel hak ve özgürlükler, dış politika gibi öncelikli temel alanlarda müzakere süreci işletilmedi. 2016’da sığınmacılara ilişkin iş birliği mutabakatı ile de ilişkiler bir alışveriş ilişkisine döndü. Genişleme tartışmalarında Türkiye’den bahsedilmiyor. Sonuçta Türkiye-AB ilişkileri bir süredir çok yanlış bir zemine oturdu.</p>
<p><strong>TÜRKİYE’NİN AVRUPA’NIN GELECEĞİ TARTIŞMALARINDA DOĞRU BİR ŞEKİLDE KONUMLANMASI GEREKİR: </strong>Bu zihniyetten her iki tarafın da hızla çıkması ve entegrasyon odaklı yapıcı politikalar işletmeye başlatılması gereklidir. Yeni oluşturulan Avrupa Siyasal Topluluğu’nun da genişleme sürecine alternatif oluşturmayan, AB’yi tamamlayıcı ve üyelik sürecini kolaylaştırıcı bir işlevi olması gerekir. Çağımızın karmaşık sorunları karşısında AB’nin açık, kapsayıcı ve daha ileri düzeyde entegre bir kimliğe bürünmesi, medeniyetçi temelde dışlayıcı bir anlayışa prim vermemesi gerekiyor. Türkiye’nin Avrupa’nın geleceği tartışmalarında doğru bir şekilde konumlanması gerekir. Bugünkü gibi sığınmacılara karşı Kale Avrupası’nın sınır bekçisi gibi bir mantığı sürdürmeye çalışan her tasarım başarısızlığa mahkumdur. İlişkilerin yeniden ilerleme ve reform çıpasına dönmesi gerekir. Sürekli vurguladığımız gibi, Türkiye’nin yeri başından itibaren hem jeopolitik, hem demokratik değerler, hem de ekonomik ilişkiler açısından transatlantik ittifak, AB ve demokrasiler ailesidir.</p>
<p><strong>SAVAŞ ORTAMINDA İLİŞKİLERİN GELMİŞ OLDUĞU NOKTANIN KİMSE TARAFINDAN ARZU EDİLİR OLMADIĞINI GÖRDÜK: </strong>Bu konulardaki görüşlerimizi paylaşmak ve Türkiye-AB ilişkisinin mevcut durumunu ve önümüzdeki dönemdeki temel öncelikleri istişare etmek üzere, bu hafta 2 gün Brüksel’de yoğun temaslarda bulunduk. AB Komisyonu ve Parlamentosu’ndan üst düzey yetkililer ve kanaat önderleri ile görüşmeler gerçekleştirdik. Avrupa’da yaşanan savaş ortamında ilişkilerin gelmiş olduğu noktanın kimse tarafından arzu edilir olmadığını gördük. Ancak sorunların aşılabilmesi için, her seviyede diyaloğun devam ettirilmesi, iki tarafın da yaşanan gerilemenin sebeplerine odaklanması gerekiyor. Son dönemde Türkiye hükümeti ve AB Kurumları arasında artan görüşmelerin karşılıklı güveni yeniden tesis etmeye yönelik önemli bir adım olduğunu düşünüyoruz. Bugün Rusya ile olan ilişkiler, pek çok ülkenin enerji politikasını tekrardan gözden geçirmesine sebep oldu. Nitekim kalkınma politikalarının en stratejik bileşenlerinden birini enerji sektörü oluşturuyor. Enerji kaynakları açısından dışa bağımlılığımızı, jeopolitik sorunların arz güvenliğine etki gücünü de değerlendirdiğimizde sektörün kritik önemi daha da artıyor. İklim değişikliği ile mücadele hedeflerimizi de bu denkleme ilave ettiğimizde, enerjide dönüşümü ülkemizin en öncelikli konuları içinde konumlandırıyoruz.</p>
<p><strong>YENİLENEBİLİR ENERJİ POTANSİYELİMİZ GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE SİSTEME KAZANDIRILMALI: </strong>Arz güvenliğini tesis edecek ve temiz enerjiye geçişi sağlayacak dönüşüm tüm değer zincirinde bütüncül bir yaklaşımı gerektiriyor. Yenilenebilir enerji potansiyelimizin güçlü bir şekilde sisteme kazandırılması için gerekli olan mekanizmaların etkinleştirilmesini çok önemli görüyoruz. Enerji arz güvenliğine ve kalitesine yönelik altyapının güçlendirilmesi; kaynak ve rezerv planlamasının etkili bir şekilde yapılması; depolama ve hidrojen teknolojilerinin geliştirilmesine yönelik adımların desteklenmesi önemli. Enerji dönüşümü olgusunun bir diğer temel unsuru ise üretimden tüketime tüm değer zincirinde verimliliğin azami seviyeye yükseltilmesidir. Enerji sistemlerinin verimlilik odağında dönüştürülmesini; tüketici alışkanlıklarının değişimini, enerji tasarrufunun içselleştirilmesini sağlayacak çok boyutlu bir kültürel dönüşümü hayata geçirmeliyiz.</p>
<p><strong>KAMU VE İŞ DÜNYASININ GÜÇLÜ BİR SİNERJİ İÇİNDE HAREKET ETMESİ KRİTİK ÖNEM TAŞIYOR: </strong>Ekonomimizin önemli aktörleri olan KOBİ’lerimizin yeşil dönüşüm kapasitesini geliştirmeye odaklı teşvik tedbirlerini güçlendirmemiz gerekiyor. Küresel tedarik zinciri, çevresel ayak izinin izlenmesini öngören bir yapıda şekilleniyor. İkiz dönüşümün sağlıklı temeller üzerinden hayata geçirilmesi nitelikli insan kaynağına, altyapı iyileştirmelerine ve finansman mekanizmalarının çeşitlendirilmesine ihtiyaç duyuyor. Ana hatlarını çizmeye çalıştığım bu süreçte kamu ve iş dünyasının güçlü bir sinerji içinde hareket etmesi kritik önem taşıyor.</p>
<p><strong>TARIMSAL VERİMLİLİĞİMİZ VE SEKTÖRDE YARATILAN KATMA DEĞER MAALESEF ARZU EDİLENDEN DÜŞÜK: </strong>İklim değişikliğinin etkilerini hissedeceğimiz bir diğer önemli alan da tarım. Üreticiden tüketiciye çok katmanlı bir yapıda olan tarım ve gıda sektörü ülke ekonomimiz ve sosyal kalkınma politikalarımız açısından stratejik bir önem taşıyor. Pandemi ve Rusya-Ukrayna savaşından tecrübe ettiğimiz üzere tedarik zinciri ve gıda arz güvenliği son derece hassas dengeler üzerine kurulu. Bununla birlikte sektörün tüm paydaşlarca dikkat çekilen önemli yapısal sorunları var. Tarımsal verimliliğimiz ve sektörde yaratılan katma değer maalesef arzu edilenden düşük. İklim değişikliğinin tarımsal verimlilik üzerinde negatif etkisi giderek artıyor. Gıda atık ve kayıpları yüksek seviyelerde. Sektördeki ölçek sorunu ve yaşlanan tarım nüfusu kırdan kente göçü tetikliyor. Sektörün karşı karşıya kaldığı bu tehditler tarım ve gıda değer zincirinde yıkıcı etkilere neden oluyor. Gıda fiyatları artıyor ve gıda arz güvenliğinde ciddi kırılmalar meydana geliyor.</p>
<p><strong>TARIMI GENÇLERİN, GİRİŞİMCİLERİN İLGİ ALANINA ÇEKMELİYİZ: </strong>Üretici örgütlenmelerinin güçlendirilmesi, üreticilerin katma değerden aldıkları payın artırılması iyileştirilmesi gereken alanların başında geliyor. Tarımı gençlerin, girişimcilerin ilgi alanına çekmemiz; teknolojik dönüşümü sektörün tüm bileşenlerine entegre edecek teşvik politikalarını güçlendirmemiz; eğitim ve Ar-Ge’nin dönüştürücü gücüne azami ağırlık vermemiz gerekiyor.</p>
<p><strong>YETKİN İNSAN KAYNAĞI YETİŞTİRMEK, GENÇLERİMİZE YATIRIM YAPMAK BİR NUMARALI ÖNCELİĞİMİZ OLMALI: </strong>Geçtiğimiz üç yılda, girişimcilik ekosistemimiz 2 tanesi decacorn olmak üzere toplamda 6 unicorn çıkarmayı başardı. Türkiye&#8217;de 2021&#8217;de yapılan rekor seviyedeki yatırım miktarına 2022’nin daha ilk yarısı itibariyle ulaştık. Ekosistemimizin yakaladığı bu güzel ivmeyi sürdürmesi için tüm paydaşların iş birliği içerisinde çalışmaya devam etmesi oldukça kritik. Dünyaya çözüm üreten Türk girişimlerinin önünün açılması büyüme potansiyeli yüksek girişimlere özel destek mekanizmaları geliştirerek mümkün. Bunun için finansman kaynaklarının çeşitlendirilmesi, hukuki ve idari altyapının güçlendirilmesi ve uluslararası pazarlarla etkileşimin artırılması elzem ama tek başına yeterli değil. Yetkin insan kaynağı yetiştirmek, gençlerimize yatırım yapmak bir numaralı önceliğimiz olmalı.</p>
<p><strong>KIZ ÇOCUKLARI VE KADINLARA FIRSAT EŞİTLİĞİ SAĞLANMASI SON DERECE KRİTİK ÖNEMDE: </strong>TÜSİAD olarak kadınların ve erkeklerin ekonomik yaşama, karar alma mekanizmalarına, siyasete ve toplumsal hayata eşit katılımının bir ülkenin demokrasi ve kalkınma düzeyinde belirleyici bir faktör olduğuna inanıyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitliği çok boyutlu; bu nedenle her adımda farklı yönlerinin düşünülerek yaklaşılması ve bütüncül politikalarla harekete geçirilmesi gereken bir alan. Eğitimin her kademesine erişimde ve devamlılıkta kız çocukları ve kadınlara fırsat eşitliği sağlanması son derece kritik önemde. Diğer taraftan eğitim tek başına kadınların çalışma hayatına katılımı ve devamlılığı için yeterli olamıyor. Bunun için çok boyutlu tedbirlere ihtiyaç var. Kadınlar özellikle anne olduktan sonra iş hayatına ya uzun süre ara veriyor ya da tamamen bırakıyor. Üniversite mezunu kadınlarımızın yüzde 32&#8217;si çalışmıyor, bu çok ciddi bir kayıp. Bu çerçevede, nitelikli ve erişilebilir çocuk bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması kritik önem taşıyor. Dijitalleşmenin sunduğu imkanlardan yararlanarak iş-özel hayat uyumunu güçlendirecek güvenceli esnek çalışma koşullarının sağlanması da önemli katkı sağlayacaktır. Daha çok kadını yönetim düzeyinde görmemiz gerektiğini her fırsatta vurguluyoruz. Bunun için her şirketin ve kurumun kendisine hedefler koymasının, giriş düzeyinden üst yönetime kadar eşitliği gözetmesinin, yetenek havuzunu kadınlarla güçlendirmesinin, kadın yöneticilerine mentorluk ve profesyonel network imkanları sağlamasının önemine değiniyoruz.</p>
<p><strong>BEYİN GÖÇÜNE ENGEL OLMAMIZ, GENÇLERİMİZE YAŞAMAK İSTEYECEKLERİ BİR ÜLKE İKLİMİ SAĞLAMAMIZ DA GEREKİYOR: </strong>Buradan tüm iş insanları derneklerimize de yönetim kurullarında çok daha fazla kadını görmek istediğimiz çağrısını da yapmak istiyorum. TÜSİAD olarak geçen sene 50. kuruluş yıl dönümümüzde ‘Yeni Bir Anlayışla Geleceği İnşa’ adlı çalışmamızı kamuoyu ile paylaştık. Artık ülkelerin gelişmişlikleri sadece maddi kaynaklarıyla ölçülmüyor. Ülkelerin gelişmişlikleri maddi olmayan kaynaklar üzerinden de ölçülüyor. Biz bu maddi olmayan kaynakları üç başlıkta topladık: insan, bilim ve kurumlar. Maddi olmayan kaynaklarımızın başında insani gelişme ve yetkinleşme geliyor, gençlerimiz geliyor. Çağı yakalayan nitelikli bir eğitim alabilen, özgür düşünebilen ve kendini özgürce ifade edebilen gençlerimiz, bugün ve yarın refahın asıl göstergesi olacaktır. Geleceğin dünyasına gençleri bugünden hazırlamak, STEM becerilerini, disiplinlere arası düşünmeyi, dil becerilerini, dijital okuryazarlığı kazandırarak bir dünya vatandaşı olarak yetiştirmemiz ve eğitim sistemini bu bakış açısıyla gözden geçirmemiz gerekiyor. Ülkenin geleceğini düşünürken, bu ülkenin gelişimini sağlayacak insanları kaybetmememiz, beyin göçüne engel olmamız, gençlerimize yaşamak isteyecekleri bir ülke iklimi sağlamamız da gerekiyor.</p>
<p><strong>ARAŞTIRMA-GELİŞTİRME YATIRIMLARININ ARTIRILMASI YİNE BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR: </strong>Kalkınmanın dayanması gereken ikinci sütun; bilim, teknoloji ve inovasyondur. Dünyada teknoloji çok hızlı gelişirken, ülkemiz için hayallerimizi ancak bilim ve teknolojide ilerleme sağlayarak hayata geçirebiliriz. Bu çerçevede, dijital teknolojilerin üretim ekosistemine entegre edilmesini ve bu teknolojilerin ülkemizde geliştirilmesini kritik önemde görüyoruz. Üniversite-sanayi iş birlikleri, Araştırma-Geliştirme yatırımlarının artırılması yine büyük önem taşıyor.</p>
<p><strong>ÇOĞULCU DEMOKRASİ VE KUVVETLER AYRILIĞI GÜÇLENDİRİLMELİ: </strong>Üçüncü unsur ise kurumlar ve kurallardır. Hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, hak ve özgürlüklerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi standartlarında güçlendirilmesi, her bireyin her düzeyde etkin hak arama imkanına sahip olabilmesi bu kapsama girmektedir. Çoğulcu demokrasinin ve kuvvetler ayrılığının güçlendirilmesi, şeffaf, hesap verebilir bir kamu yönetimi, denetleyici ve düzenleyici kurumların özerkliği de kurumlar ve kurallar başlığında ilerlememiz için önemlidir.&#8221;</p>
<p><a href="https://www.haberduyur.com/tusiad-baskani-orhan-turan-fiyat-istikrari-olmadan-ekonomi-dogru-sekilde-islemez/">TÜSİAD Başkanı Orhan Turan: &#8216;Fiyat İstikrarı Olmadan Ekonomi Doğru Şekilde İşlemez&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.haberduyur.com">Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberduyur.com/tusiad-baskani-orhan-turan-fiyat-istikrari-olmadan-ekonomi-dogru-sekilde-islemez/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TÜSİAD Başkanı Turan: Fakirleşerek Büyüyoruz</title>
		<link>https://www.haberduyur.com/tusiad-baskani-turan-fakirleserek-buyuyoruz/</link>
					<comments>https://www.haberduyur.com/tusiad-baskani-turan-fakirleserek-buyuyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Jun 2022 11:02:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Turan haber]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Turan son dakika]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği başkanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberduyur.com/?p=7836</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, “Geride bıraktığımız 14 yılın genişlemeci para politikası dönemi kapanıyor. Şu an artık rüzgâr karşıdan esiyor ve işimizi çok daha fazla zorlaştırıyor. Küresel koşullar artık lehimize değil. Rekabetçi kur, yüksek ihracat ve cari fazla mantığıyla kurgulanan ama günümüz kalkınma anlayışı ve pratiğiyle yeterince örtüşmeyen [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.haberduyur.com/tusiad-baskani-turan-fakirleserek-buyuyoruz/">TÜSİAD Başkanı Turan: Fakirleşerek Büyüyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.haberduyur.com">Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, “Geride bıraktığımız 14 yılın genişlemeci para politikası dönemi kapanıyor. Şu an artık rüzgâr karşıdan esiyor ve işimizi çok daha fazla zorlaştırıyor. Küresel koşullar artık lehimize değil. Rekabetçi kur, yüksek ihracat ve cari fazla mantığıyla kurgulanan ama günümüz kalkınma anlayışı ve pratiğiyle yeterince örtüşmeyen politikalar kalkınma açısından istenilen sonuçları vermiyor. Büyüme kalkınma için tek başına yeterli olmuyor, hatta maalesef fakirleşerek büyüyorsunuz” dedi.</p>
<p>TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi toplandı. Toplantının açılışında konuşan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, izlenen ekonomi politikalarının yarattığı koşullarda gelirlerin hızla eridiğini, özellikle sabit gelirlilerin enflasyon baskısını en derinden hissettiğini söyledi. Ekonomi yönetimini eleştiren Turan, “Akran ülkelerle kıyasladığımızda dünyada hem en yüksek enflasyona hem de son derece yüksek risk primine sahip ülke konumundayız. Nitekim bu hafta 19 yılın en yüksek CDS seviyesini de gördük. Bunun sürdürülemez olduğunu ve hızla rasyonel politikalara dönülmesi gerektiğini düşünüyoruz” dedi.</p>
<p>Festival ve konser iptallerine de değinen Turan, “Gençliğin her alanda özgürlük talepleri bu denli belirginken, mutlu günlerini tüm enerjileriyle kutlamak isteyen gençlerin bu özlemlerinin, haklarının, eğlenme özgürlüklerinin neden rahatsız edici bulunduğunu anlamak doğrusu pek kolay değil. Bazı sanatçılarımızın ve onları dinlemek, izlemek isteyen hayranlarının buluşmasının neden bir tehlike arz ettiğini anlamamız da kolay değil” diye konuştu.</p>
<p>TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan’ın konuşması satır başlarıyla şöyle:</p>
<p><strong>“YALNIZCA EKONOMİYLE SINIRLI KALMAYAN BİR GELECEK PROJESİNE İHTİYAÇ VAR: </strong>Türkiye’nin tümünde, Doğu’dan Batı’ya, Kuzey’den Güney’e iş dünyası olarak aslında aynı durumlarla, güçlüklerle karşı karşıyayız. Bu nedenle, gözlemlerime dayanarak şu saptamayı yapabilirim: Hem vatandaş hem de iş insanı olarak Anadolu girişimcileri de bir an önce rasyonel, dünya ve memleket gerçekleriyle uyumlu ve yalnızca ekonomiyle sınırlı kalmayan bir gelecek projesine ihtiyaç duyuyor.</p>
<p><strong>DÜNYADA YALNIZCA ENERJİ FİYATLARINDA DEĞİL GIDA FİYATLARINDA BİR PATLAMA YAŞANIYOR: </strong>Ülkemizin coğrafi konumu bizi ister istemez dünyadaki pek çok gelişmenin merkezine yerleştiriyor. Ayrıca bugünün dünyasında yerkürenin herhangi bir yerinde yaşanan tabiatla bağlantılı ya da siyasi bir gelişme tüm ülkeleri etkileyebiliyor. Son 40 yılda yaşanan ekonomik gelişmeler, Asya’nın ekonomik yükselişi ve küreselleşmenin yeni bir evresine geçilmesi nedeniyle uluslararası sistemin yeniden tasarlanmasını gerektiren, kurucu sayılacak bir anda yaşıyoruz. Dünyanın eski düzeni, bu düzenin kurum ve kuralları acil bir yenilenmeye ihtiyaç duyuyor. Bir daha asla devletler arası savaşa tanık olmayacağını düşündüğümüz Avrupa’da yaklaşık 4 aydır acımasız, yıkıcı, insani dramlarıyla ekranlarımıza yansıyan bir savaş yaşanıyor. Dünyada yalnızca enerji fiyatlarında değil gıda fiyatlarında bir patlama yaşanıyor. Bir şekilde stoklardaki buğdayın piyasalara taşınamaması ya da yeni mahsul için ekim yapılamaması halinde tüm dünya önce kıtlık ardından vahim bir açlık sorunuyla karşı karşıya kalacak. Zayıf devletlere sahip yoksul ve ithal tarım ürünlerine bağımlı ülkelerde istikrarsızlık ve çatışma ihtimali bu durumda artacak. Covid-19 pandemisi sonrasında zaten yükselen fiyatlar enerji ve tahıl ürünlerindeki fahiş artışlar nedeniyle küresel ekonomiye sekte vuruyor.</p>
<p><strong>ENFLASYONUN TIRMANACAĞI, BÜYÜMENİN İSE BASKI ALTINDA OLACAĞI BİR DÖNEMİN BAŞLANGICINDAYIZ: </strong>Kısacası, tedarik zinciri problemleri ve hammadde fiyatlarında süregelen artış Ukrayna’da devam eden savaşın tetiklediği belirsizliklerle harmanlanıyor. Bunun sonucunda dünyada enflasyonun tırmanacağı, büyümenin ise baskı altında olacağı bir dönemin başlangıcındayız. Bunlara ek olarak iklim değişikliğinin ve savaşın, gıda ve su arzı üzerinde artan tehdidi ile karşı karşıyayız.</p>
<p><strong>MAALESEF FAKİRLEŞEREK BÜYÜYORSUNUZ: </strong>Yeni gerçekler iktisat biliminin merceğinden değerlendirildiğinde yakın geçmişe damgasını vuran para politikalarının sürdürülemeyeceği belirginleşiyor. Daha net ifade etmem gerekirse; geride bıraktığımız 14 yılın genişlemeci para politikası dönemi kapanıyor. Bu politikalar Türkiye’nin dönem dönem yaşadığı krizlerden çıkabilmesini kolaylaştıran bir etki yapmışlardı. Oysa şu an küresel ekonominin geçmekte olduğu döngüde rüzgâr karşıdan esiyor ve işimizi çok daha fazla zorlaştırıyor. Küresel koşullar artık lehimize değil. Rekabetçi kur, yüksek ihracat ve cari fazla mantığıyla kurgulanan ama günümüz kalkınma anlayışı ve pratiğiyle yeterince örtüşmeyen politikalar kalkınma açısından istenilen sonuçları vermiyor. Büyüme kalkınma için tek başına yeterli olmuyor, hatta maalesef fakirleşerek büyüyorsunuz. Artık ucuz TL ve ucuz iş gücü ile ihracatta rekabet avantajı kazanma devri, yerini yüksek nitelikli işgücüyle ve teknolojiyle yüksek katma değer yaratmaya bıraktı.</p>
<p><strong>TASARRUF SAHİPLERİNİ CEZALANDIRAN BİR PARA POLİTİKASI İZLİYORUZ: </strong>İşte dünyada böylesi sert bir dönüşüm yaşanırken Türkiye’de bir türlü tam anlamıyla kontrol altına alamadığımız enflasyon, dünyada 1970’leri anımsatan enflasyonist baskının da etkisiyle üç rakamlı eşiğe doğru hızla ilerliyor. Enflasyonla mücadelede tüm dünya faizleri artırarak frene basmayı tercih ederken biz uzun süredir hem kurun yükselmesine ve hesap yapılamamasına yol açan hem de tasarruf sahiplerini cezalandıran bir para politikası izliyoruz. Bundan dolayı vergi mükellefleri ve hazine gereksiz bir yükü taşımak durumunda kalıyorlar. Akran ülkelerle kıyasladığımızda dünyada hem en yüksek enflasyona hem de son derece yüksek risk primine sahip ülke konumundayız. Nitekim bu hafta 19 yılın en yüksek CDS seviyesini de gördük. Bunun sürdürülemez olduğunu ve hızla rasyonel politikalara dönülmesi gerektiğini düşünüyoruz.</p>
<p><strong>PİYASA GERÇEKLERİYLE VE DÜNYA PRATİĞİYLE UYUMLU BİR POLİTİKA SETİ ÜZERİNDE UZLAŞABİLMELİYİZ: </strong>İktisat bilimiyle ve tüm dünyadaki uygulamalarla çelişen bir yaklaşımı sürdürmemeliyiz. Akılcı, toplumsal aklı ve enerjiyi harekete geçirebilen, farklı kesimlerin katkı yapabilecekleri bir tartışma ortamında piyasa gerçekleriyle ve dünya pratiğiyle uyumlu bir politika seti üzerinde uzlaşabilmeliyiz. Sorunlarımız yalnızca para politikasıyla, dizginlenemeyen enflasyonla sınırlı değil. Derin bir enerji krizinin de içindeyiz ve enerjide dışarıdaki fiyat artışları cari açığımızı artırırken, içeride özellikle sanayiye uygulanan rayiçler üretimi ve ihracatımızı olumsuz etkiliyor. Türkiye ekonomisi dünya hasılasından aldığı payı 2000’lerin başından 2013’e kadar yüzde 0,60’tan yüzde 1,24’e kadar yükseltmişken, bu pay son 7-8 yıldır hızla düşerek yüzde 0,8’e kadar geriledi. Türkiye’nin potansiyeline sahip bir ülke için bu gerçekten kabul edilemeyecek bir durumdur.</p>
<p><strong>ÖZELLİKLE SABİT GELİRLİLER ENFLASYON BASKISINI EN DERİNDEN HİSSEDİYOR: </strong>İzlenen ekonomi politikalarının yarattığı koşullarda gelirler hızla eriyor. Özellikle sabit gelirliler enflasyon baskısını en derinden hissediyor. Kentli, eğitimli orta sınıfların gelirleri de erozyona uğruyor. Unutmayalım ki, orta sınıfı güçlü olmayan bir ülkede demokrasi zayıflar. Eşitsiz gelir dağılımı demokratik sisteme yönelik inancı zedeler. Bu bağlamda ülkenin ekonomik durumu ve siyasi atmosferi nedeniyle bugüne dek görülmemiş bir ölçeğe varan beyin göçünü bir kez daha gündeme getirmek zorundayım. Bu göçü durdurmak için atılacak adımların en başta gelen önceliklerimizden sayılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu boyutlarda bir nitelikli insan kaybına tahammülümüz olmadığına inanıyoruz.</p>
<p><strong>KÜRESELLEŞMENİN YENİ BİR VERSİYONUNA GEÇİYORUZ: </strong>Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle birlikte hem Avrupa güvenliğinde hem de dünya siyasetinde yeni bir dönem başladı. 30 yılı aşkın süredir Avrupa’yı tanımlayan güvenlik mimarisi yıkıldı. Rusya öngörülebilir bir süre için Avrupa’dan koptu. Bu gelişme Avrupa’nın enerji bağımlılığının sona erdirilmesi için bir ivmeyi tetiklerken, Atlantik İttifakını güçlendirerek NATO’yu yeni dönemin başat Batı kurumu haline getirdi. Küreselleşmenin yeni bir versiyonuna geçiyoruz. Tedarik zincirlerinin kısaltılması bağlamında bölgesel ekonomik kümelerin ve bunları örgütleyecek kurumların öne çıkacağı, göçmen meselesinin daha belirgin şekilde siyaseti etkileyeceği ve küresel güvenlik mimarisinin yeniden inşa edileceği bir kurucu andayız.</p>
<p><strong>TÜRKİYE YENİ YAPILANMAYA AKTİF KATKIDA BULUNAN BÖLGESEL GÜÇ OLMALIDIR: </strong>Türkiye bu konuların hemen hepsinde özellikle Batı sistemi içinde önemli roller oynayacak, oynaması kendisinden beklenen bir ülke. Ne var ki bu önemin, bu değerli konumun iyi yönetilmesi gerekiyor. İzlenecek politikaların diplomatik inceliklere öncelik veren bir strateji içinde, dostlukları derinleştirip düşmanlıkları azaltacak şekilde tasarlanması ve uygulanması çıkarlarımızı korumayı kolaylaştıracaktır. Bu, aynı zamanda yaşadığımız dönemin manasını da tam olarak kavramanın önemini bize hatırlatıyor. Türkiye bu kurucu anda alınan kararlara, izlenen çizgiye tepki veren bir ülke değil, yeni yapılanmaya aktif katkıda bulunan, düzen şekillenirken kendi görüşlerini bu yeni yapının harcına yerleştiren bir ülke ve bölgesel güç olmalıdır.</p>
<p><strong>İSVEÇ VE FİNLANDİYA’NIN NATO ÜYELİKLERİ KONUSU: </strong>Terörden çok çekmiş, acılar yaşamış bir toplumun hassasiyetlerine dost ve müttefik ülkelerin daha fazla dikkat etmesini istemek elbette Türkiye’nin hakkıdır. Ancak en haklı olduğumuz konularda bile çıkarlarımızı korurken tercih edeceğimiz yöntem amaca varmamızı kolaylaştıracak şekilde formüle edilmelidir. Bu bağlamda İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleri konusunda Türkiye’nin dile getirdiği sıkıntıların ve taleplerin müzakere yoluyla, karşılıklı anlayışı geliştirerek ve ittifak ruhuna uygun şekilde çözülebileceğini ümit ediyoruz. AB ile ilişkilerimizin hayli sorunlu olduğu herkesin malumu. Bu ilişkileri sığınmacı mutabakatına indirgemekten tarafların vazgeçme zamanı gelmiş de geçmektedir. Konuları tek tek pazarlığa açan yaklaşımın sona ermesi, ilişkilerin karşılıklı güvensizlikten arındırılarak canlandırılması, tedarik zincirleri yeniden tanımlanır ve sermaye kendisine yeni adresler ararken, büyük önem taşıyacaktır.</p>
<p><strong>REFAHIMIZI ARTIRACAĞIMIZ BİR YOLA GİRMELİYİZ: </strong>Ekonomik konularda da içeride atacağımız rasyonel ve reformist adımlarla, kurumların güçlendirilmesiyle konumumuzu sağlamlaştıracağımıza inanıyoruz. Küresel ekonomideki dönüşüme ayak uydurarak dünya ekonomisinden daha yüksek bir pay alacağımız, refahımızı artıracağımız bir yola girmeliyiz. Ancak biliyoruz ki AB ile ilişkilerin düzelmesi konusu salt ekonomik toparlanmaya bağlanacak bir mesele değildir. Türkiye’nin potansiyelini sonuna kadar kullanacağı bir noktaya gelinmesi aynı zamanda anayasamızdaki demokratik, sosyal, laik, hukuk devleti tanımlamasına tam anlamıyla uygun bir yönetim yapısı kurmaya bağlıdır.</p>
<p>Yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü, uluslararası taahhütlere sadakat, düşünce ve ifade özgürlüğü toplumumuz ve ekonomimiz açısından birer lüks değil gerekliliktir. Yargı bağımsızlığının ağır bir erozyona uğraması, vatandaşların adalete güvensizliğinin başlıca nedenidir. Hepimizin bildiği gibi adalet mülkün yani devletin temelidir. O temel sağlam olmak zorundadır.</p>
<p><strong>GENÇLERİN GELECEKLE İLGİLİ DERİN KAYGILARI VAR: </strong>Gençlerimiz her şeyden önce duyulmak ve dikkate alınmak istiyorlar. Anlaşılmadıklarına, ailelerinden ve okullarından yeterli desteği alamadıklarına inanıyorlar. Gelecekle ilgili derin kaygıları var. Gözleri, sahip olunan özgürlükler ve olanaklar nedeniyle gıpta ile baktıkları diğer ülkelerde. Liyakatin kıymetinin olmadığını, yükselmenin çalışmaktan, emek vermekten değil doğru bağlantılara sahip olmaktan geçtiğini düşünüyorlar. Kurumlara güvenleri çok düşük. Kadınların toplumsal, ekonomik, siyasal hayata katılımının önünde çok fazla engel olduğunu gözlemliyorlar.</p>
<p><strong>İSTANBUL SÖZLEŞMESİ&#8217;NE GERİ DÖNÜLMESİ GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNDÜĞÜMÜZÜ DE BİR KEZ DAHA TEKRAR EDEYİM: </strong>Yeri gelmişken cinsiyet eşitliği konusuna da değinmek istiyorum. Dünyanın pek çok gelişmiş ülkesinden önce kadınların siyasi haklara sahip olduğu, eşit vatandaş statüsüne kavuştuğu bir ülkeyiz. Cinsiyetçi ayrımların toplumları ne denli geride bıraktığının, kadınların toplumsal ve ekonomik hayata katılmalarının, yüksek eğitim seviyelerine ulaşmalarının ne denli önemli olduğunun iyice anlaşıldığı bu çağda Türkiye’nin bu konularda geriye gitmesi kabul edilemez. İstanbul Sözleşmesi&#8217;ne geri dönülmesi gerektiğini düşündüğümüzü de bir kez daha tekrar edeyim.</p>
<p><strong>GENÇLERE KUTUPLAŞMA, AYRIMCILIK VE ÖTEKİLEŞTİRMEDEN ARINMIŞ BİR ÜLKE İKLİMİ SUNABİLMELİYİZ: </strong>Son olarak gençlerimizde kültürel farklılıklar üzerinden toplumun farklı kesimlerini ötekileştirme eğiliminin daha zayıf olduğunu görüyoruz. Bu durumun toplumsal barış ve toplumsal-siyasal dönüşüm açısından önemli bir koşulu yerine getirdiğini düşünüyorum. Ciddiye alınmak isteyen, daha iyi eğitim talep eden, haklarının yenmediği bir düzen arayan gençlerimize, kutuplaşma, ayrımcılık ve ötekileştirmeden arınmış bir ülke iklimi sunabilmeliyiz.</p>
<p><strong>GENÇLERİN EĞLENME ÖZGÜRLÜKLERİNİN NEDEN RAHATSIZ EDİCİ BULUNDUĞUNU ANLAMAK DOĞRUSU PEK KOLAY DEĞİL: </strong>Bu konuyu bağlarken son zamanlarda hızla artan festival ve konser iptallerine de kısaca değinmek istiyorum. Gençliğin her alanda özgürlük talepleri bu denli belirginken, mutlu günlerini tüm enerjileriyle kutlamak isteyen gençlerin bu özlemlerinin, haklarının, eğlenme özgürlüklerinin neden rahatsız edici bulunduğunu anlamak doğrusu pek kolay değil. Bazı sanatçılarımızın ve onları dinlemek, izlemek isteyen hayranlarının buluşmasının neden bir tehlike arz ettiğini anlamamızın da kolay olmadığı gibi.</p>
<p><strong>KURUCU İLKELERİMİZ HALEN BİZE IŞIK TUTMAYA DEVAM EDİYOR: </strong>Geleceğe de ümitle bakıyoruz. Sonuçta, 99 yıllık tarihi içinde Cumhuriyetimiz pek çok zoru başardı. Güçlükleri aştı. Ülkeyi belli bir kalkınmışlık noktasına getirdi. Kurucu ilkelerimiz halen bize ışık tutmaya devam ediyor. Siyaset toplumdaki modernleşme ve özgürleşme özlemlerini ciddiye aldığı taktirde bugünkü güçlüklerin doğru hedefler, politikalar benimsenerek ve bizi bütünleştirecek söylemlerle aşılabileceğinden şüphe etmiyorum.”</p>
<p>HABER: ESRA ALUS</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.haberduyur.com/tusiad-baskani-turan-fakirleserek-buyuyoruz/">TÜSİAD Başkanı Turan: Fakirleşerek Büyüyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.haberduyur.com">Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberduyur.com/tusiad-baskani-turan-fakirleserek-buyuyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
