<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cumhuriyet Halk Partisi - Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</title>
	<atom:link href="https://www.haberduyur.com/etiket/cumhuriyet-halk-partisi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.haberduyur.com/etiket/cumhuriyet-halk-partisi/</link>
	<description>Flaş Haberler Son Dakika, Güncel Haberler, Gündem Haberler, İstanbul Haberleri, Ankara Haberleri, Tarafsız Ve Bağımsız İnternet Haber Sitesi - HaberDuyur.com</description>
	<lastBuildDate>Fri, 05 Sep 2025 13:09:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.haberduyur.com/wp-content/uploads/2024/03/cropped-haber-duyur-32x32.png</url>
	<title>Cumhuriyet Halk Partisi - Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</title>
	<link>https://www.haberduyur.com/etiket/cumhuriyet-halk-partisi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Özgür Özel: Ne bir adım geri atacağız, ne bir kelime eksik söyleyeceğiz ne bir santim eğileceğiz.</title>
		<link>https://www.haberduyur.com/ozgur-ozel-ne-bir-adim-geri-atacagiz-ne-bir-kelime-eksik-soyleyecegiz-ne-bir-santim-egilecegiz/</link>
					<comments>https://www.haberduyur.com/ozgur-ozel-ne-bir-adim-geri-atacagiz-ne-bir-kelime-eksik-soyleyecegiz-ne-bir-santim-egilecegiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Sep 2025 13:09:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Özel]]></category>
		<category><![CDATA[partisinin Program Kurultayı’]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberduyur.com/?p=56457</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Program Kurultayı’nın açılış konuşmasını yaptı. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Değerli katılımcılar, değerli akademisyenler, uzmanlar, çok kıymetli misafirlerimiz, Cumhuriyet Halk Partisi’ne, Türkiye Cumhuriyeti’nin baba evine hoş geldiniz. Bugün partimizin 102’nci yaşına özel olarak hazırladığımız kuruluş haftamızda hepimizin heyecan duyduğu önemli bir çalıştayda sizlerle bir arada olmaktan büyük bir [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.haberduyur.com/ozgur-ozel-ne-bir-adim-geri-atacagiz-ne-bir-kelime-eksik-soyleyecegiz-ne-bir-santim-egilecegiz/">Özgür Özel: Ne bir adım geri atacağız, ne bir kelime eksik söyleyeceğiz ne bir santim eğileceğiz.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.haberduyur.com">Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cumhuriyet Halk Partisi</strong> Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Program Kurultayı’nın açılış konuşmasını yaptı. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Değerli katılımcılar, değerli akademisyenler, uzmanlar, çok kıymetli misafirlerimiz, Cumhuriyet Halk Partisi’ne, Türkiye Cumhuriyeti’nin baba evine hoş geldiniz. Bugün partimizin 102’nci yaşına özel olarak hazırladığımız kuruluş haftamızda hepimizin heyecan duyduğu önemli bir çalıştayda sizlerle bir arada olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum” dedi. Özel, şunları söyledi:</p>
<h3>“PARTİNİN NERELERDEN GELDİĞİNE TARİHTE NOT DÜŞÜŞ…”</h3>
<p>“4-9 Eylül, geçen sene aynı tarihlerde yaptığımız ve üzerinde uzun uzun bir yıla yakın çalışıp da daha sonra uzun uzun tartıştığımız değişen parti tüzüğümüzde artık kuruluş haftası olarak tanımlandı. Cumhuriyet Halk Partisi, 9 Eylül 1923 tarihinde verdiği Osmanlı harfleriyle, Osmanlıca dilekçeyle kurulan bir parti. Bunun orijinal nüshası ve daha sonra Latin alfabesiyle yazılmış olan hali hem arşivimizde, hem devlet arşivinde, hem de benim odamda bulunuyor. Ama bir tartışmamız vardı geçen seneye kadar. Parti, 9 Eylül 1923’te kuruldu resmen ve 102’nci yaşında. Ama çok sayıda Cumhuriyet Halk Partisi’ni çalışan akademisyenin buna itirazı vardı. Çünkü 1927 yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’in ilk resmi kurultayında Nutuk’u okumaya başlamadan önce ‘Cumhuriyet Halk Partisi’nin ikinci kongresine hoş geldiniz’ dedi. O zaman kongre deniyor. ‘İkinci’ dediğinde salonun meraklı bakışları üzerine ‘Birincisini Sivas’ta yapmıştık, 4 Eylül 1919’da’ dedi. Tabii bu Cumhuriyet Halk Partisi’nin kökünü nereden aldığını ve bugünlere nerelerden geldiğini hatırlatması açısından çok önemli bir tarihe not düşüş. Biz de geçen sene yaptığımız yeni tüzüğümüzde 4-9 Eylül tarihlerini kuruluş haftamız olarak tarif ettik. Dedik ki ‘Her sene bu haftayı Cumhuriyet Halk Partisi kendi örgütüyle, kendi üyeleriyle, misafirleriyle, bilim insanlarıyla, toplumun ve içinde bulunduğumuz süreçleri tüm paydaşlarıyla birlikte oturup siyaseti konuşarak, geleceği konuşarak, geçmişi ve tarihi konuşarak, gelecek vizyonunu konuşarak, kültür ve sanata yer vererek bir hafta geçirecek. Bu haftayı her sene bu şekilde değerlendireceğiz. O haftalardan bu sefer ilkindeyiz.”</p>
<h3>“ATTIĞIMIZ ADIMLAR 19 MART SİVİL DARBE SÜRECİYLE KESİLDİ”</h3>
<p>“Bu sene bu haftanın ana temasını bu kez de program çalışmamız olarak belirledik. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi yönetimine geldiğimiz süreçteki birinci vaadimiz, ‘Hep birlikte demokratik çağın gereklerini karşılayan, parti içi demokrasiyi önceleyen, kurulları ve kuralları önceleyen ve yenileyen bir tüzük yapacağız’ olmuştu. Ardından da ‘Parti programımızı içinde bulunduğumuz sürece ve hazırlandığımız iktidara uygun hale getireceğiz’ demiştik. Onun için attığımız adımlar maalesef 19 Mart sivil darbe süreciyle kesildi. İki &#8211; üç ay gibi ister istemez bir gerileme oldu. Bütün çalışmalar kesilmedi. Sizlerin katkıları devam etti. Görev paylaşımları ve bu binadaki, Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönetim kademelerindeki yüksek tansiyondan etkilenmeyen alanlarda çalışmalar devam etti. Ama ardından yaza girmemizle birlikte başta Genel Sekreterimiz Sayın Selin Sayek Böke olmak üzere arkadaşlarımız tatillerinden, gecelerinden fedakarlık ederek, orada kaybedilen birkaç ay telafi edildi. Bu haftaya 81 ilimizde, il danışma kurullarıyla başlayan, sonra 973 ilçemizde ilçe danışma kurullarında tartışılan, kendilerine yollanan yönergeyle partinin bugünkü yöneticileri, aktif üyelerinin yanında geçmişte partiye emek verenler, parti üyesi olsunlar ya da olmasınlar meslek örgütlerinin, sivil toplum kuruluşlarının varsa kendi ilçelerinde, illerinde örgütlü sendikaların mutlaka görüşleri alınarak ve halkla temas edilerek, halka konuşularak, adeta ‘Nasıl bir Cumhuriyet Halk Partisi?’ diye talep toplanarak ya da ‘Hangi sorununuza nasıl bir çözüm bekliyorsunuz iktidar edeceğiniz partiden?&#8217; ya da ‘İktidar olduğunda, oy vermeyi düşündüğünüz partiden?’ diye sorduğumuz, sonra yeniden il danışma kurullarında bunların raporlaştırıldığı, genel merkeze iletildiği, bu sırada dünyaya bakan heyetlerin dünyadaki başarılı sosyal demokrat programlardan alıntıları ya da buraya taşınması gereken metinleri, örnek çözümleri taşıdıkları, en önemlisi de bu salonda bulunan sizlerle partimizdeki çok kıymetli gölge kabinedeki bakanlarımızın, genel başkan yardımcılarımızın kurduğu temaslar, karşılıklı girilen etkileşim ve programa yapabileceğiniz katkılar noktasında sizin üretimlerinizin dahil edildiği bir süreç yaşadık.”</p>
<p>“BELLEK MÜZEMİZDE BU SENE KONUMUZ CHP KURULTAYLARI”</p>
<p>“Bilmiyorum gezme şansı oldu mu? Olmadıysa mutlaka öneriyorum. Hele hele gençlik kollarımızdan 10 genç arkadaşımızın ev sahipliğinde bu yıla özgü olarak hazırlanmış olan sergiyi ve devamında Bellek Müzemizi gezmeye her birinizi davet ediyorum. Bellek Müzemizde de bu sene konumuz, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurultayları. Hatta bugün sizlerin toplanacağı 10 salonun da her birinin adı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin geçmişte yaptığı kurultaylarla ve tarihleriyle anılıyor. O sergi gezildiğinde görüyoruz ki her bir Cumhuriyet Halk Partisi programının arkasında yoğun tartışmalar, çuvallara sığmayan tutanaklar, yazılmış çizilmiş belgeler, dökülmüş mürekkepler, çürütülmüş dirsekler, akıtılmış göz nurları var. Bugünkü bu çalışmanın da arkasında geçmiş kurultaylardaki emekten azı yok. Emeğin de çoğuna sizler sahipsiniz. Bugünkü toplantıya ve bu toplantıya gelene kadar… Ki bir yıllık meseleye bizim tarafımızda Selin Sayek Böke hocamızla birlikte değerli hocamız Armağan Erdoğan’ın, Parti Meclis Üyemiz Emine Uçak’ın, hem milletvekillerimiz, hem partimizin değerli yöneticileri Sayın Yunus Emre ve Yüksel Taşkın’ın emeklerini anmadan geçmek istemem. Çok büyük emek verdiler. Gayret sarf ettiler. Sizlerin böylesi bir atmosferde böylesine yoğun bir katılım göstermeniz, bugünkü programa 600’den fazla geçmişte de programımıza emek vermiş olan akademisyenin, uzmanın katkı sağlamak üzere burada bizlerle birlikte olmanız gerçekten hepimiz için onur verici olmasının yanında Türkiye’nin umduğumuz aydınlık geleceği için de umut verici. Bu yüzden katılımlarınız ve bugüne kadarki destekleriniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum ve hoş geldiniz diyorum.”</p>
<h3>“PARTİMİZ, DÜNYANIN ÖNDE GELEN PROGRAM PARTİLERİNDENDİR”</h3>
<p>“Bugünün önemini şöyle özetlemek isterim: Cumhuriyet’in kurucu partisi, kendi vizyonunu en katılımcı anlayışla ve bilimin yol göstericiliğiyle şekillendiriyor ve hayata geçiriyor. Partimiz, dünyanın önde gelen program partilerinden biridir. 106 yıllık partimizin tarihinde, programlarımızda ortaya konulan vizyon Türkiye’yi dönüştüren eylemlere taşınmıştır her zaman. Sizlerle birlikte yazmakta olduğumuz ve artık redaksiyon evresine devretmeyi umduğumuz bu haftanın sonunda, programımızın Cumhuriyet’in 2025 dünyasına uygun, 2025 Türkiye’sinin sorunlarına doğru çözümler üreten ve partimize, ülkemize yeni bir soluk, yeni bir vizyon kazandırmasını arzuluyoruz. Bu vizyonu sizlerle birlikte hazırlıyoruz. Yine sizlerle birlikte uygulamayı ümit ediyoruz. Pek çok konuşmamda yer verdim, veriyorum. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak siyaset kalesinin başarı kapısını 47 yıldır bir türlü aşamıyorduk. Elbette yerel seçimlerde kayda değer başarılarımız, zaman zaman elde ettiğimiz başarılar var. Ama kurulduğu gün Türkiye’nin birinci partisi olan, ne zaman Türkiye’nin birinci partisi olduysa; seçimleri kazandıysa iktidarda ve yürütmede yer aldıysa Türkiye’nin çok önemli sorunlarına tarihsel çözümler üreten ve Türkiye Cumhuriyeti’ne tarihsel kazanımlar elde etmiş olan; daha ilk başta Cumhuriyet’i kuran ve ardından yokluğu, kıtlığı, hastalıkları aşan, Atatürk’ün deyimiyle ‘10 yılda 15 milyon genç’ yaratan, sonra da kaybettiği seçimde Türkiye’ye çok partili demokrasiyi ve iktidarın seçimle el değiştirebilmesini hediye eden; kaybettiği seçimde bile… Tekrar iktidar olduğunda bu sefer sosyal devleti; işçileri, örgütlenme hakkını, işçilerin güvencelerini ve sendikalı mücadeleyi Türkiye’ye kazandırmış olan, toprak reformunu tartıştıran, her türlü eşitsizliğin üzerine soldan bir bakışla, eşitlikçi ve kalkınmacı bir bakışla çözümler üreten bir partinin çok uzun süre iktidardan mahrum kaldığı bir süreçte bir kez daha demokrasiyi kurma, bir kez daha hep birlikte Türkiye’yi ayağa kaldırma, kalkındırma, kötü bölüşüme net bir müdahalede bulunma, yoksulluğu bitirme, daha çok kazanma ama adil bölüşmeye yönelik olarak; aynı zamanda demokrasiye yönelik olarak, aynı zamanda barışa yönelik olarak, Türkiye’nin başta Kürt sorunu olmak üzere toplumsal barışına olumsuz etki eden her meselenin çözümüne demokratik çözüm önererek ve cesaretle üstüne giderek, özellikle son dönemde çok büyük sıkıntılar çekilen toplumsal cinsiyet eşitliği noktasında etkili, net, tarihsel, kalıcı bir müdahalede bulunmak üzere bir kez daha Cumhuriyet Halk Partisi iktidara hazırlanıyor. Bir kez daha Türkiye Cumhuriyeti, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu tarihsel katkısını bekliyor ve o konuda aslında önemli bir sürecin içindeyiz.”</p>
<p>“BİZE BU MÜCADELEDE CESARET VE KARARLILIK DÜŞÜYOR”</p>
<p>“Yaşadığımız bütün kötülükler, bütün anti demokratik müdahaleler, tarihte eşine ve benzerine rastlanmayacak şekilde yargı eliyle bir sivil darbe girişimi; Türkiye’nin mevcut değil, gelecekteki iktidarına darbe girişimi, gelecekteki Cumhurbaşkanı’na darbe girişimi de hiçbirisi boşuna değil. Bu dönüşüme direnenlerin, cumaları hutbelerde ‘Kadınla erkek mirastan eşit pay alırsa, bu erkeğin iki kat pay almasını gerektiren İslam hukukuna aykırıdır. Bu yüzden de kadın erkeğin hakkına girmiş olur’ diyecek hutbeleri okutmaya başlayanların, okuttukları hutbelerde neredeyse kadınların bütün toplumsal kazanımlarına el uzatmaya niyetlenenlerin, buna bir zemin yaratmaya çalışanların, diğer yandan ‘İşimize geldi, bindik. İşimize gelmediği gün ineriz’ dedikleri demokrasi tramvayından 31 Mart seçimlerinde kaybettikleri bir seçimden sonra inmeye karar verenlerin yaşattığı bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Yani içinde bulunduklarımız; ana muhalefet partisinin iki yıl önce yapılmış seçiminde seçilmiş ve yenisinin seçilmesine 15 gün kalmış İstanbul İl Başkanlığı’na kayyım atanacak kadar 2025 yılında ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel merkezine kayyım atamayı ya da yapılmış seçimleri yok saymayı hedefleyecek kadarki geri dönmüşlük, aslında vaat ettiğimiz değişimin ne kadar büyük, ne kadar yapısal ve ne kadar kalıcı olduğunu ve o yüzden de ne kadar birilerini korkuttuğunu gösteriyor. Karşımızdakilerin araç olarak gördükleri demokrasiyi, artık bir kenara bırakıp, hatta ve hatta buraya gelmelerini sağlayan sandığı ortadan kaldırmaya niyetlendikleri bir sürecin içindeyiz. O yüzden bize bu mücadelede cesaret düşüyor, kararlılık düşüyor. Ama her mücadelenin bir fiziki tarafı, birimiz, birilerimiz ne kadar daha süreceği bilinmeyen haksız mahkumiyetle ve lüzumsuz, kötü niyetle uygulanan bir tutuklama tedbiriyle zindanlarda bedel ödüyorlar. Kimilerimiz meydanlardayız, otobüslerin üstündeyiz. Tarihte görülmemiş mitinglerle, meydanların bize kattığı enerjiyle birlikte bir mücadeledeyiz. Ama işin, bu büyük değişim ve dönüşümün bir de bu safhası var. Bu safhasını yapmak için de sizlerle birlikteyiz.”</p>
<h3>“KADINLAR, GENÇLER VE BİLİMLE SORUN ÇÖZÜLECEKTİ”</h3>
<p>“O 47 yıldır siyaset kalesinin açamadığımız başarı kapısını, 47 yıl sonra ‘Nasıl aşacağız?’ diye oturduğumuz MYK salonunda aslında nasıl aşacağımız gözümüzün önündeydi. Hatta şakasını yaptım. Dedim ki ‘Bakın, içeride üç tane anahtar olacak. Atatürk onları bir yere koymuştur. O anahtarlar bu koca kalenin başarı kapısını açacak muhakkak.’ Aslında salonda gözümüzün önündeydi anahtarlar. Yaş ortalaması 42’ydi bunu söylediğim Merkez Yönetim Kurulu’nun. Gölge kabineden oluşuyordu; 17 bakan ve bir cumhurbaşkanı yardımcısı, 18 kişi. Tayyip Erdoğan’ın o 18 kişisinin; gerçek bakanların, 17’si erkekti. Sadece Aile Bakanı kadındı. Kadını çünkü kafasında aileden sorumlu, sadece aile ile var olan, çocuğu doğuran, çocuğunu büyüten, kocasını bekleyen, varsa hastasına, engellisine bakan ve evde duran olarak kodladıkları için. Dış işleri, iç işleri, kültür sanat, herhangi bir bakanlık kadına göre değildi. O evde oturmalıydı. Ama benim karşımdaki MYK’da 18 gölge bakanın 9’u kadındı, 9’u erkekti. Yani kadınlarla, gençlerle birlikte ve üçüncü anahtar bilimle birlikte bu sorunlar çözülecekti. Bütün analizlerimizi eğer kazanabilecek bir aday varsa, ki onu en bilimsel yöntemlerle, ölçme ve değerlendirmeyle, 350 bin anket yaparak adayları belirleyip, 250 bin anketle sahada takip ederek an be an bu raporların hepsini her toplantıda tartışarak devam ettik. Eğer kazanabilecek adaylar içinde genç varsa mutlaka genç aday olmalıydı. Kazanabilecek adaylardan biri kadınsa, kadın aday olmalıydı. Birden çok kadın varsa kadınların arasında bir tercih olmalıydı. Böylelikle örneğin 6 bin 500 belediye meclis üyesini seçilecek yerlerden kadın aday gösterebildik. Örneğin tüm Türkiye Cumhuriyeti tarihinde sadece 6 kadın belediye başkanı varken İzmir’de tüm partilerden, Cumhuriyet Halk Partisi gösterdiği 9 kadın adaydan 8’ini İzmir’de seçtirebildi. Türkiye’de 40 kadın belediye başkanına ulaşabildik. Gençlik kollarından gelen yüzlerce arkadaşımız belediye başkan adayı oldular ve çok önemli belediyelerde Türkiye’nin en büyük metropollerini, 30’lu yaşlarındaki gençlere ve kadınlara emanet etme imkanı bulduk. Sonra bu kürsüye çıkıp da seçim akşamı Türkiye’nin gözünün içine baka baka bu başarının kadınlarla, gençlerle ve bilimle geldiğini söyleyebilmiştik.”</p>
<h3>“GENEL MERKEZİMİZ BİR FİKİR FABRİKASINA DÖNÜŞECEK”</h3>
<p>“Bir yıldır yoğun olarak sürdürdüğümüz program çalışmaları Türkiye’yi gelecek 10 yıllara hazırlayacak şüphesiz. Atatürk devrimleri ve altı okumuz üzerine inşa edilmiş kapsamlı bir vizyon metnimizi yine bilimin ışığında hep birlikte tamamlayıp uygulayacağız. 4-9 Eylül tarihlerinde gerçekleştirdiğimiz İkinci Yüzyıl Değişim Kurultayımızdan bu yana katılımcı, kapsayıcı, dinamik bir süreçle parti programımızı güncelleme çalışmalarımızı yürüttük, yürüttünüz. Bir yıl boyunca bilim ve siyaseti örgütlerimiz ve uzmanları bir araya getiren, keyifli bir çalışma pratiğine de sahip olduk. Bugünkü çalıştayımızda birçoğunuzun farklı vesilelerle kıymetli katkılar sunduğu bu çalışmayı son aşamasına getireceğiz. Akademisyenler, uzmanlar, bilim insanları, bürokratlar ve sivil toplum temsilcilerinden oluşan bu geniş kadro genel merkezimizin bir fikir fabrikasına dönüştürecek. Demokrasiden kalkınmaya, sosyal adaletten sanayi politikalarına, toplumsal cinsiyet eşitliğinden gençlik politikalarına, ekonomiden ticarete her başlıkta ülkemizin gelecek yıllarını şekillendirecek yaklaşımları ortaya çıkaracağız. En önemlisi de Türkiye’nin günümüzde çok ihtiyaç duyduğu; katılımcı, kapsayıcı, çoksesli, ortak akla dayalı yönetim ve siyaset anlayışımız, bugün çalıştayımızda çalışma yöntemimizi ortaya koyacak. Türkiye’yi nasıl yöneteceğimize karar verirken, bu süreçte de Türkiye’yi vaad ettiğimiz şekilde yöneteceğiz. Yuvarlak masalarda birlikte üretecek, birlikte tartışacak, farklı alanlardaki deneyimlerden ve masaya gelmiş çalışmalardan son şekline giderken, yine ortak akılla karar verme yöntemini tercih edeceğiz.”</p>
<h3>“DAHA ÖNÜMÜZDE ÇOK YOL VAR”</h3>
<p>“Bugün burada 600 kişi var, çok zengin geniş bir kadroyla buluştuk. Ancak imkanlar dahilinde katılımcı listemizi sınırlı tutmamız gerektiğini buradan ifade etmek isterim. Hem ben hem çok sayıda yöneticimiz bu süreçte görev almak isteyen, geçmişte alamamış ya da bugünden itibaren katkı sağlamak isteyen, belki bu salondan daha fazla katılımcının talebini almış durumdayız. Önümüzdeki süreçte Genel Sekreterliğimiz ve programın çalışmalarını yürüten ekibimiz, hiçbir katkıdan mahrum olmayacak şekilde o başvuruları da değerlendirecek. Çünkü daha önümüzde çok yol var. Bugün ve bu hafta parti programımız sizlerin emekleri, yarın gençlerin ortaya koyacakları katkılar ve sonraki iki günde de örgütümüzün yapacağı katkılarla son şeklini almaya başlayacak. Ama bu partimizin programı. Önümüzde bir hükümet programı ve Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizin ortaya koyacağı bir iktidar programı olacak. O programla ilgili de Genel Sekreterimiz, ki aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizin de İcra Kurulu üyelerinden birisi olarak, buraya bugün bu salona davet edemediğimiz, bu binada 10 büyük salondaki kurulacak çok sayıda yuvarlak masaya oturtamadığımız ama burada olma iradesini bize iletmiş olan herkesin emeğinden yararlanmaya, enerjisinden yararlanmaya, yapmak istediği katkıları bundan sonraki süreçlere dahil etmeye gayret gösterecekler. Bu konuda kapıların ardına kadar açık olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum.”</p>
<h3>“BARIŞ AKADEMİSYENLERİNİN YAŞADIKLARI SORUNLAR ORTADA”</h3>
<p>“İktidarın 19 Mart darbesi ile başlattığı antidemokratik saldırılar sadece siyaset kurumunu ya da siyaset zeminini hedef almıyor şüphesiz. Bilimsel üretimin çok zorlu koşullarda yapıldığı bir dönemdeyiz. Biz 19 Mart darbesi ile birlikte geleceğin iktidarına ve geleceğin Cumhurbaşkanına yönelik bir sivil darbenin somutlandığını ifade ediyoruz. Ama bu anlayış ülkeyi yıllardır darbeci bir zihniyetle, daha doğrusu kendisinin imkan tanıdığı, devletin her yerine, en mahrem alanlarına yerleştirdiği, altına tank da verdiği, uçak da verdiği, unvan da verdiği, YÖK’ü de teslim ettiği, Emniyet Genel Müdürlüğü’nü de teslim ettiği ve daha sonra kendisine darbe girişiminde bulunan bir cemaatin darbe girişimini, kanlı bir darbe girişimini, hain bir darbe girişimini araçsallaştırarak ilan ettiği olağanüstü halden sonra… Ülkeyi o günden bugüne, önce OHAL’de bir referandum yaparak, çoğu çağdaş demokrasi bunu reddeder, anayasal engeller vardır bunun üzerinde. Ama olağanüstü hal şartlarında önce bir referandum yaparak, sonra bunu kalıcılaştıracak bir baskın seçim yaparak, hem de referandumdan sonraki hazırlık kanun maddelerini yapmayıp onları da aldığı bir yetki kanunuyla OHAL şartlarında, OHAL kararnameleri ile yaparak. Daha sonra bu şartlarda seçim yaparak. Sonra da 1,5 aylığına ilan ettiği OHAL’i neredeyse üç yıl sonra kaldırırken, OHAL’in yarattığı konforlu alanları kalıcılaştıran kanuni düzenlemeler yaparak bugünlere geldi. Tabii bu süreçte en ağır yarayı; bilimsel özgürlük, kurumsal özellikler ve bu ikisinin de olmazsa olmaz buluştuğu yer üniversiteler aldı. Ve bilimsel üretim için ön koşul olan demokratik ortam ortadan kalktığı gibi, bugün yapılan araştırmalara akademisyenleri yüzde 45’inin kendilerine otosansür uyguladıklarını ifade ediyorlar. Ve ayrıca bir bütün olarak ve büyük utanç olarak Barış Akademisyenlerinin yaşadıkları sorunlar hâlâ daha ortada. Suçlamalardan beraat etmelerine rağmen akademisyenler mağdur edilmiş, görevlerine iade edilmemiş durumdalar. Bilim insanlarının özgürce araştırma yapamadığı, düşüncelerini ifade etmekten çekindiği bir ülkede, ne bilimsel ilerlemeden ne yenilikçilikten ne demokratik kültürün gelişmesinden söz etmek mümkün değil. Bilimin, yeniliklerin ve demokrasinin olmadığı yerden ne refahtan ne kalkınmadan ne zenginlikten söz etmek mümkün. Bizim kalkınma için; yeniliklere, yenilikler için; yeni teknolojilere ve süreçlere, yeni teknolojiler için; araştırmayla geliştirilen bilime ihtiyacımız var. Bu da ancak akademisyenlerimizin özgür olduğu, liyakatin egemen olduğu, özerk üniversitelerin olduğu bir yükseköğretim sistemiyle mümkün olacak.</p>
<h3>“490 BİN LİRA ALMASI GEREKENLER 110 BİN LİRA ALIYOR”</h3>
<p>“Bugün çok sayıda bilim insanıyla birlikte olduğumuz bu noktada akademinin sorunlarının yanında, akademisyenlerin ekonomik sorunlarının, hem bilim yaparkenki ekonomik şartların kısıtlı olmasına hem de kendilerinin yaşadığı ekonomik sorunlara değinmek gerekir. Burada sadece şunu söylemek gerekiyor. Pek çok karşılaştırma yapılıyor, ‘AK Parti geldiğinde’ diyerek yapıyoruz. Örneğin en çok kullanılan argüman üzerinden, asgari ücret o gün 7 çeyrek altın alıyordu, bugün 3 çeyrek altın alıyor. En düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu, bugün 2 çeyrek altın alıyor. Öğrenci bursu 1,5 çeyrek altın alıyordu, bugün yarım çeyrek altın bile alamıyor. Akademisyenlerin durumuna baktığımızda, profesörlere verilen maaş da AK Parti geldiği günkü kriterlerle maaş ödeniyor olsa bugün 490 bin lira maaş alması gereken akademisyene, 110 bin lira maaş ödüyorlar. Durum bu açıdan da bu kadar vahim. Hem kendi kişisel hayatı açısından hem de kendisini geliştirmesi, aldığı maaşla geçinmesi, geçim sıkıntısı çekmemesi, evladının durumunu düşünmemesi, istediği kitabı alabilmesi, istediği konsere gidebilmesi, yurt dışı seyahatler yapabilmesi açısından gerekli olan bu ekonomik özgürlüğü de akademisyenlerin elinden alınmış, onların da köleleştirilmiş olduğunun altını çizmek isterim.”</p>
<h3>“UMUDUMUZ GERİLEMEDİ, DİRENCİMİZ AZALMADI”</h3>
<p>“Tabloya bakıldığında durum kötü, durum karanlık. Hatta şöyle bir durum var. Geçen gün İstanbul İl Başkanlığına girerken durum artık iyice karikatürize oldu. Girdiğim binanın binası mahkemelik, elimizden almaya çalışıyorlar. Girdiğimiz binayı kimin yöneteceğine karar verilen iki yıl önceki İstanbul il kongresi mahkemelik. İstanbul İl Başkanımız verdiği demokratik mücadeleden dolayı 22 yıl hapisle yargılanıyor, mahkemelik. Bizim burada olduğu gibi orada da bir parti kedimiz vardı, adı Şanslı. Binaya girerken ‘Şanslı nerede dedim?’ o da olmuş veterinerlik. Bu şartlar altında halen daha umudumuzun şu kadar gerilemediğini, direncimizin şu kadar azalmadığını ve mücadele azmimizin ilk günkünden geride olmadığını hepinizin bilmesini isterim. Ne bekliyorduk ki? Ne bekliyorduk Tayyip Erdoğan eline beyaz zambaklar yaptırıp devir teslim için bizi mi bekleyecekti? Elbette böyle olacak. Bu kadar suça bulaşmış, bu kadar kirlenmiş, geçmişte bugün bizlere yapıştırmaya çalıştıkları, haksız şekilde yüzyılın yolsuzluğunu kendi kendilerine ortaya çıkarmışlar, bütün kanıtlar ortaya dökülmüş. Kanıtlar toplanırken deliller usulüne uygun toplanmadı diye kovuşturmaya geçirmemiş. Önce inkar edilmiş, hani şimdi arayıp arayıp bulamadıkları, ‘Mutlaka bir kasa olacak, içinden para çıkacak’ dedikleri yerde bizden mühür çıkıyor, korumanın kurşunu çıkıyor. Ama ayakkabı kutularından, kasalardan balya balya paralar çıkmış. ‘Önce onlar koydu yatak odama bunları’ demişler, sonra faiziyle geri istemişler. Öyle bir sürecin içinden geçenleri, ‘Aramızda kardeşlik hukuku var’ diyenlerin birbirinin boğazını sıktığı, birbirine darbe yaptığı, birlikte kurulan partideki 33 kurucudan 31’inin partide olmadığı ve sadece ve sadece artık biat edenlerin, övenlerin, ‘Yok bunu da iyi yaptınız’ diyenlerin parti yönetiminde ve ülke yönetiminde olduğu, liyakatsiz sadece sadakate dayanan, birbirlerine sadakate dayanan, güçlü bağlarla birbirine bağlı olduğu… Çünkü en güçlü bağ suç ortaklığı bağıdır. Suç ortaklığı bağıyla birbirine bağlı olanların, varıp da normal yollardan güle oynaya bir iktidar devir teslimi yapmayacakları belliydi.”</p>
<h3>“BİR KELİME EKSİK SÖYLERSEK BU MİLLETİ SUSTURACAKLAR”</h3>
<p>“O yüzden yatanımız yatacak, bedel ödeyenimiz bedel ödeyecek. Bu mücadele sırasında çok yorulacağız. Başımıza belki çok kötü şeyler gelecek. Ama hepimiz şunu biliyoruz ki; şartlar 100 yıl öncesinden ağır değil. Yani Akın Gürlek’in iftiralarıyla, yalancı tanıklarıyla, işbirlikçileriyle saldırıyorlar da; birinci Cumhurbaşkanının boynuna idam fermanını asarak Samsun’a geçtiğini, Havza’ya gittiğini, Amasya’da genelge yayınladığını, Erzurum’da kongre yaptığını, Sivas‘ta kongre yaptığını, daha sonra gelip de Ankara’da Meclis açtığını unutmamak lazım. Boynunda idam fermanına rağmen kurtuluşu örgütlemiş, kuruluşu başarmış, bu ülkeye bu Cumhuriyeti kazandırmışların partisinde ne moral bozukluğu olur, ne saldırılardan yılma olur, ne bir adım geriye atma olur. Hep söylediğimiz söyleyerek bitiririm. Ne bir adım geri atacağız, ne bir kelime eksik söyleyeceğiz ne bir santim eğileceğiz. Çünkü biz biliyoruz ki; eğer biz bir kelime eksik söylersek bu milleti susturacaklar. Bu milleti konuşmaya, yüksek sesle tartışmaya biz alıştırdık, biz başardık bunu. Eğer bir adım geriye atarsak, bizi 100 yıl geriye götürecekler. O 100 yıl gerideki karanlıktan bugünlere biz getirdik. Ve bir santim eğilirsek biz, onlar bu millete diz çöktürecekler. Bu millete diz çökmeyen bir millet olduğu için Cumhuriyeti kazandırmış olan ve asla ve asla diz çökmemiş olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partinin Genel Başkanı olarak hepinize emeğiniz için, cesaretiniz için, katkılarınız için ve geçmişte yazdığımız tarihi şimdi hep birlikte geleceğimizi yazmak üzere bize katıldığınız için hepinize şükranlarımı sunuyorum. Teşekkür ediyorum.”</p>
<p><a href="https://www.haberduyur.com/ozgur-ozel-ne-bir-adim-geri-atacagiz-ne-bir-kelime-eksik-soyleyecegiz-ne-bir-santim-egilecegiz/">Özgür Özel: Ne bir adım geri atacağız, ne bir kelime eksik söyleyeceğiz ne bir santim eğileceğiz.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.haberduyur.com">Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberduyur.com/ozgur-ozel-ne-bir-adim-geri-atacagiz-ne-bir-kelime-eksik-soyleyecegiz-ne-bir-santim-egilecegiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kemal Kılıçdaroğlu sessizliğini bozdu</title>
		<link>https://www.haberduyur.com/kemal-kilicdaroglu-sessizligini-bozdu/</link>
					<comments>https://www.haberduyur.com/kemal-kilicdaroglu-sessizligini-bozdu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 May 2025 15:15:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Kılıçdaroğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberduyur.com/?p=55120</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP&#8217;nin 38. Olağan Kurultayı soruşturmasına ilişkin iddialar hakkında açıklama yaptı. Kılıçdaroğlu X hesabında yaptığı paylaşımda tehdit aldığını söyledi. Kılıçdaroğlu, &#8220;Can güvenliğime yönelik açık tehditler alıyorum. Beni elektrik direğine asmakla tehdit edenler de var, silahla vurulmamı isteyenler de&#8221; ifadelerini kullandı. Kılıçdaroğlu&#8217;nun X&#8217;ten yaptığı paylaşım şöyle: &#8220;Sessizliğimiz Suskunluk Değil, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.haberduyur.com/kemal-kilicdaroglu-sessizligini-bozdu/">Kemal Kılıçdaroğlu sessizliğini bozdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.haberduyur.com">Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP&#8217;nin 38. Olağan Kurultayı soruşturmasına ilişkin iddialar hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Kılıçdaroğlu X hesabında yaptığı paylaşımda tehdit aldığını söyledi. Kılıçdaroğlu, &#8220;Can güvenliğime yönelik açık tehditler alıyorum. Beni elektrik direğine asmakla tehdit edenler de var, silahla vurulmamı isteyenler de&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Kılıçdaroğlu&#8217;nun X&#8217;ten yaptığı paylaşım şöyle:</strong></p>
<p><em>&#8220;Sessizliğimiz Suskunluk Değil, Sorumluluktur…</em></p>
<p><em>20 Kasım 2023 tarihinde, 38. Kurultayımızın üzerinden henüz iki hafta geçmişken, kurultaya ilişkin bazı iddialar kamuoyuna yansımaya başladı. O gün yayımladığım videoda, partimizi korumak adına gerekli olan her şeyi açıkça ve kararlılıkla dile getirdim.</em></p>
<p><em>Ancak o günden bu yana, organize edilmiş, kimliklerini gizleyerek karanlıkta hareket eden trol hesaplar üzerinden sistematik bir linç kampanyasına maruz bırakılıyorum.</em></p>
<p><em>Can güvenliğime yönelik açık tehditler alıyorum.</em></p>
<p><em>Beni elektrik direğine asmakla tehdit edenler de var, silahla vurulmamı isteyenler de…</em></p>
<p><em>Tehditler, iftiralar ve kirli kampanyalar bir araya gelmiş durumda.</em></p>
<p><em>Sahte sosyal medya hesaplarından, fonlanan sözde akademisyenlere, iftira ve manipülasyonla mesleklerini kirleten bazı gazetecilere kadar uzanan geniş bir cepheyle karşı karşıyayız.</em></p>
<p><em>Ve ne yazık ki, dün siyasi ikballeri uğruna yanımda saf tutan, bir zamanlar benimle yol yürümeyi bir övünç sayarken bugün başka mecralara savrulmuş bazı siyasetçiler de bu koroya katılmış durumda.</em></p>
<p><em>Hepsi bir ağızdan, hiçbir bilgi sahibi olmadığım, hiçbir dahlimin bulunmadığı bir konuda konuşmamı talep ediyorlar.</em></p>
<p><em>Oysa biz, bu milletin hakiki gündeminden sapmadan yürümek zorundayız.</em></p>
<p><em>Şahsi değil, kamusal olana; dedikoduya değil, hakikate yaslanmak zorundayız.</em></p>
<p><em>Ben, polemikle değil halkla konuşan bir siyasetçiyim.</em></p>
<p><em>Ve beni tanıyan herkes bilir: Eğer ortada bir gerçeklik varsa, onu eğip bükmeden, çekinmeden, dimdik bir duruşla dile getirmekten asla geri durmam.</em></p>
<p><em>Beni direklere asacaklara, silahla vuracaklara, beni yakacaklara, taşlatacaklara, bir adım attırmayacaklara ve lamalara söylüyorum: Sizden korkan sizden namerttir.</em></p>
<p><em>Benden bir mesaj bekleyen herkese buradan açıkça sesleniyorum:</em></p>
<p><em>Herkes bilsin ki; bu partinin düşmanlarını, yine bu partinin harem-i ismetinde boğmaya muktediriz.&#8221;</em></p>
<div class="twitter-tweet twitter-tweet-rendered"><iframe id="twitter-widget-0" class="" title="X Post" src="https://platform.twitter.com/embed/Tweet.html?dnt=false&amp;embedId=twitter-widget-0&amp;features=eyJ0ZndfdGltZWxpbmVfbGlzdCI6eyJidWNrZXQiOltdLCJ2ZXJzaW9uIjpudWxsfSwidGZ3X2ZvbGxvd2VyX2NvdW50X3N1bnNldCI6eyJidWNrZXQiOnRydWUsInZlcnNpb24iOm51bGx9LCJ0ZndfdHdlZXRfZWRpdF9iYWNrZW5kIjp7ImJ1Y2tldCI6Im9uIiwidmVyc2lvbiI6bnVsbH0sInRmd19yZWZzcmNfc2Vzc2lvbiI6eyJidWNrZXQiOiJvbiIsInZlcnNpb24iOm51bGx9LCJ0ZndfZm9zbnJfc29mdF9pbnRlcnZlbnRpb25zX2VuYWJsZWQiOnsiYnVja2V0Ijoib24iLCJ2ZXJzaW9uIjpudWxsfSwidGZ3X21peGVkX21lZGlhXzE1ODk3Ijp7ImJ1Y2tldCI6InRyZWF0bWVudCIsInZlcnNpb24iOm51bGx9LCJ0ZndfZXhwZXJpbWVudHNfY29va2llX2V4cGlyYXRpb24iOnsiYnVja2V0IjoxMjA5NjAwLCJ2ZXJzaW9uIjpudWxsfSwidGZ3X3Nob3dfYmlyZHdhdGNoX3Bpdm90c19lbmFibGVkIjp7ImJ1Y2tldCI6Im9uIiwidmVyc2lvbiI6bnVsbH0sInRmd19kdXBsaWNhdGVfc2NyaWJlc190b19zZXR0aW5ncyI6eyJidWNrZXQiOiJvbiIsInZlcnNpb24iOm51bGx9LCJ0ZndfdXNlX3Byb2ZpbGVfaW1hZ2Vfc2hhcGVfZW5hYmxlZCI6eyJidWNrZXQiOiJvbiIsInZlcnNpb24iOm51bGx9LCJ0ZndfdmlkZW9faGxzX2R5bmFtaWNfbWFuaWZlc3RzXzE1MDgyIjp7ImJ1Y2tldCI6InRydWVfYml0cmF0ZSIsInZlcnNpb24iOm51bGx9LCJ0ZndfbGVnYWN5X3RpbWVsaW5lX3N1bnNldCI6eyJidWNrZXQiOnRydWUsInZlcnNpb24iOm51bGx9LCJ0ZndfdHdlZXRfZWRpdF9mcm9udGVuZCI6eyJidWNrZXQiOiJvbiIsInZlcnNpb24iOm51bGx9fQ%3D%3D&amp;frame=false&amp;hideCard=false&amp;hideThread=false&amp;id=1928449319746875537&amp;lang=tr&amp;origin=https%3A%2F%2Fwww.tele1.com.tr%2Fkilicdaroglu-sessizligini-bozdu-1&amp;sessionId=e6ea502761c864e1fbd2508dee275215461645f7&amp;siteScreenName=tele1comtr&amp;theme=light&amp;widgetsVersion=2615f7e52b7e0%3A1702314776716&amp;width=550px" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-tweet-id="1928449319746875537" data-mce-fragment="1"></iframe></div>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<div class="article-source py-3 small "><span class="source-name pe-3"><strong class="text-uppercase">Kaynak: </strong>TELE 1</span></div>
<p><a href="https://www.haberduyur.com/kemal-kilicdaroglu-sessizligini-bozdu/">Kemal Kılıçdaroğlu sessizliğini bozdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.haberduyur.com">Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberduyur.com/kemal-kilicdaroglu-sessizligini-bozdu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmamoğlu’nun Babası Silivri’yi Anlattı</title>
		<link>https://www.haberduyur.com/imamoglunun-babasi-silivriyi-anlatti/</link>
					<comments>https://www.haberduyur.com/imamoglunun-babasi-silivriyi-anlatti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Mar 2025 10:32:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ekrem İmamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan İmamoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberduyur.com/?p=53723</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;nin (CHP) tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’un babası Hasan İmamoğlu Silivri Cezaevi&#8217;nde oğlunu ziyaret etti. Hasan İmamoğlu, ziyareti Sözcü&#8217;den Saygı Öztürk&#8217;e anlattı. Oğlunun moralinin yüksek olduğunu söyleyen Hasan İmamoğlu, şunları söyledi: &#8220;Ekrem&#8217;i çok moralli gördüm. Benim konuşmama fırsat bile vermeden hep o konuştu. &#8216;Baba, bu iş böyle nereye kadar gider, ama [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.haberduyur.com/imamoglunun-babasi-silivriyi-anlatti/">İmamoğlu’nun Babası Silivri’yi Anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.haberduyur.com">Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;nin (CHP) tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı <strong>Ekrem İmamoğlu</strong>’un babası <strong>Hasan İmamoğlu</strong> Silivri Cezaevi&#8217;nde oğlunu ziyaret etti. Hasan İmamoğlu, ziyareti Sözcü&#8217;den Saygı Öztürk&#8217;e anlattı.</p>
<p>Oğlunun moralinin yüksek olduğunu söyleyen Hasan İmamoğlu, şunları söyledi:</p>
<p><em>&#8220;Ekrem&#8217;i çok moralli gördüm. Benim konuşmama fırsat bile vermeden hep o konuştu. &#8216;Baba, bu iş böyle nereye kadar gider, ama hiç mesele değil. Ben bütün parti çalışmalarına dikkat ediyorum. Arkadaşlarımızla mesai içinde görüşüyorum. İdari açıdan herhangi bir sıkıntı yok.&#8217; Seçimler için çok iddialı. İkimiz de konuşmamızda, ‘Allah Devletimize, milletimize zeval vermesin. İnşallah sen de bir an önce tahliye olursun&#8217; dediğimde, &#8216;Baba, cezaevi o kadar kötü bir yer değil. Kitap okuyorum. Ama ziyaretçilerimden fırsat bulup tam olarak okuyorum da diyemem.&#8217; Belki bizim gönlümüz olsun, daha fazla üzülmeyelim diye bunları söylüyordur.&#8221;</em></p>
<h3>“TUTTUĞUNU KOPARAN BAŞARILI İNSAN“</h3>
<p><em>&#8220;Şöyle bir şey Saygı Bey, biz baba-oğul değildik, yani biz iş hayatımızda hep beraber olduk. O talebeyken işe sokmuştum onu. Biraz daha da duygusallığım şuradan geliyor: Ben çok eziyet etmişim ona. Yani eziyet derken, iş hayatına bir an evvel girsin diye okul hayatındayken işe sokmuştum onu. Ama biliyordum onun tuttuğunu koparan, başaran bir insan olduğunu. İnşallah geçecek bu sıkıntılar ne diyeyim.&#8221;</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<div class="article-source py-3 small "><span class="source-name pe-3"><strong class="text-uppercase">Kaynak: </strong>Sözcü</span></div>
<p><a href="https://www.haberduyur.com/imamoglunun-babasi-silivriyi-anlatti/">İmamoğlu’nun Babası Silivri’yi Anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.haberduyur.com">Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberduyur.com/imamoglunun-babasi-silivriyi-anlatti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özgür Özel, Eski Devlet Bakanı Ali Doğan’ın Cenaze Törenine Katıldı</title>
		<link>https://www.haberduyur.com/ozgur-ozel-eski-devlet-bakani-ali-doganin-cenaze-torenine-katildi/</link>
					<comments>https://www.haberduyur.com/ozgur-ozel-eski-devlet-bakani-ali-doganin-cenaze-torenine-katildi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Feb 2025 13:45:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Doğan]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Özel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberduyur.com/?p=52477</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, hayatını kaybeden eski devlet bakanı, 20. ve 21. dönem Kahramanmaraş Milletvekili Ali Doğan’ın İstanbul Barbaros Hayrettin Paşa Camisinde düzenlenen cenaze törenine katıldı.</p>
<p><a href="https://www.haberduyur.com/ozgur-ozel-eski-devlet-bakani-ali-doganin-cenaze-torenine-katildi/">Özgür Özel, Eski Devlet Bakanı Ali Doğan’ın Cenaze Törenine Katıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.haberduyur.com">Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, hayatını kaybeden eski devlet bakanı, 20. ve 21. dönem Kahramanmaraş Milletvekili Ali Doğan’ın İstanbul Barbaros Hayrettin Paşa Camisinde düzenlenen cenaze törenine katıldı.</p>
<p><a href="https://www.haberduyur.com/ozgur-ozel-eski-devlet-bakani-ali-doganin-cenaze-torenine-katildi/">Özgür Özel, Eski Devlet Bakanı Ali Doğan’ın Cenaze Törenine Katıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.haberduyur.com">Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberduyur.com/ozgur-ozel-eski-devlet-bakani-ali-doganin-cenaze-torenine-katildi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özgür Özel: “Ellerindeki Kiri Partimize Bulaştırmaya Çalışıyorlar”</title>
		<link>https://www.haberduyur.com/ozgur-ozel-ellerindeki-kiri-partimize-bulastirmaya-calisiyorlar/</link>
					<comments>https://www.haberduyur.com/ozgur-ozel-ellerindeki-kiri-partimize-bulastirmaya-calisiyorlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Feb 2025 14:14:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Özel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberduyur.com/?p=52420</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, “Bugün burada, bu salonda sizleri ağırlamak, sizlerle birlikte olmak benim için çok önemli. Biliyorsunuz 2011’den beri 14 yıldır, 13 yıl milletvekili olarak hemen hemen gitmediğim herhangi bir il yok. 973 ilçenin çok önemli bir kısmına partimiz adına gidip, oralarda siyasi faaliyetler yaparken büyükşehir olmayan illerde il genel meclisi üyeleriyle [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.haberduyur.com/ozgur-ozel-ellerindeki-kiri-partimize-bulastirmaya-calisiyorlar/">Özgür Özel: “Ellerindeki Kiri Partimize Bulaştırmaya Çalışıyorlar”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.haberduyur.com">Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, “Bugün burada, bu salonda sizleri ağırlamak, sizlerle birlikte olmak benim için çok önemli. Biliyorsunuz 2011’den beri 14 yıldır, 13 yıl milletvekili olarak hemen hemen gitmediğim herhangi bir il yok. 973 ilçenin çok önemli bir kısmına partimiz adına gidip, oralarda siyasi faaliyetler yaparken büyükşehir olmayan illerde il genel meclisi üyeleriyle temas eden, onların önemini kavrayan, onların taleplerini duyan, hatta zaman zaman sitemlerini duyan, onları genel merkeze taşıyan en önemli aracılarınızdan biri bendim” ifadelerini kullandı. Özel, şunları söyledi:</p>
<h3>“BİZZAT TAKİP EDECEĞİM”</h3>
<p>“Çok sefer il genel meclisi üyelerinin önemine ve onların emeğinin görünür olmasına, siyasette fikirlerinin, görüşlerinin alınmasına, onlardan gelen geri bildirimlere göre siyaset kurulmasına yönelik fikirlerimi hep ifade ettim, hep bunları konuştuk. Geçtiğimiz dönem Sayın Seyit Torun liderliğinde ilk kez Ankara’da bütün Türkiye’deki il genel meclisi üyeleri bir araya gelmişti. Bu dönem Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sayın Gökan Zeybek ve yardımcıları ile birlikte… Ki biri Sayın Cavit Arı, il genel meclisi üyeliğinden geliyor, biraz önce de size hitap etti, zaten sürekli temas halindesiniz. Ecevit Bey, Baran Bozoğlu ilk günden itibaren bu konuya çok önem verdiler, önemine binaen de sürekli il genel meclisi üyeleriyle ilgili çalışmalarda bulundular. Bugün de sizleri buraya, Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel merkezine, baba ocağımıza davet ettiler. Sadece gelip bizleri dinleyip gideceğiniz ya da burada fotoğraf çektireceğiniz bir toplantı da planlanmadı. Ben toplantının açılış kısmından sonraki kısa sunumlardan oluşacak bölümü bizzat takip edeceğim. Bundan sonra da öğleden sonra da sizler geleceğe yönelik olarak hem sahada gördükleriniz, hem geleceğe yönelik çalışmalarla ilgili önemli paylaşımlarda bulunacaksınız. Bu bizim açımızdan çok önemli. Heyecanlı bir toplantı ama maalesef buruk başladık. Türkiye’de zaten her gün bir büyük acı, her gün can sıkıcı haberler geliyor. Dün beni grup toplantımda izlemiş, ardından Meclis’teki makamımızda heyet halinde Uşak İl Genel Meclisi üyeleri ziyaret etmişlerdi. Sevgili Mithat Şahin, çok kötü bir haber aldı, hepimiz kötü haber aldık. Oğlu Hakkı’yı, 30 yaşındaki evladını bir trafik kazasında kaybetti. O yüzden Uşak heyeti burada değil. Ben Mithat Başkan’a ve ailesine başsağlığı diliyorum. Hakkı’ya Allah’tan rahmet diliyoruz. Yine Kırklarelimizin İl Genel Meclis Başkanı Aydın Karakoç uzun yıllar sizin yaptığınız görevi başarı ile yapmıştı. Geçtiğimiz yıl kendisini kaybetmiştik. Onu da bir kez daha rahmetle anmak isterim.”</p>
<h3>“YERELDEKİ BAŞARILAR, İKTİDARIMIZIN ANAHTARIDIR”</h3>
<p>“Ülkenin dört bir yanında kırsala ve köylere hizmet etmenin sorumluluğunu taşıyan sizlerle bir aradayız. Tabii aslında biliyorsunuz, açılış konuşmalarında ifade edildi ama bazı bilgileri, bazı rakamları, bazı gerçekleri tekrar etmek isterim. Çünkü o aşamadan itibaren birçok televizyon canlı yayında veriyor. Dinleyenler tarafından bilinmesi gereken önemli detaylar var. İl genel meclisleri, büyükşehir olmayan 51 ilde il özel idarelerinin karar organları olarak görev yapıyor. İl genel meclisleri, yerel yönetimlerin önemli bir organı olarak halka en yakın olan, ihtiyaçlara en hızlı cevap vermesi gereken oluşumlar şüphesiz. Bu da il genel meclislerine çok önemli sorumluluklar yüklemiş durumda. Kırsala hizmet götürüyorlar. Kentin yanı sıra kırsalın ve köyün kamu hizmetlerini eşit alabilmesine çaba sarf ediyorlar. Kırsal kesimlerde bugün halen kullanılan ve devletin köye geldiğini, kırsala geldiğini hissettiren hizmetler… Örneğin içme suyu, kanalizasyon, elektrik, telefon hatları hep köy hizmetlerinin ya da il genel meclisleri tarafından götürülmüş altyapı hizmetleri. İl genel meclisinin görevleri arasında il özel idaresinin faaliyetlerini görüşmek, karara bağlamak, bütçe ve kesin hesabı görüşmek, il çevre düzeni planı ve belediye sınırları dışındaki alanların imar planlarını görüşmek, karara bağlamak, il özel idaresi yatırımlarında karar alıcı olmak gibi çok önemli görevler var. Genel merkez olarak bu görevlerinizi hep çok önemsediğimizi hem de teknik olarak da siyasi olarak da yapabileceğimiz tüm katkıları sizlerden esirgemediğimizi, bu anlayışla arkadaşlarımızın görev yaptığını ifade etmek isterim. Hep söylüyoruz yerel yönetimlerimizdeki başarılar, partimizin gelecekteki iktidarını yol haritasıdır; anahtarlarıdır. Bu salonu dolduran 412 idi seçildikleri günde, bugün 414 belediye başkanımız bu salona geldiklerinde onlara şunu söylemiştim. ‘Cebinizde birer anahtar var. Bu anahtarlar yönettiğiniz belediyelerin kapısının ya da kasasının anahtarı, şehrin altın anahtarı değil; Cumhuriyet Halk Partisi iktidarının anahtarıdır’ diye. Onların kendi görev alanlarındaki sorumlulukları malum ve bu kadar önemli.”</p>
<h3>“IRAKTAKİ KÖYLERDE VERİLEN EMEĞİN DE SAHİBİ SİZLERSİNİZ”</h3>
<p>“Biraz önce çok kıymetli veriler paylaştı Sayın Zeybek. Sizin görev yaptığınız alan Cumhuriyet Halk Partisi’nin nispeten gücünün daha zayıf olduğu ve hizmet götürme noktasında… Geçmiş dönem sadece iki il genel meclisinde çoğunluk bizdeydi, seçime girerken üçtü. Çanakkale’de bir istenmeyen süreç yaşanmıştı, ikiye düşmüştü. Bu seçimde Çanakkale’yi de kazandık, rakam yediye çıktı. Ancak 51 il genel meclisinin yedisinde deyim yerindeyse; iktidarız. Elbette yedi yerde iktidarız ve onlar adeta belediye başkanları kadar önemliler. Diğer il genel meclislerinde siyaseten varız. Ama orada muhalefet pozisyonundayız. Ancak bir belediye meclisindeki belediye meclis üyesinin muhalefeti orayla sınırlı, salonla sınırlıdır. Elbette şehri görür, gelir, konuşur. Ancak il genel meclis üyesinin yapacağı muhalefet, yapıcı muhalefet, gördüğü eksikleri söylemek, giderilmesine katkı sağlamak, giderilmiyorsa bunu görünür kılmak, görevli olduğu ilin her metrekaresinde, her kahvesinde, her köşesinde zorunludur. Sizler tarafından yerine getirildiğinde de partimizin oralarda varlığının hissedilmesi açısından son derece kıymetlidir. Bu alanda ekonomik zorlukların, lojistik zorlukların olduğunu biliyoruz. Bu konuda çeşitli iyileştirmeler yapılmasına, bu konuda sorunlara çözüm üretilmesine yönelik adımlar atılıyor. Yenileri için de gayretler gösteriliyor. Ancak ben hep şöyle düşünmüşümdür. Bizim güçlü olduğumuz bir yerde, iktidarda olduğumuz bir yerde, belediyenin bizde olduğu bir yerde, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir yöneticisi olarak, bir seçilmişi olarak, bir üyesi olarak görev yapmak çok önemlidir, çok onur verici bir görevdir ama kolay bir görevdir. Esas zor olan olmadığımız yerlerde, çok geride olduğumuz yerlerde bazen tek bir kişinin ta ırakta, uzaktaki bir köye gidip, orada bir çay içip, dertleri dinleyip, onların sorunlarına çare olmak için gösterdiği emek kadar değerli bir emek yoktur. O emeğin de sahipleri, o emeği verenler de sizlersiniz. Bunu görüyor, biliyoruz. Her birinize ayrı ayrı minnetlerimi ifade etmek istiyorum.”</p>
<h3>“KABUĞU KIRMANIN YAŞANDIĞINI RAKAMLAR GÖSTERİYOR”</h3>
<p>“Şu anda Türkiye’de Cumhuriyet Halk Partisi açısından işler rakamlara baktığınızda çok iyiye gidiyor. Nereden bakarsanız iyiye gidiyor. Sizin alanınızda bundan iki seçim önce 154 il genel meclis üyesi varken, bugün 300 il genel meclisi üyemiz var. Tam ikiye katlamış durumdayız. Bir önceki seçimde 184 olan rakamı, bu seçimde yüzde 63’lük bir artışla, büyük bir sıçramayla 300’e çıkarmış durumdayız. Cumhuriyet Halk Partisi, aslında geçtiğimiz seçimlerde oy oranını önceki genel seçimde beş ittifak ortağı ile birlikte toplamda 25’ten 38’e çıkarırken ve orada çok önemli adımlar atarken, burada da yüzde 63’lük bir büyük sıçramanın aslında başarının tam da geçmişte söylendiği gibi kıyı şeritlerine sıkışmadığını, ‘Sivas’ın doğusunda yoksunuz’ şeklinde olmadığını, esas büyük dinamizmin, büyük hareketlenmenin kabuğunu kırmanın, cam tavanı tuzla buz etmenin esas olarak kırsalda yaşandığını da bize rakamlar gösteriyor. Geldiğimiz nokta kesinlikle yeterli değil. Ancak bu yüzde 63’lük sıçrama, potansiyelimizin olduğunu ve aslında bu durumun nasıl bir başarıya gebe olduğunu çok açıklıkla ortaya koyuyor.”</p>
<h3>“ERDOĞAN’IN KENDİ SÖZLERİYLE SINANDIĞI BİR SÜREÇTEYİZ”</h3>
<p>“Bir zamanlar ‘Sivas’ın doğusunda yoksunuz’ diyenlerin… Aslında şunu duymaları gerekiyor, bunu size emanet etmek isterim. Kendi coğrafyalarınızda, illerinizde, ilçelerinizde bunun altını çizin. Herkes siyasette kendi sözleri ile sınanır. Aslında Erdoğan’ın kendi sözleri ile nasıl sınandığı ve tarih önünde nasıl mahcup duruma düştüğü, kendi sözlerinin onu nasıl mahkum ettiği bir süreçteyiz. Örneğin rahmetli Ecevit’e yönelik ne söylüyorsa, hatırlayın 68 bin öğretmen atanmamış durumdaydı. ‘Efendim madem atamayacaksın, bu evlatları, bu sabileri niye mezun ettin? Geldiğimizde bütün öğretmenleri atayacağız’ diye gelen Erdoğan, rahmetliye 68 bin öğretmenin hesabını soran Erdoğan bugün 1 milyon atamadığı öğretmenin gözlerinin içine bakmak durumunda ve 1 milyon atanmamış öğretmen var. ‘Bu sabileri atamayacaktın, niye okuttun?’ sorusu, kendi sözü kendisini sınıyor, tarih önünde kendisini mahkum ediyor. Yine depremde, depremin üçüncü günü oldu, ‘Nerede bu devlet, halen daha çadırı olmayan depremzedeler var’ diyen Erdoğan, depremin 33’üncü gününde ‘Nerede bu devlet, hala daha 33 gün olmuş çadırı olmayan depremzedeler var’ sözüyle sınandı, bunun karşısında kaldı. Bunun gibi onlarca örnek dile getiriyoruz, getirebiliriz. Ama bugün ‘Sivas’ın doğusunda yoksunuz ya’ diyen Erdoğan’a şunu diyebiliriz. Türkiye’de yedi bölgede, belediyesi olan tek parti Cumhuriyet Halk Partisi’dir. ‘Ee Erdoğan Ege’de yoksun ya’ dediğimizde Ege’deki bütün büyükşehirleri ve il belediyelerini sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nin aldığını, bu yüzden Cumhuriyet Halk Partisi dışında yedi bölgede il, ilçe ve büyükşehir belediyesi olan herhangi bir partinin ifade edilemeyeceğini, Erdoğan’ın ‘Yedi bölgede yedisinde de varız’ diyemeyeceğini ve ona bizim… Bu kürsüdür o kürsü. İlk akşam erken saatlerde çıkıp, ‘TRT’ye bir sürprizimiz vardı. O sürprizi ilan etmenin zamanı geldi’ diye çıkıp, ‘Sürpriz odur ki 47 yıl sonra Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’nin yeniden birinci partisidir’ diye TRT ekranlarında gösterdiğimiz kürsüdür bu kürsü. Biz başarı ne kadar büyük olursa olsun onu rakiplere karşı bir zafer ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin kazandığı bir zafer yerine kimsenin kaybetmediği bir sorumluluk akşamı olarak nitelendirmiştik. Çağrımız; ‘Kazandık, kaybedeni incitmeyelim. Kazandık, kaybedeni üzmeyelim, alay etmeyelim. Yarın sabahtan itibaren görevimizin başına dönelim ve işimizi yapalım, hizmet yapalım’ olmuştu. O yüzden dönüp de Erdoğan gibi kinayelerle, alaylarla, rakiplerini küçük görmeyle asla meşgul olmadık. Ama yine de Türkiye’de yedi bölgede, Türkiye’de Ege Bölgesi’nde bütün belediyeleri Cumhuriyet Halk Partisi’nin aldığını ve Erdoğan’ın Ege Bölgesi’nde olmadığını ifade etmek gerekiyor. Ama Cumhuriyet Halk Partisi’nin her bölgede olduğunu ve bundan sonra da her bölgede olacağını ifade ederim. Ama bugün de mutlaka konuşulacak, İl Genel Meclisi üyelerimizi, hatta birlikte görev yaptıkları diğer partilerden seçilmiş İl Genel Meclisi üyelerini dinlediğimizde hiçbiri mutlu değil. Sürekli ihtiyaçların çok, kaynakların az olduğundan şikayet var. Vatandaşın taleplerine yetişilemediğinden şikayet var. Ve bu şikayetlerin odağında da şu var. 2008 yılında 5779 düzenlendiğinde, İl Özel İdareleri vergi gelirlerinden yüzde 1.15 pay alıyordu biliyorsunuz. Ama 2012 yılında 6360 sayılı kanuna madde eklediler ve bu yüzde 1.15 olan payı yüzde 0.5’e indirdiler. Yani bugün İl Genel Meclislerine ne kaynak aktarılıyorsa, örneğin 50 birim para geliyorsa aslında 115 birim geliyordu bunu 50’ye çektiler. Meselenin özünde bu var ve meselenin özünde oy deposu olan yerlere yönelip, oyun az olduğu yerlere daha az önem vermek var. Ve bunu yaparken AK Parti’yi yöneten güya stratejik akıl, buraya çok masraf ama hedef kitle çok az işte, 9 milyon kişi. ‘Bu tarafta yığınlar var, oralara daha çok hizmet edelim.’ Böylelikle kentleşme oranı artar ki bu hedeflenecek doğru bir şey değil. Bu; göçü teşvik eden, yoksulluğu teşvik eden, barınma sorununu artıran, istihdam sorunlarını artıran bir mesele.”</p>
<h3>“YANLIŞIN ÜSTÜNE GİDİYORLAR”</h3>
<p>“Esas teşvik edilmesi gereken mesele 70’lerde Ecevit‘in çok üzerinde durduğu, çok çaba sarf ettiği gibi köyleri bulunduğu yerde kalkındırmak. Oraya bir ekonomi kazandırmak, onları genel ekonominin vazgeçilmez bir parçası olarak orada güçlendirmekken, maalesef böyle bir yanlışın üstüne gidiyorlar. Ama esas mesele şu, bir yere 115 lira para ayırıyorken ona 50 liraya düşürüyorsan, oradaki tepkiden korkmuyorsun demektir. Oradaki seçmeni çantada keklik görüyorsun demektir. Şunu bilin ki, tek inandıkları ve güvendikleri iş, bu seçimde altüst oldu. Düşük eğitim seviyesinden, düşük gelir seviyesinden ve kentli olmayan seçmenlerden sorgusuz sualsiz hesapsız miktarda oy aldığını düşünenler, bugünkü sizin yaşadığınız, hizmet ettiğiniz ya da hizmet edilmesine aracılık etmek istediğiniz, eksiklikleri dile getirdiğiniz coğrafyaları çantada keklik görüyorlardı. Bu seçimlerde ve her ay yapılan biraz önce de bahsedilen anketlerde görülen mesele, Cumhuriyet Halk Partisi bundan önceki dönemlere göre tam tersi biçimde kendi oy aldığı seçmenin kırılımlarına bakıldığında, en yüksek oyu en düşük gelir seviyesinden almaya başladı. Bu 31 Mart zaferini getiren ve sonrasında incelendiğinde bütün anketçilerin ‘Cumhuriyet Halk Partisi yıllardır yapamadığı bir şeyi başarıyor, esas buraya dikkat etmek lazım’ dediği konu. Aldığımız oyun seçmenin eğitim seviyesine göre kırılımında en düşük eğitim seviyesinden, seçmenin gelir seviyesine göre kırılımında da en düşük gelir seviyesinden aldığımız oy, diğer seviyelere göre daha yüksek. Bu şu demek, ifade ettiğimiz bütün söylemler yani emekliyi kucaklamamız, asgari ücretliyi kucaklamamız, istihdam sorunlarına değinmemiz, yoksullukla mücadeleyle ilgili kurduğumuz dil ve dahası, yönettiğimiz yerlerde belediyelerimizin bütün projelerini bunun üzerine kurmuş olması, günün ihtiyaçlarına doğru cevap veriyor olmamız, yıllardır oturmuş ve bir kanun gibi ifade edilen ‘CHP kıyılardan oy alır, zenginlerden oy alır, üniversitelilerden oy alır’ bilgisini tersyüz etti, allak bullak etti. Cumhuriyet Halk Partisi eskiden oy aldığı herkesten oy alıyor. Ama daha çok yoksullardan ve düşük eğitim seviyesinde olan ve CHP’ye uzak olduğu düşünülen seçmenden artık oy alıyor. Bu mesele de kabuğun kırıldığının ve önümüzün ne kadar açıldığının göstergesi.”</p>
<h3>“SOSYAL DEMOKRASİNİN TEMSİLCİSİ CUMHURİYET HALK PARTİSİDİR”</h3>
<p>“Peki, bu neye dayanıyor diye baktığımızda ne görüyoruz? Bu seçmen CHP’den memnun, CHP’li başkanlardan razı. Ama niye razı? ‘Sen hangi hizmetten memnunsun’ dediğimizde, karşımıza en başta anne kart yani beş yaşına kadar, dört yaşına kadar çocuğu olanlara İstanbul’da başlayan şimdi bir çok belediyemizde uygulanan ücretsiz ulaşım hizmeti geliyor. İnsan şaşırıyor önce. ‘Ya bu, bu kadar mı önemliymiş?’ diyorsunuz. İtiraf edeyim, ben bu kadar beğenildiğini duyduğumda, ‘Bu kadar mı önemliymiş?’ dedim. İstanbul’da Ekrem Başkan ile yoksul mahallelerde gezerken, seçim otobüsüyle geçerken çocuğunu bir koluna alıp, çantasının içine elini daldırıp bir eliyle Ekrem Başkan’a kalp yapan bir sürü anne görmüştüm ben. Kartı çıkarıp gösteriyor. Teşekkür ediyor anne kart için. Aslında anne kart, yoksulluğun ve çaresizliğin bambaşka bir tezahürü. Anne kart, ücretsiz ulaşımla küçücük çocuğunu alıp ücretsiz ve mümkünse anasına, babasına kardeşine, bir bildiğine emanet edip gündelik bir işe koşmanın kartıymış. Anne kart, bir şehirde yaşayan üç dört kız kardeşin her gün birinin evinde toplanıp, öbür üç evde soba yakmamanın, doğalgaz harcamamanın kartıymış. Anne kart, o kartı eline alıp o evladını eğer o kart olmasa götüremeyeceği doktora, hastaneye koşmanın kartıymış. Ve o anne kartla beraber en çok beğenilen hizmetlere baktığımızda özellikle kreşler, hoş geldin bebek paketleri, kent lokantaları ve yapılan diğer sosyal yardımlar peşi sıra geliyor. Asfalt falan çok gerilerde artık. Çünkü millet elbette ki yol istiyor ve yapılıyor. Millet elbette ki binalar istiyor, taziye evleri istiyor, düğün salonları istiyor ve bunlar da yapılıyor. Ama millet temel altyapı hizmetlerinin tamam olmasından sonra veya bunlar olsa da olmasa da bu yoklukta bu yoksullukta kendisine uzanacak sıcak bir el istiyor. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarda olduğunda bugün yerel yönetimlerden imkanları ölçüsünde yapabildiği kadarıyla uzattığı o sıcak eli, devletin şefkatli sol eli olarak… Devletin iki eli var. Bir tanesi vergi toplayan sağ elidir. Adil olması beklenir, orada büyük bir sıkıntı var. Ama esas devletin vatandaşa değen eli, sol elidir. İşte o yoksulu gören, yoksula sahip çıkan, onun yoksulluğunu yöneten değil yok etmek için projeler yapan ve onun her zor durumunda yanında olan ve o zorlukları bir daha yaşamasın diye çabalayan devlet yönetimi ve milletin beklediği o devletin sol elini ulaştıracak olan bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sosyal demokrasinin temsilcisi Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Bundan başkası değildir.”</p>
<h3>“TÜRKİYE’DE İKİ DUYGU YARIŞIYOR”</h3>
<p>“Kreşlerimiz yurt kendilerinde 697’ye çıktı. Bu konuda verdiğimiz ilk hedef bindir. Buna doğru ilerliyor bütün arkadaşlarımız. Kent lokantalarımızın sayısı 119’a çıktı, verdiğimiz hedef 100’dü. Onu hızla geçtiler. Şimdi yeni bir hedefe doğru 200’e, 250’ye doğru hızla ilerleyecek arkadaşlarımız. Yaptığımız anketlerde belediyelerde memnuniyet oranımız yüzde 58 noktasında. Ve belediyelerimizi, il belediyelerimiz ölçerken gördüğümüz yönettiğimiz il özel idarelerinin kırsaldaki hizmetleri noktasında da benzer bir memnuniyet var. Ve oldukça iyiye gidiyor işler. Şimdi burada Türkiye’de durumu ifade edip sözlerime son verip biraz da sizi dinleyeceğim. Türkiye’de iki duygu yarışıyor. Bu duygulardan bir tanesi 31 Mart’ın ortaya koyduğu umut duygusu. 31 Mart bir büyük mutluluk yarattı. Ama esas yarattığı duygu, umut. Bu iktidar değişebilir. Bu iktidar gidebilir, yerine adil yönetecek, hakça yönetecek, israf yerine hizmet getirecek, eşit davranacak ve bizleri kollayacak bir iktidar kurulabilir. Bu umut, 31 Mart’tan sonra birilerinin beklediği gibi emanet oylar gidecek, ki gidebilir, gitmesi normaldir, kaçınılmazdır. Öyle istenmiştir zaten. Yani ‘Verin bize oyu, bu bir genel seçim değil yerel seçim. Adayımız iyi, partinize bu yerel seçimde sadece bir sarı kart gösteriyorsunuz, sizi duymazsa kırmızı kartı gösterirsiniz’ diye konuştuğunuz bir seçimde gelen oyların gitmesi beklenir, evlerine dönmesi beklenir. Önemli kısmı dönmemiştir. ‘Umudum sensin’ demiştir. ‘Verdiğim oyun karşılığını sahada alıyorum, genel siyasette de bu oyun kıymetinin bilindiğini görüyorum’ demiştir. ‘Madem ki Türkiye İttifakı dediniz, sosyal demokratları, muhafazakar demokratları, milliyetçi demokratları, Kürt demokratları birlikte kucakladınız. Biz bir araya geldik, biz birbirimizi de sevdik, sizi de sevdik’ demişlerdir. Ve geldikleri yerde önemli olarak Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;ni, bir an önce ifade edildiği gibi neredeyse yapılan tüm anketlerde birinci parti olarak çıkarmıştır. Bugüne kadar seçimden beri yapılan ve belli kriterleri sağlayan yani ciddi, büyük herkesin takip ettiği önemli şirketlerin ortalamasında ilk altı şirket ortalamasında da, ilk dokuz şirket ortalamasında da Cumhuriyet Halk Partisi belirgin şekilde 3,5-4 puanlık farkla tüm anketlerin ortalamasında birinci partidir.”</p>
<h3>“ERDOĞAN’IN HAZIMSIZLIK DUYGUSUNU TETİKLEMİŞTİR”</h3>
<p>“Ve bu bir başka duyguyu tetiklemiştir. Sayın Erdoğan’ın hazımsızlık duygusunu tetiklemiştir. Ve bu hazımsızlık duygusuyla 31 Mart seçimlerinde yüzde 38 oyu önce kızdı, hazmedemedi. Hatta bir aralar biliyorsunuz ‘Seçimin kazananı AK Parti‘dir’ dedi. Ama rakamları denkleştiremedi. Sonra bizi tebrik etti. Önce açıktan tebrik etmedi, ama sonra tebrik etti. Ve kendi partisinin başarısız olduğunu ifade etti. Ama onu kısmen hazmetmişti 38’i, 31 Mart seçimlerinin sonucu olan. Ama 31 Ekim anket sonuçlarını, Aralık sonuçlarını Kasım sonuçlarını hazmedemedi. Ve gördüğü Cumhuriyet Halk Partili belediyelerden, yerel yönetimlerden memnuniyet oranını biz 58 ölçtük, o 61 ölçtürmüş. İkimiz de biliyoruz, aylardır da söylüyorum. ‘Hayır ben 61 ölçtürmedim’ demiyor. Yaptırdığı şirket belli. CHP’den memnuniyet yüzde 61’e çıkmış onun ölçümünde. ‘Bugün yerel seçim olsa’ sorusunda, 38’in bizde 49, onda 50.5 göründüğünü ikimiz de biliyoruz. Bunun için dönüyor ve diyor ki ‘Silkeleyin. Paralarını kesin, hizmet edemesinler.’ Çok ayıp bir şey. Çünkü saldırılan şey, kent lokantasındaki dört kap yemeğin çorba fiyatına satılmasıdır. Hatta büyükşehirlerde lokantadaki çorbanın yarı fiyatına satılmasıdır. Saldırdığı şey, aşevindeki bedava yemektir. Saldırdığı kreştir, anne karttır, hoş geldin bebek diye verdiği bedava pişik kremidir. Hoş geldin bebek diye verdiğimiz o çocukla ilgili ilk bir ayda ne alınacaksa, ona alınacak parası olmayan babanın küçücük bebesinin daha doğar doğmaz bir eşitsizliğin içine doğmamasıdır. Onun saldırdığı iş, doğalgaz destekleridir. Kapıya konulan süttür, kapatılan veresiye defterleridir, verilen protein destekleridir. İşte aylık bir kilo iki kilo ettir. Sadece o tencereye giren ete saldırıyor. Ayda bir kere et giriyor, o ete saldırıyor. Erdoğan’ın ‘Silkele’ dediği budur. Yoksa lanet olsun, onun AK Partili belediyenin, MHP’li belediyenin yapıp yapıp ödemediği, ‘Nasılsa bana haciz gelmez’ diye şişirdiği SGK parası onun olsun, vergi borcu onun olsun. Ama saldırdığı başka bir şey. Bunu görmek lazım, bunu göstermek lazım.”</p>
<h3>“ADALETİ KATLETTİ”</h3>
<p>“Bu durumun, bu silkeleme meselesinin bir de başka bir tarafı var. O Ankara’ya çektiği, geçmişte bütün berbat kararları, mahkeme mahkeme gezdirerek, biliyorsunuz bir hakem iyiyse yerine tutarlar, kötüyse sürerler. Oysa bir hakim, Akın Gürlek, geçmiş dönemde İstanbul’da dünyanın en çok hareket eden hakimi. Bakın hani çip takıyorlar ya araçları izlemek için falan. Çip taksan haritada en çok dolaşan hakim. Çalıştı arkadaşlar, dünyada ondan daha mobilize bir hakim yok. O kadar sürede o kadar mahkeme değiştiren bir başka hakim yok. Nerede lazım, gitti orada adaleti katletti. Nerede lazım, gitti orada adaleti katletti. Ben de ona ‘Adalet giyotini’ dedim, ‘Seyyar giyotin’ dedim. ‘Siyasi giyotin’ dememişti. Şimdi yanlış söyleyecek gibiydim ama, aslında yaptığı iş aslında hukuk değil, siyaset. Siyaseten aldığı talimatları yerine getiriyor. Sonra ‘Aferin Akın.’ Ankara’ya gelmişti, siyasi bir makama geçmişti. Sonra ‘Ya Akın gibisi yok’ diye, ‘Hadi Akın’ dediler, akın akın yine adaleti katletmeye gitti. Şimdi İstanbul’da 9 Ekim’den beri saldırmadığı hiçbir alan kalmadı. Hiçbir alan kalmadı. Ne gazeteci bıraktı, ne akademisyen bıraktı, ne belediye meclis üyesi bıraktı, ne belediye başkanı bıraktı, ne öğrenci bıraktı, ne sanatçı bıraktı, ne parti genel başkanı bıraktı. Bırakmıyor, kimi bulursa saldırıyor ve içeri atıyor. Yani birinci duygu umutken, ikinci duygunun karamsarlık olması için çaba sarf ediyor. Bizim bütün seçilmişlerimiz, hep beraber umudu yükseltmeye çalışıyoruz. Tayyip Bey ve atanmışları korkuyu yükseltmeye çalışıyor. Bu iki duygunun mücadelesi, bugün Türkiye’nin temel duygu durumudur. Burada hepimize düşen enseyi karartmamak, morali bozmamak, bu karamsarlığa teslim olmamak, dimdik ayakta durmaktır. Bunun dışında başka bir çaremiz yoktur. Çünkü o umudu örgütleyemeyenler, bekleneni veremeyenler, umudu örgütleyenlere ve umutlananlara karşı korkuyu örgütlemeye çalışıyorlar. Dünyada bütün diktatörler böyle yapar. Ya kardeşim zaman zaman mesela Ekrem Başkanımız dün diyor ki, ‘Kent lokantası yapmaktır yarışmak.’ Doğru söylüyor, yerden göğe kadar. Ama adamın öyle bir dünyası yok. Adamın memnun ederek koltukta kalma gibi bir derdi yok. İlk geldiğinde dünyadan gelen sıcak paralarla, bir önceki hükümetin krizden çıkmak için koyduğu acı reçetenin acısı önceki hükümete, getirdikleri kendisine kalmışken, bir dönem vatandaşın memnuniyetine önem veriyormuş gibi davrandılar. Ama sonra o koltukta yerini sağlamlaştırdıktan, tırnakları koltuğa geçirdikten sonra umurunda değil onun vatandaşın memnuniyeti. Dünyanın bütün diktatörleri gibi Türkiye’yi yöneten siyasi akıl da şu anda sadece ve sadece kendi iktidarının devamına, bunun da ancak baskı ve korkuyla olacağına inanmış durumdadır.”</p>
<h3>“TÜRKİYE’DE BİR SİVİL DARBE MEKANİĞİ HAREKET HALİNDE”</h3>
<p>“Bu yüzden dün grup toplantımızda da ifade ettiğim bir sivil darbe mekaniği, şu anda Türkiye’de hareket halindedir, çalışmaktadır. Şu anda Türkiye’de bir sivil darbe hazırlığı, hatta bir sivil darbe sürecinin içindeyiz. Biz bütün askeri darbeleri kınıyoruz, geçmişteki. Bütün askeri darbelerden zarar gördük. Bunu net ifade ediyoruz. Çünkü askeri darbeler, bu ülkede cumhurbaşkanı yargıladı, hapse attı. Başbakanı astı, bakan astı. Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanlarını içeriye attı. Darbeyi hazırlayan süreçte il başkanlarımız katledildi, öldürüldü. Üyelerimiz, yöneticilerimiz işkenceden geçti, işkencede sakat kaldı. 15 Temmuz akşamı ‘Ankara’da uçaklar uçuyor, biri köprüyü kesti’ dediklerinde işin darbeye döndüğünü görünce bu binaya Ankara’daki bütün milletvekillerimizi çağırdım, Meclis’in olmadığı bir günde. Toplandık ve Meclis Başkanı’nı aradık. Meclis Başkan Vekilleri’ni, AK Partili yöneticilerini. ‘Meclis’i açın oradan direnelim. Çünkü darbeciler Meclis’i kapatırlar. Her zaman öyle olmuştur, başka yolu yok. Yönetimi ele alacak, eski seçilmişleri kapatır. Açın direnelim’ dedik. Açtırdık gittik, direndik. Dedik ki ‘CHP olarak yeni bir seçime kadar ana muhalefet partisiyiz, gözümüz bir yerde değil. Seçilmiş parlamentonun, demokrasinin arkasında bu darbecilerin karşısındayız’ dedik. Biz her darbeye karşı olduğumuz gibi 15 Temmuz’da bu iktidara yapılan darbede, ki darbeler iktidarlara yapılır, bütün dünya döner o ülkedeki muhalefete bakar, ana muhalefetin gözünün içine bakar, ne diyor diye. Bir toplumsal destek bulursa, olur o iş. ‘Hayır’ dedik, ‘Asla’ dedik. ‘Hadi oradan’ dedik. Buraya telefon açtılar genel başkanımız uçaktaydı, özel kalemi bana iletti. ‘Genelkurmay‘dan genel başkanımıza bir not var. Mustafa Kemal’i destekleyen Atatürkçü subaylar da darbenin arkasında.’ Dedim ‘Değillerdir, inanmıyorum. Ama kim yapıyorsa yapsın o darbenin karşısındayım’ deyip, kendilerine, darbecilere doğru en sert ifadelerle mesaj yollamışız. Daha genel başkanımız uçakta, İstanbul hava sahası kapalı, tankların ne yaptığını millet aymamışken sin kaflı cevap yolladık darbeyi yapanlara. Sonra anlaşıldı ki Atatürkçü subayların hiçbir tanesi bu pisliğe alet olmamış. Hiçbir tanesi. Ve biz orada öyle durmuşuz, darbeye karşı tutumumuz belli. Bugün bir sivil darbe mekaniği işliyor ve Recep Tayyip Erdoğan’ın bu sivil darbe mekaniğine karşı ne söyleyeceğini merak ediyorum. Bugün birileri Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;nin hepinizin gözü önünde, hepimizin gözü önünde, bütün dünyanın da takdir ettiği şekilde, Türkiye’de demokrasi bir partide olsun işliyormuş dedikleri şekilde yapılmış demokrasi kurultayını birileri 1,5 yıldır bekleyip bizi düşüremedikleri tuzağa, düşürdüklerini bulup da onları ifadeye çağırarak başlattıkları bir süreçte, ellerindeki kiri partimize bulaştırmaya çalışıyorlar. Ve tertemiz kurultayı, dün 81 il başkanımız geldi, diyorlar ki ‘46’mız genel başkanın karşısındaydık, 35’imiz yanında. Bütün delegeler bize bağlı. Aynı uçakla, aynı otobüsle geldim, aynı otelde kaldım, aynı kahvaltıyı ettim. Ben bu kurultayda bu söylenenlerden bir tanesini duymadım’ diyen 81 ilin 81 il başkanı geldi dün baba evinde açıklama yaptı. Ama bir darbe mekaniği. O sonucu hazmedemeyenlerin, karşımızda daha doğrusu darbe ittifakı var.”</p>
<h3>“31 MART’IN MAĞLUPLARI…”</h3>
<p>“Sonucu hazmedemeyenlerin, o sonucun ürettiği 31 Mart’ın mağluplarının ve esas olarak da bugün yükselen umudu korkuya çevirmeye çalışanların örgütlediği bir darbe mekaniği var. Siyasi darbe, yürütmenin başına yapılır. Siyasi darbe, eskiden başbakana yapılıyordu şimdi cumhurbaşkanına yapılır. 15 Temmuz’da sahip çıktım, bu gece yapsınlar yine karşısındayım, yine sonuna kadar seçilmişlerin arkasındayım. Ama bugün bir siyasi darbe yapılıyor bir cumhurbaşkanına, mevcut cumhurbaşkanına değil. Bu milletin seçeceği bir sonraki cumhurbaşkanına darbe yapmaya çalışıyorlar. Bir sonraki cumhurbaşkanına. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum: Darbeyi sana yaparlarsa ben karşısındayım. 15 Temmuz’da gördün. Soruyorum, sen bu darbenin neresindesin? Akın Gürlek’in yürüttüğü, adli tarafını yürüttüğü, Ankara’da yürütülen, Cumhuriyet Halk Partisi’ne, baba evimize, baba ocağına, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partiye darbe yapmaya çalışanlar. Adayımızı belirlemeye çalışıyoruz, aday adaylarının başvuru günlerindeyiz. 23 Mart’ta yapacağımız ön seçimi yaptırmamaya çalışanlar, çıkaracağı cumhurbaşkanı adayının seni yeneceğini bildiğiniz için mi bu darbenin içindesiniz, yönetimindesiniz? Değilseniz çıkın, bu darbe girişimine karşı bir tutum alın. Alamıyorsanız, susuyorsanız biz 15 Temmuz’da susmadık, yarın olsun yine susmayız. Ama sana darbe yapıldığında sana sahip çıkan, bu demokrasinin mimari Cumhuriyet Halk Partisi’ne darbe yapmaya çalışanlara da içinde olanlara da işbirlikçilerine de göz yumanlara da yazıklar olsun. Söz veriyorum başaramayacaksınız. Söz veriyorum başaramayacaksınız. Söz veriyorum başaramayacaksınız. İl Genel Meclisleri ayağa kalkmış, Belediye Başkanları ayağa kalkmış, milletvekilleri ayağa kalkmış. Biz ayaktaysak oturanlar utansın. Biz ayaktaysak susanlar utansın. Hepinize teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun.”</p>
<p><a href="https://www.haberduyur.com/ozgur-ozel-ellerindeki-kiri-partimize-bulastirmaya-calisiyorlar/">Özgür Özel: “Ellerindeki Kiri Partimize Bulaştırmaya Çalışıyorlar”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.haberduyur.com">Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberduyur.com/ozgur-ozel-ellerindeki-kiri-partimize-bulastirmaya-calisiyorlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özgür Özel: “Yaşatılan Süreç Sivil Darbe Girişimidir</title>
		<link>https://www.haberduyur.com/ozgur-ozel-yasatilan-surec-sivil-darbe-girisimidir/</link>
					<comments>https://www.haberduyur.com/ozgur-ozel-yasatilan-surec-sivil-darbe-girisimidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Feb 2025 12:48:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Özel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberduyur.com/?p=52377</guid>

					<description><![CDATA[<p>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Kıymetli milletvekillerimiz, çok değerli grubumuz, bugün 81 ilden baba ocağımızın bacasını tüttüren, çayını demli, çorbasını sıcak tutan, başı sıkışana baba ocağının kapılarını açık tutan, 31 Mart’taki 47 yıl sonra gelen büyük zaferin en önemli mimarları olan değerli il başkanlarım hoş geldiniz. Türkiye’nin dört bir yanından grubumuzu şereflendiren değerli konuklarımıza, belediye [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.haberduyur.com/ozgur-ozel-yasatilan-surec-sivil-darbe-girisimidir/">Özgür Özel: “Yaşatılan Süreç Sivil Darbe Girişimidir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.haberduyur.com">Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Kıymetli milletvekillerimiz, çok değerli grubumuz, bugün 81 ilden baba ocağımızın bacasını tüttüren, çayını demli, çorbasını sıcak tutan, başı sıkışana baba ocağının kapılarını açık tutan, 31 Mart’taki 47 yıl sonra gelen büyük zaferin en önemli mimarları olan değerli il başkanlarım hoş geldiniz. Türkiye’nin dört bir yanından grubumuzu şereflendiren değerli konuklarımıza, belediye başkanlarımıza, il genel meclisi üyelerimize, belediye meclis üyelerimize, sivil toplumun ve kentlerinin hakları için mücadele eden tüm birlikteliklerin değerli temsilcilerine, televizyonlarından bizleri izleyenlere, radyolarından dinleyenlere Cumhuriyet Halk Partisi’nden, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisinden selam olsun. Hepiniz hoş geldiniz” dedi. Özel, şöyle devam etti:</p>
<h3>“MESELENİN TEK SORUMLUSU; RECEP TAYYİP ERDOĞAN’DIR”</h3>
<p>“Önemli bir gün, önemli bir süreç, zorlu bir süreç. Ona dair söyleyeceklerim var. Ama unutturulmaması, gündemin bizi meşgul eden yanlarına kapılıp da asla seslendirmeden bırakılmaması gereken hususlar var. Boynumuza borç olan, namusumuza emanet olan işler var. Onlara değindikten sonra günün, bugünün ruhunu ve nerede olduğumuzu, nasıl duracağımızı, nereye yürüyeceğimizi sizlerle birlikte paylaşacağım. Bolu Kartalkaya&#8230; 36’sı çocuk 78 vatandaşımızın hayatını kaybettiğinden beri geçen hafta üç demiştik, dört hafta oldu. Tam 28 gün oldu. 28 gündür vicdanlar yanıyor, o kor hiç sönmüyor. ‘Biz bu işi 10 günde bitiririz’ diye söz veren İçişleri Bakanı’nın ağzını bıçak açmıyor. Görevlendirilen ilk bilirkişi heyeti, resmi yazıyla görevlendirilen bilirkişi heyeti sorumluları Bolu’daki İl Özel İdaresi ve Turizm Bakanlığı diye söyledi diye raporu alınmayan, ‘Buradan Bakan’ı sil, Bolu Belediye Başkanlığı yaz’ dendi diye mesleki namuslarına dokundurtmayan ve raporların arkasında duran, o raporları teslim alınmayan bilirkişi resimleri ile cisimleri ile görevleriyle duruyorlar. ‘Heyeti genişletiyoruz’ deyip sulandırmaya çalışan, sonra direnci görünce ‘Yeni heyet görevlendirdik’ denilen bilirkişinin ise raporu hala ortada yok. Gözaltı süreleri uzatıldı. Ardından tutuklamalar, serbest bırakmalar yapıldı. Ama bir bilirkişi raporuna göre değil, Ankara’dan giden baskıya ve oradaki talimatlandırmaya göre yapıldı. Turizm Bakanlığı’ndan kimseye dokunmadılar ve döndüler AK Parti‘ye yük olmayacak bir sistematiğin içine dönüştürdüler. İnsanın tüyleri diken diken oluyor. Sinan Ateş davasında nasıl katledilenin kimliği ve katledenin kimliği yargıyı tarihin en büyük yargısızlık, adaletsizlik sürecine sürüklediyse burada da sorumlu tutulanın aidiyeti, partisi ve aslında sorumluluğu olmayanlara yüklenmeye çalışılan yük bizi bu noktaya getirdi. Dikkatle takip ediyoruz. Şunu biliyoruz, pazar bekleniyor. Nasıl o gün altı saat boyunca o an için 66 rakamı sabah 9.00’da belli iken, ‘Altı kayıp var, 10 kayıp var’ deyip altı saat Erdoğan’ın Ankara’daki kongresi, AK Parti il kongresi beklendiyse, rozet takılıp katılım töreni bitip alkışlar sustuktan sonra hepimizin bildiği gerçek rakam ilan edildiyse şimdi de Turizm Bakanı’nı görevden almak yerine, kongre sonrası zaten geniş bir kabine değişikliğinin içinde bu işi eritip AK Parti’nin sorumluluğunu örtme maksadı açıkça görülüyor. Buradan şunu söylüyoruz. Hukuken sorumluluklar var, siyasi sorumlu var ama bir tane vicdani sorumlu varsa… Böyle bir dönemde bir tek kişiyi seçeceksiniz, gerisini o seçecek, Meclis olarak karışmayacaksınız, gensoru veremeyeceksiniz, hesap soramayacaksınız. ‘Hesabı bir kişi verecek’ denilen yerde, Yenidoğan Çetesi’ni bu hale getiren, o bebelerin hayatına sebep olan Bakan’ı atayan da bu Kültür ve Turizm Bakanı’nı atayan da meselenin tek sorumlusudur. O sorumlunun bir adı vardır, o da Recep Tayyip Erdoğan‘dır.”</p>
<h3>“SAĞLIKTA MİLLETVEKİLİNİN AĞZINDAN İTİRAF GELDİ”</h3>
<p>“Kültür Bakanı’na ‘İstifa edecek misin?’ diyen arkadaşlarına ‘Niye edeyim, Sağlık Bakanı etti mi?’ demişti. ‘Seni görevden alır mı?’ ‘Nasıl alacak, Yenidoğan Çetesi’nde Sağlık Bakanı’nı aldı mı da beni alacak?’ demişti. İşte o sağlık sistemi, bir yandan AK Partili milletvekillerinin ağızlarından dökülen sözlerle hekime karşı şiddetin nerelere geldiğinin, hekim emeğinin, sağlık emekçisinin emeklerinin nasıl değersizleştirilip onların nasıl hedefe konup nasıl onlara şiddetin yönlendirildiğinin bir itirafı geldi. Ben milletvekilinin ardından yaptığı özrü önemsiyorum. Hiç değilse kırdıklarından, üzdüklerinden özür diledi. Ama bir gerçek var. ‘Memnuniyetsizlik varsa ben şunu yaparım. Sağlık personelinin gırtlağına yapışın. Ben devlet olarak üzerime düşeni yaptım, hizmeti vermeyen onlardır.’ Yıllar önceydi, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin anketlerde en güçlü olduğu yer sağlık görünürdü. Yüzde 70’in üzerinde memnuniyetler görülürdü, o zamanki sağlığa karşı şiddet araştırmalarında somut tespit vardı. Bunların iktidar tarafından kendi lehlerine yoğun iletişimi, sağlık alanında ortaya çıkabilecek herhangi bir olumsuzlukta her şey bu kadar iyiyken ‘Niye benim başına, yakınımın başına bu geldi?’ diye doğrudan sağlık emekçisine hedef gösteriyor derlerdi. Şimdi o memnuniyetler yüzde 78’lerden yüzde 50’nin &#8211; 40’ın altına gerilemişken, o gün bile memnuniyetin iletişimi hedef gösteriyor derken bilim insanları bugün bu kadar memnuniyetsizlikte ‘Biz her şeyi iyi yapıyoruz, gidin gırtlağını sıkkın’ meselesi bir milletvekilinin kişisel gafından, hatasından çok sistemin kendisini nereye dayandırdığı, nasıl suçu başkalarına attığının ve sağlık emekçilerinin emeğini değersiz ve aslında bedenini de değersiz gördüğünün açık bir kanıtı olması açısından son derece önemli.”</p>
<h3>“REZERV ALAN İTİRAZI YÜKSELİYOR”</h3>
<p>“Hatay’ın rezerv alan sorunu bütün farklı illerde de yaşanmaya başladı, yaşanıyor. Bu sefer de Malatya Yeşilyurt ilçesinde bir rezerv alan krizi ile karşı karşıyayız. Bilimsel olarak yapılması gereken değerlendirmelerin sübjektif kriterlerle hele hele değerli yerleri ‘Yahu bu garibanların, yoksulların burada işi ne? Onları alalım şuraları taşıyalım, buraları farklı değerlendirelim’ yaklaşımı, Hatay’da aldığı itiraz çeşitli şehirlerden yükseliyor. Bu konudaki takibimizi ve dikkatimizi sürdürdüğümüzü ifade etmek isterim.”</p>
<h3>“OKULU DONDURAN ÖĞRENCİ SAYISI PANDEMİDEKİNİ AŞTI”</h3>
<p>“Memlekette geriye düşmeyen, geliri gerilemeyen, fakirleşmeyen kimse kalmadı. Eskinin orta direği artık yoksul, eskinin yoksulları ise derin yoksulluğun pençeleri arasında can çekişiyorlar. Bu ekonomik buhranda emekliler, asgari ücretliler kadar mağdur olan kesimlerin başında öğrenciler de geliyor. Yapılan önemli ve bilimsel bir çalışma, Eylül 2024’te üniversite öğrencisinin aylık yaşam maliyetinin 22 bin 920 TL olduğunu gösteriyor. Eylülden bugüne resmi enflasyon rakamı altı aylık işlendiğinde, 25 bin TL’ye çıkıyor bu maliyet. Üç öğün beslenme ve barınma giderlerinin bir asgari ücreti aştığı bir ülkede yaşıyoruz. Son yıl okulunu donduran üniversite öğrencilerinin sayısı, pandemide donduranların üzerine çıkmış, geride bırakmış durumda. 2023’te 74 bin, 2024’te de 56 bin üniversite öğrencisi okulunu dondurdu ve geriye gitti. Burada bir yoksulluk salgınıyla, yoksulluk pandemisi ile karşı karşıyayız. Konu o kadar hazindir ki 2022 yılında evladını üniversitede okutacak kudreti kendinde gören 74 bin aile, 2023’te evladına mahcup olmuş, evladı boynunu bükmüş ve memlekete geri dönmüştür. Aynı rakamı 2024’te de 56 bin olarak gerçekleşmiştir. Bu şartlar altında İŞKUR üzerinden haftanın bir ya da üç günü çalışacaklara iş bulmak için üniversite öğrencileri için bir program açılıyor. Mezun olan 100 gençten 20’sinin işsiz olduğu noktada, üniversite öğrencilerine İŞKUR’un ilan ettiği 69 bin kontenjana tam altı günde 250 bin başvuru yapıldı. Altı gün içinde 250 bin üniversite öğrencisi ‘Haftanın üç günü çalışayım İŞKUR’un bulacağı işte’ diye başvurmuş durumda. Öğrencilerin nasıl bir yoksullukla, nasıl bir geçim sıkıntısıyla, nasıl bir barınma, nasıl bir karnını doyurma sorunuyla karşı karşıya olduğunun en net göstergesi. Bu öğrencilerin neredeyse tamamı KYK kredisi almak durumunda olan öğrenciler. Gelir durumları o noktada olan öğrenciler. Erdoğan kendinden önceki koalisyon hükümetini ve Başbakanı rahmetli Ecevit‘i aşağılarken, ki ortağı Devlet Bahçeli idi, sürekli ‘Ben geldiğimde 45 liracık KYK bursu vardı, biz onu şimdi nerelere getirdik’ diyor. 45 liracık KYK bursu o gün 30 liracık olan çeyrek altından 1,5 tane alıyordu. Bugün KYK kredisi 3 bin TL. Yani KYK kredisi ile o gün 1,5 çeyrek altın alınırken bugün 3 bin lirayla yarım çeyrek altın alınamaz durumda. Yani aşağıladığı, kendinden önce kötü gösterdiği dönemin fiilen üçte biri kadar öğrencilere KYK kredisi veriyor, onun üstüne İŞKUR’dan iş açıyor. 69 bin öğrenciye kontenjan var, 265 bin öğrenci başvuruyor ve bu durumda aslında öğrencileri ne duruma getirdiğini kendi kendisine itiraf ediyor.”</p>
<h3>“AÇLAR, TOKLARIN KENDİ HALLERİNDEN ANLAMADIĞINI İYİ BİLİYOR”</h3>
<p>“Elbette istiyor ki yaptığı yargı tacizlerini konuşalım, konuşacağız. İstiyor ki yaptığı haksız saldırıları, hukuksuzlukları konuşalım. Ve bu meseleleri konuşmayalım. Yangın konuşulmasın, yoksulluk konuşulmasın, yeni doğan çetesi konuşulmasın. Milletvekillerinin doktorları hedef göstermesi konuşulmasın. Öğrencinin açlığı, yoksulluğu konuşulmasın. Peki, Ramazan geliyor Sayın Erdoğan. Tokların açların halinden anlaması için üzerlerine farz olmuş bu ibadet geliyor. Ve açlar, tokların kendilerinin halinden anlamadığını gayet iyi biliyorlar. Ramazan’dan önce bu grup toplantısında; hep yaptığımız, hep yapacağımız, hiç unutmadığımız bir karşılaştırmayı bu sefer Ramazan kolisi için yapalım. Öyle 20 yıl önceye gitmeyeceğiz. Birkaç yıl önceye de gitmeyeceğiz. Sadece geçen seneye gideceğiz. Bir Ramazan kolisi. Sekiz temel ürün. Ramazan’da karnı doyuracak, kursaktan geçecek, orucu tutturacak, sahurda ve iftarda lazım olan, yetmez ama olmazsa olmaz sekiz temel ürün. Ayçiçek yağı, bulgur, makarna, nohut, kıyma, un, pirinç ve çay. Aynı koli. Geçen sene 950 liraydı. Bu sene aynı markalar ve aynı satılan yerde bin 610 lira. Artış yüzde 70. Buradan mübarek Ramazan yaklaşırken, oruca niyetlenen ve alışveriş yapması gereken herkesin bu hesabı gözüne, vicdanına emanet ediyorum. Gidince baksınlar. Geçen sene ne harcadıklarını biliyorlar. Bu sene alabiliyorlar mı? Bu yüzde 70 mi Ramazan kolisinin enflasyonu. Yüzde 70. Peki reva mı asgari ücretliye verilen zam? Yüzde 30. Yani bu 950 lira, 700 lira artıp buraya gelecek. Sen bunun 250’sini vereceksin ‘450’sini başka kapıya diyeceksin, cebinden bul’ diyeceksin. Bu Ramazan kolisinden geçen sene alabilen asgari ücretliye bu sene, ‘Kıymayı bırak, unu elleme, nohutsuz da doyarsın’ diyeceksin. Emekliye gelince son verdiği zam yüzde 15. Geçen Ramazan’dan beri verilen toplam zam yüzde 40’ın biraz üstünde. Yüzde 70 artış, emekliye yüzde 40. Zaten sürünen emekliye, o azıcık maaşa, 12 bin 500 liraya, yüzde 15 daha koyup ‘14 bin 500 lirayla geçin’ diyorlar. Bu Ramazan kolisini geçen sene kaça aldık, bu sene kaça alıyoruz, ya da alamıyoruz? ‘Ben emeklimi hiçbir zaman enflasyona ezdirmedim, hiçbir zaman asgari ücreti enflasyona ezdirmedim’ diyenleri, milletimizin vicdanına havale ediyorum, milletimizin vicdanına.”</p>
<h3>“ERDOĞAN SICAK SALONLARDA KENDİNİ ALKIŞLATIYOR”</h3>
<p>“Biz Tayyip Erdoğan’la sürekli birbirimizi takip ediyoruz. Ben takip ediyorum, o sıcak salonlarda, atadıklarına kendini alkışlatıyor. O takip ediyor ve ben bunu eleştiriyorum. O da beni takip ediyor, ‘Sayın Özel’ diyor, ‘Memleket memleket gezip, sarraflara girip kuyumculara girip altın hesabı yapıyor’ diyor. ‘Altın hesabını bırak’ diyor, başka bir yere çağırıyor beni. Çağırdığı tarafa gitmiyorum diye çıldırıyor. Ama onun bildiği, benim Manisam hariç, 54 memlekete 213 ziyaret yapmışım bir yılda. Tayyip Bey deprem bölgesinde bile tek ile gitmiş, saatler kalmış. Sıcak bir salonda Beşli Çete’ye ödül dağıtmış. Oysa ben onu konteynerlere çağırdım. ‘Bir yılda hepiniz evinize gireceksiniz’ dediği 670 bin kişinin, iki yıl önce 720 bin kişi konteynerdeyken, 670 bin kişinin sesini duyurmaya çağırdım. Hatay’daki 222 bin kişiden 215 bininin hala konteynerde olduğunu görmeye çağırdım. ‘Konutların yüzde 30’unu verdik’ diyor, konteynerlerin yüzde 10’u daha boşalmamış. Onu görmeye, gerçekle yüzleşmeye çağırdım ama dinlemiyor. Takmış ‘Memleket memleket gezip altın hesabı yapma’ diyor. Yapacağım. Sonuna kadar yapacağım. Bak son bulduğum rakam nedir? Asgari ücret ilk 1951’de belirlenmiş. 1951’den bugüne kadar üstünden 74 sene geçmiş, asgari ücret ilk kez bu sene bir tam altın alamaz duruma gelmiş. Bugün Cumhuriyet altını, Anadolu’nun dört bir yanındaki kuyumculara sorulduğunda 23 bin 470 lira. Asgari ücret bunun altında. 74 yıldır ilk kez, asgari ücreti bir altın alamaz hale getiren Erdoğan’ı, ona oy veren ve bu altın hesabını herkesten iyi bilen Ayşe Teyzemle Mehmet Amcama şikayet ediyorum.”</p>
<h3>“BU SORUYA EMEKLİYİ MUHATAP EDENE YAZIKLAR OLSUN”</h3>
<p>“Bir de televizyonlarda izlerken çok üzüldüğüm görüntüler var. Diyorlar ki ‘Durumunuz nasıl? Geçiniyor musunuz?’ ‘Geçinemiyorum.’ ‘Maaş nasıl?’ Söylüyor. Kimi 14 bin diyor, kim dul-yetim maaşı alıyor 7 bin lira diyor. Kimi engelli bakım ücreti alıyor, 5 bin 400 lira diyor. Kimi ‘Asgari ücretliyiz, dört kişiyiz. Geçinemiyoruz’ diyor. Sonra ‘Fitre, sadaka kabul ediyor musunuz?’ sorusu geliyor. Orada kimi ‘Alırım, ihtiyacım var’ diyor. Kiminin, çoğunun da çok gururuna dokunuyor. Bence gerçekten bunu bırakalım artık, bu utanç yeter. Çünkü çok kötü görüntüler, böyle düğümlenen gırtlaklar, buğulanan gözler görmeye dayanamıyoruz. Ama bu sorun niye yöneltiliyor biliyor musunuz? Bu soru Diyanet İşleri’nin geçen yıl 130 lira olan fitreyi, 180 liraya yükseltmesi, bir öğün için belirlenen fitre bedelinin 90 lira olduğunu söylemesi ve sorulan soru üzerine asgari ücretlilerin ve emeklilerin fitre alabilecekleri, fitre kabul edebileceklerini fetva etmesi üzerine oluyor. Bu maaşa emekliyi mahkum edene de, bu soruyla emekliyi muhatap edene de yazıklar olsun. Yazıklar olsun. Diğer yandan Tayyip Bey kızıyor diye, ‘Altın hesabını bırak’ dedi diye bu hesapta bırakıyorum altın hesabını.”</p>
<h3>“EMEKLİ İKRAMİYESİ DÖRTTE BİRİNE İNMİŞ DURUMDA”</h3>
<p>“Emekliye ikramiye tartışmaları. 2015 yılı Cumhuriyet Halk Partisi’nin 7 Haziran’a giderken önemli bir iddiasıydı. Her emekliye bir asgari ücret tutarında, bir maaş tutarında ikramiye. ‘Olmaz’ dediler, 7 Haziran‘da Meclis çoğunluğunu kaybettiler. Ardından 1 Kasım’a giderken ‘Biz de vereceğiz’ dediler. 1 Kasım’da yeniden iktidar oldular. Üç sene bu sözlerini unuttular. Tam 2018 seçimlerine girerken bin lira yaptılar. Biz o zaman ‘Bir asgari ücret olsun’ diye itiraz ediyorduk, bu bin lirayı yetersiz görüyorduk, bin lira yaptılar. O bin lira 2018’den bugüne, yedi yılın sonunda halen 3 bin lira. Şimdi yüzde 50 zam yapsa, olacak 4 bin 500 lira. Görünen en fazla da yapacağı 4 bin 500 lira. Altın hesabında çok daha geride de Tayyip Bey’e dana kıyma hesabını söyleyeyim, tam denk gelmiş. 2018’de bizim zorumuzla verdiği bin lira 24 kilo kıyma alıyordu. Bugün çok çok verse, 3 binden 4 bin 500 yapsa yapacağı 4 bin 500 lira, 6 kilo dana kıyma alıyor. Emekliye verilen ilk ikramiye 24 kilo, bugün verilecek son ikramiye 6 kilo. Tam dörtte birine inmiş durumda. O yüzden emeklilerin ikramiye beklentisi tartışmasını buradan görmekte, buradan okumakta fevkalade fayda var diye düşünüyorum.”</p>
<h3>“TAM DÖNÜM NOKTASINA YAKLAŞTIĞIMIZ YERDEYİZ”</h3>
<p>“‘Bu fakirliğin, yoksulluğun temel nedeni ne?’ diye sorarsanız, dünyadaki bütün ekonomistler doğruyu şöyle söyler: ‘Ülkenin tuttuğu yol, doğru yol değil.’ Bu ülkenin kurucusu ‘Muasır medeniyetleri, gelişmiş ülkeleri yakalayın, geçin’ dedi. Yönü gösterdi. Kendisi o yöne yürüdü, Cumhuriyet Halk Partisi’nin o yöne yürüdüğü on yılda işte 10’uncu Yıl Marşı’nda anlatılan, hep beraber coşkuyla söylediklerimiz yaşandı. Öyle gidildiğinde de yakalanıp ve geçileceği belliydi. Şimdiyse Birinci Cumhurbaşkanı’nın gösterdiği yön belli iken, tersi yöne giden ve gitmek için de herkesi ikna etmeye çalışan bir anlayış var. Gazi’nin gösterdiği yönde, bağımsız yargı var, güçlü parlamentolar var, katı kuvvetler ayrılığı var. Avrupa’ya bakarsan 55 bin dolar, İskandinav ülkeleri birbiriyle yarışıyor 100 bin dolar sınırında milli gelirler var. Biz doların inanılmaz baskılanmış olmasına rağmen, Avrupa’dakilerin beşte biri, İskandinav ülkelerinin neredeyse onda biri düzeyini biraz geçtik. Onda biri düzeyindeyiz onların. Hukukun, kuvvetler ayrılığının ve hukuk devletinin, demokrasinin peşinden gidenlerin 10 kat gerisindeyiz. İyi olduğumuz, gitmeye niyetlendiğimiz yerdekiler. Güçlü diktatörlüğe varan yöneticilerin, büyük sarayların, lüks araçların, uçak filolarının olduğu, ama halkın 4 bin 500 dolar olduğu yere gitmek istiyorlar. Bu tarafta yöneticiler, mütevazi evlerde oturup, mütevazı normal halkın uçtuğu uçaklarla uçarken, bu taraftakiler sarayda oturup, uçan saraylarla uçup halklarını perişan ediyorlar. Böyle bir ikilemin, böyle bir tercihin tam dönüm noktasına yaklaştığımız bir yerdeyiz. Ve maalesef hukukun olmaması, hukuk, yargı tacizleri, her gün saldırılar, her sabah ‘Bu sefer sıra kimde’ hissiyatıyla uyanmalar, alarmla değil kötü haber telefonlarıyla uyanmak artık muhalefetin tümünün ana gündemi, yaşantısının bir parçası.”</p>
<h3>“11 AYDA 11 KAYYUM; KİME ATANDIĞINA BAKMADAN KARŞI ÇIKMAYA DEVAM EDİYORUZ”</h3>
<p>“En son bir milyonu aşan nüfusuyla Van Büyükşehir Belediyesi’ne bir kayyum daha atandı. Dün bunları not almıştık, bugün sabahleyin genel başkanlarıyla da konuştum, EMEP’in, DİSK’in, toplumsal muhalefetin birer parçaları olan pek çok yapının çok sayıda mensubu bir gerekçeyle, yaratılmaya çalışılan bir algıyla, efendim beş sene önce bir konferansa davetlilermiş, gitmişler. Demokrasi konuşmuşlar, toplumsal muhalefeti güçlendirmeyi konuşmuşlar. Bugün onların her birisinin kapısına polis dayandı, yeni bir operasyon başladı. Kayyum olarak atanan valiler halkın iradesini bir kez daha yok sayarken, buna demokratik itirazlar şiddetle ve yeni gözaltılarla, tutukluluklarla cezalandırılıyor. Cumhuriyet Halk Partisi, iki tanesi kendi belediyesi olan, 11 ayda 11 belediye kayyum atandı, geçmişte olduğu gibi bugün de bu hukuksuzluğa, kime atandığı ve algı operasyonuyla nelerin söylendiğine bakmaksızın karşı çıkmaya devam ediyor. Dün güçlü bir heyetle, kamuoyu tarafından dikkatle takip edilen bir ziyareti Van’a gerçekleştirdik. Van sokaklardaki Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu demokrasi dayanışmasına verilen önlem, duyulan güven ve geleceğe dair umut şunu gösteriyor ki, adı Zafer Partisi de olsa DEM’li belediye de olsa, Cumhuriyet Halk Partisi de olsa EMEP de olsa, yarın başka bir parti de olsa, taban tabana zıt siyasetler de olsa bu iktidarın karşısındaki bütün muhalefete düşen şudur ki: Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.”</p>
<h3>“EMEKÇİNİN YEMEĞİNE, YOL PARASINA GÖZ DİKMİŞLER”</h3>
<p>“Gaziantep’te 11 fabrikada 3 bin kadar işçinin eylemi. Yemek ücretlerinin, yol ücretlerinin ellerinden alınmasına isyanları, enflasyon karşısındaki zam talepleri ve AK Parti milletvekilinin fabrikasında ‘Zenginliğimizi Allah verdi’ diyen, ama çalışanına vermeyenlerin durumu ortada. Buna itiraz eden BİRTEK-SEN Başkanı Mehmet Türkmen önce gözaltına alındı, had bildirildi, ‘Akıllı ol’ dendi, salıverildi. Ardından dün tekrar gözaltına alındı, ‘Akıllanmıyorsun sen’ deyip hapse atıldı. Onun isyan ettiği fabrika, AK Parti milletvekilinin fabrikası. 2023 yılında 3 milyar lira ciro yapmış, ödediği vergi yalnızca 390 bin lira. 3 milyar lira ciro yapıp 390 bin lira vergi ödeyenler, dönmüşler emekçinin yemeğine, yol parasına göz dikmişler. Öte yanda Türkiye’nin iki büyük fast food zincirinin 7 bin işçisi konkordato mağduru. Ancak Çalışma Bakanlığı yanlarında, arkalarında duracağına bu 7 bin işçiyi yalnız bırakıyor, hak aramalarına engel oluyor. Çayırhanlı madenciler, geçen sefer ertelettikleri, aslında 20 yıl önce özelleştirilen, çok kârlı olan, kömür çıkarılıp elektrik yakılan, kömür devletten, santral devletten, alım garantisi devletten, ballı kaymaklı bir işte 20 yıl doldu, devlete iade edildi. Bir mucize oldu diye söylemiştim. Altın yumurtlayan tavuğu kesmiştik, dirildi geri geldi. Şimdi onu tekrar kesmeye çalışıyorlar. Çayırhanlı madenciler de buna itiraz ediyorlar. Attıkları her adıma eşlik ettik. Milletvekili düzeyinde, Genel Başkan Yardımcılarımız düzeyinde, Ankara Belediye Başkanlarımız, Büyükşehir Belediye Başkanımız düzeyinde. Çayırhanlı madencilerin de kapatılan konkordato ilan edilen şirketlerin mağdurlarının da Gaziantep emekçilerinin de hakkını arayan kim varsa onun yanında ve yakınında, dimdik arkasında durmaya devam ediyoruz.”</p>
<h3>“HERKES BU İKTİDARIN SOPASININ HEDEFİNDE”</h3>
<p>“Gazetecilere Barış Pehlivan’ımıza, Kürşad Oğuz’umuza, 20 gündür tutuklu olan Suat Toktaş’ımıza, Sedat Selek Hanım’a, Serhan Asker’e dört yıldan dokuzar yıla kadar hapis cezaları talep edildi. Hesap ediyorlar ki ‘Halk TV’yi susturabiliriz, özgür basını susturabiliriz, gazetecileri sindirebiliriz.’ Bugün de aralarında dört gazetecinin de olduğu 52 kişi yeni bir şafak operasyonuyla sindirilmeye çalışılıyor. Bir yandan bakıyorsunuz çok farklı siyasi partilerin genel başkanları, yöneticileri. Bakıyorsunuz Erdoğan’ı defalarca yenmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve belediye başkanları, belediye meclis üyeleri. Bir tarafta muhalif olan tüm gazeteciler. Bir tarafta sendikacılar. Onun yanında TÜSİAD, onun yanında yanında, yanında, yanında, yanında… Herkes birden bu iktidarın baskısının altında ve sopasının hedefinde. Şu kadarını özetleyeyim. Yahu neler oluyor diye bakan ve bu olan biteni biraz uzaktan bakıp da bu yaşananları gören vatandaşlarımıza şunu söylemek isterim. Bir Afrika atasözü var. Diyor ki: Eğer ormanda aslan, zebra, ceylan, sırtlan hep birlikte aynı yere kaçıyorlarsa; orman yanıyor demektir. Ormanı yakıyorlar, memleketimizi yakıyorlar, hepimizi yakıyorlar. Hep birlikte sahip çıkmak durumundayız.”</p>
<h3>“KİMLER KİMLERLE BERABER TAYYİP BEY”</h3>
<p>“Ve bir yandan da HÜDAPAR, hafta sonu Kürt sorunu çalıştayı yapmış. Gazeteci arkadaşlar soruyor, ‘Ne diyorsunuz?’ diye. Kürt sorununu HÜDAPAR‘ın yarattığı zeminde tartışmaya kalkarsak bu parti kendini inkar etmiş olur. O HÜDAPAR ki domuz bağcıların partisidir. O HÜDAPAR ki kadına karşı şiddetin simgelendiği, vücut bulduğu partidir. O HÜDAPAR ki ‘Bekar kadınları sahiplendirmek lazım’ diyebilen bir partidir. O HÜDAPAR, bayrağa karşıdır, devlete karşıdır, Atatürk’e karşıdır, demokrasiden yararlanıp demokrasiyi ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. O HÜDAPAR’a sesim yok, ama Recep Tayyip Erdoğan’a söyleyecek bir sözüm var: Kimler kimlerle beraber Tayyip Bey&#8230; Kimler kimlerle beraber…”</p>
<h3>“GERÇEK ÜLKÜCÜLER VE MHP’LİLER HESABINI BUNLARDAN SORACAKTIR”</h3>
<p>“Ankara’nın orta yerinde kalkmamış, kanı yerde kalmış bir cenaze duruyor. Anneciği geçen hafta geldi Sinan Ateş’in. Sarıldı, ağladı. ‘Kapı kapı geziyorum evladım. Derdimi anlatıyorum’ dedi. ‘Evladım bana söyledi, ‘Kalemimi kırdılar’ dedi. İstanbul’da, civarında torbacı, uyuşturucudan sanıkları uyuşturucudan hüküm giymişleri buluyorlarmış, beni onlara öldürtecekler’ dedi. ‘Verdiği isimleri mahkemede haykırdım, hakim bey duydu, duymazdan geldi’ dedi. ‘Zabıtlara geçirmeye çalıştım, geçirmemeye çalıştılar’ dedi. ‘Ve ben evladımın katillerini biliyorum, azmettiricilerini biliyorum ama maalesef sesimi kimseye duyuramıyorum. Sen konuşunca televizyonlar veriyor, rica ediyorum anlat derdimi’ dedi. Ve şunu söyledi, ‘Benim evladımın katillerini, katillerini azmettirenleri ve onları yönetenleri, taşıtanları, altlarına araba çekenleri biliyorum. Bunlardan Ülkü Ocakları Genel Başkanı Ahmet Yiğit Yıldırım, kendisi şüpheli iken dosyanın sanığı avukat Serdar Öktem‘le tutuklu getirildiği hastanede buluştu. Kendisine devletin infaz koruma memurları brifing verdiler resmen. Durumu anlattılar, yer gösterdiler, yön gösterdiler. Deliller hastane kamerasındaydı, o kayıtları biz aldık, mahkemeye biz sunduk’ dedi. ‘Evladım, savcının elinde bu görüntüler var, Ahmet Yiğit Yıldırım, önceki dönem MHP milletvekili Olcay Kılavuz’un arasında bulunduğu 22 kişi. Bunlar bir araba Ülkü Ocakları’nın, bir araba MHP’nin emrinde. Katiller Olcay Kılavuz’un evinde yakalandı, polisler tutanak yaptı, bahçesinde arabaya binmişler içinde konuşuyorlar. Araçları kullananlar belli, taşıyanlar belli. Bu 22 kişiye sırf Ülkü Ocakları’yla ve MHP ile ilişki kurulmasın diye hepsinin dosyasını ayırdılar şimdi de takipsizlik verdiler’ dedi. ‘Benim evladımın katilleri şimdi bulunmuş mu oluyor evladım?’ dedi. ‘Onları arayıp bulanlar, yolda taşıyanlar, evinde saklayanlar, araçla götürenler duracak, benim de içim yanmayacak öyle mi?’ dedi. ‘Söz veriyorum anneciğim, anlatacağım’ dedim. Anlatıyorum. Bunu vicdani olan herkes, bu meselenin üzerine bir baksın, bir düşünsün. Burada, bu yargı operasyonuyla güya MHP’yi, çok önemli bir parti MHP. Partimizden sonra kurulmuş en köklü partilerden biri, güçlü bir geleneği var. Ülkü Ocakları bir bütün olarak asla suçlanamaz ama Ülkü Ocakları’nı bu hale getirmenin, bir siyasi partiyi suç işleyenler içinde var diye onları ayıklayıp partiyi aklamak yerine onları aklayıp partiyi ve Ülkü Ocakları’nı bu hale getirmenin hesabını eminim ki gerçek ülkücüler ve Milliyetçi Hareket Partililer bunlardan soracaktır, başka yolu yok.”</p>
<h3>“CUMHURİYET HALK PARTİSİ, ERDOĞAN’IN SİYASİ YASAĞINI KALDIRMIŞ PARTİDİR”</h3>
<p>“Son olarak çok kritik, zor, sonu güzel ama yolu çok zor bir sürecin içindeyiz. Biraz önce bahsettiğim baskılar, hukuksuzluklar, her birimizi bir şekilde tehdit eden, kişilere, kurumlara, hatta partilere yönelik siyaset alanıyla ilgili bir takım tasarımları içeren bir sürecin içindeyiz. Bugün bu kürsüden kayda geçirmek isterim ki Türkiye bir sivil darbe dinamiğinin işlediği bir sürecin içindedir. Türkiye’de yaşanan ve yaşatılan süreç, bir sivil darbe girişimidir. Darbeyi askerler yaparsa askeri darbedir, siviller yaparsa sivil darbedir. Darbe, ülkeyi yönetenlere karşı yapılır. Bütün dünya muhalefete bakar, ana muhalefetin gözünün içine bakar. Benzer süreçlerde nasıl davrandığımızı hatırlatmak gerekirse; 15 Temmuz’da kapalı olan Meclis’te darbe duyulduğunda bu Meclis’in açılması çağrısını yapmış, Ankara’daki milletvekillerini Meclis’e toplamış ve bugüne kadarki bütün rekabetimiz bir yana ‘Bugün darbe var. Cumhuriyet Halk Partisi yeniden özgür seçimler, adil bir seçim yapılıp milletimiz kendisine yeni bir görev verene kadar ana muhalefet partisidir. Seçilmiş parlamentonun ve demokrasinin arkasındadır. Darbecilerin karşısındadır. Bu darbeye meydan okumaktadır’ diyen kişi benim. Buna tarih şahit ki kürsüde bunu ifade eden Nöbetçi Grup Başkanvekili olarak, oradaki 15 arkadaşım kendi dilleri döndüğünce destek vermiştir. Bir Cumhuriyet Halk Partili de bunun dışında tutum ve tavır içinde olmamıştır. Çünkü biz Cumhuriyet’i kuran, demokrasiyi kuran ve bugünlere taşıyan iradenin gösterildiği her köşe taşında varız, her dönüm noktasında varız. Cumhuriyet’in ve demokrasinin kıymetini en iyi bilenler bizleriz. Yine benzer süreçlerde, örneğin Sayın Erdoğan okuduğu bir şiirden dolayı… Geçen söyledim, şiirin dizelerine bakıyorlar. O şiiri okudu Siirt meydanında ve o şiirden dolayı siyasi yasak aldı. Biz o siyasi yasağı desteklemedik. Hatta devamında partisinin başında olup milletvekili olamadığı için Sayın Baykal, Anayasa’yı değiştirip o Siirt’teki milletvekilimizi de istifa ettirtip, yapılan ara seçimle Erdoğan’ı Meclis’e taşıyıp Başbakan yapacak kadar, o sürece olanak sağlayacak kadar bir demokratik olgunluk ve erdem göstermiş, ‘Siyasi yasak doğru değil. Milletin seçimine mani olmak, karar vermek, yön göstermek doğru değil. Patron millettir, halktır. Onun dediği olur’ demiş ve Erdoğan’ın siyasi yasağını kaldırmış partidir Cumhuriyet Halk Partisi.”</p>
<h3>“81 İL BAŞKANIMIZ BUGÜN OMUZ OMUZA PARTİLERİNİN YANINDA”</h3>
<p>“Şimdi Ekrem İmamoğlu’na, kendisine karşı açılan beş ayrı davada, ışık hızıyla 25 yıl hapsi isteniyor. Sayın İmamoğlu’na beş ayrı davadan beş sefer siyasi yasak isteniyor. Ankara’da MİT eliyle tetiklenen bir süreci ifşa etmiş. O an için o ifşanın üzerinden durdurmuştuk. Belediye başkanlarımız, belediye meclis üyelerimiz tutuklanıyor. Muhalefetin tüm muhalefet olanakları, sesini duyuracağı televizyon kanalları, haberlerini yapan gazeteciler, onlarla birlikte eylem yapan sivil toplum örgütleri baskı altına alınmaya çalışılıyor. Dört bir yandan bu giderken, bu sivil darbe girişimi Cumhuriyet Halk Partisi’ne karşı da kirli bir planın içinde. Bir meczubun ifadesi, bir meczubun hakaretine karşı açılan bir davayı alıp, Ankara’ya yollayıp, 1,5 yıldır tutup, her seferinde de Erdoğan’a buradan haber uçurup, kürsülerden bizi bu konuya çekmeye çalışıp… Çünkü girip tartışsak, CHP’liler tartışsa AKP’nin dahili, patronajı olduğu gözükmeyecek. Parti bunu yapmamış yakın zamana kadar. Bir vesile bunu tartışılabilir hale gelindiğinde derhal soruşturmaya çağırmalar, her duyduğu ismi almalar, Cumhuriyet Halk Partisi’nin hep birlikte yaşadığımız… Bugün burada 81 il başkanımız var. 46’sı karşımızda, 35’i yanımızdaydı o gün. Bugün 81’i birden omuz omuza, kol kola partilerinin yanındalar. Biz o gün yarımızdan fazlası bir tarafta, 10’a yakını başka bir taraftaydık. Kongreyi yaptık. Bütün delegelerle yan yanaydı, aynı odalardaydık, aynı otellerdeydik, aynı salondaydık. Biz bu kongrenin o gün kazanan ve kaybeden tarafları, bugün ‘Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisinin 81 ildeki temsilcileri olarak, o kurultayın namusuna, onuruna, partimizin onuruna, namusuna kefiliz ve sahip çıkıyoruz’ demeye geldiler. Ama birileri kongrede hiçbirimizin yanına sokmadığı septik tiplerden, bir takım meczuplardan, bir takım şahitler ve deliller üretmeye çalışıp ki hepsinin ne kadar boş ve yalan olduğunu okuyan herkes görüyor. Cumhuriyet Halk Partisi’ni meşgul etmeye, güya</p>
<p>kongresini iptal ettirmeye, yeniden bir kongre sürecinin içine sokup milletin gerçek sorunlarını söylememeye ve esas olarak içinde bulunduğu ve yürüttüğü çok kıymetli bir süreci durdurmaya çalışıyorlar. O süreç yapılan bütün baskılardan sonra, partinin bütün yetkili organlarının bir araya gelerek, hep birlikte Cumhurbaşkanı adayımızı belirleme, bunu da öyle bir kişiyle, üç kişiyle, 10 kişiyle değil 1 milyon 600 bin kişiyle birlikte yapmaya yönelik aldığı kararı, dün başlayan aday belirleme sürecini, 28’ine kadar kaydettiğimiz baba ocağına gelen herkesin Cumhurbaşkanı adayına oy vereceğini bildiklerinden. 23 Mart’ta büyük bir demokrasi şöleniyle, adayımızı da belirlemiş bir şekilde, erken seçim sandığını en kararlı şekilde isteyeceğimizden. Memleketin gerçek sorunlarını 81 ilde, 973 ilçede durmadan duraksamadan dile getireceğimizden. Onlara daha önce söylediğimiz gibi emekliye vermeyen, asgari ücretliye hakkını vermeyen gençlerin yüzünü güldürmeyen, herkesi yoksullaştıran, hepimizi baskı altında tutan bunlara karşı onların istediği gündeme değil milletin gerçek gündemine, seçime ve iktidara odaklanacağımızdan.”</p>
<h3>“DARBE İTTİFAKINI GÖRÜYORUZ, DİMDİK AYAKTAYIZ”</h3>
<p>“O endişe ile ‘Cumhuriyet Halk Partisi bir yola girdi. Bu girdiği yol, benim iktidardan gitmemin yoludur. Çünkü bu birliktelik 31 Mart’ta Türkiye ittifakıyla; sosyal demokratların, muhafazakar demokratların, milliyetçi demokratların, Kürt demokratların, Türkiye’nin bütün demokratlarının ayağa kalkmasıyla, tüm siyasi yaşamımızda partimizin ilk yenilgisini bize tattırdı’ diyen, ‘Beni dört kez yenen biri ön seçime girecek, karşıma aday o gelirse gelip beni beşinci kez yenecek’ diyen birinin ve ‘Cumhuriyet Halk Partisi’nde herkes gerektiği yerde görev üstlenmeye, gerektiği yerde fedakarlık yapmaya ama bu baskı, zulüm iktidarını değiştirmeye ant içtiler. Karşılarında duramam’ deyip bir darbeye kalkışıyor. Bu darbe bugün yapılırsa bu iktidara karşısında ben dururum. Ben 15 Temmuz’da nasıl durduysam bu darbeye, bugün milletin seçtiğine sahip çıkarım. Ama Sayın Erdoğan geçen sefer, beş ay önce darbeyi haber verenler, ‘Ankara’da hususiler bir villada toplandı’ diyenler, ‘Yavaş yavaş darbe geliyor. Tavuk darda sayılır’ diyenler sana anlatsın o günler ve bugünler birbirine nasıl benziyor. Bugün sistematik bir şekilde yönettiğiniz, dahil olduğunuz bir darbe ittifakını görmüyor değiliz. O darbe ittifakı, bugünkü Cumhurbaşkanına değil bir sonraki Cumhurbaşkanına darbe yapmaya çalışmaktadır. Türkiye’nin bir sonraki Cumhurbaşkanına darbe yoluyla ekarte etmeye çalışanlara karşı dimdik ayaktayız. Biz bu darbeye teslim olmayız. ‘Ön seçim yapmayalım’ diye partimizin yönetimine göz dikenlere teslim olmayız. Varsa onların içeriden işbirlikçileri, Tayyip Erdoğan’ın çukuru sizin de yerinizdir. Biz biriz ve beraberiz. Bu partiyi böldürtmeyiz, muhalefeti böldürtmeyiz. Hep beraber yürüyoruz, iktidarı alacağız. Darbeye karşı ayağa kalkan örgütümün alnından öpüyorum. Hiçbir darbeden medet ummadık. Hiçbir darbeye de teslim olmayacağız. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Gururla selamlıyorum. Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber, ya hiçbirimiz.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.haberduyur.com/ozgur-ozel-yasatilan-surec-sivil-darbe-girisimidir/">Özgür Özel: “Yaşatılan Süreç Sivil Darbe Girişimidir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.haberduyur.com">Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberduyur.com/ozgur-ozel-yasatilan-surec-sivil-darbe-girisimidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özgür Özel’den TÜSİAD Soruşturması Yorumu</title>
		<link>https://www.haberduyur.com/ozgur-ozelden-tusiad-sorusturmasi-yorumu/</link>
					<comments>https://www.haberduyur.com/ozgur-ozelden-tusiad-sorusturmasi-yorumu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Feb 2025 16:36:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Özel]]></category>
		<category><![CDATA[soruşturma]]></category>
		<category><![CDATA[TÜSİAD]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberduyur.com/?p=52243</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’ı ziyaret etti. Saadet Partisi Genel Merkezinde gerçekleşen görüşmenin ardından konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, “Sayın Genel Başkanımızı ve kıymetli heyetini ziyaret ederek geçirmiş oldukları başarılı kurultay süreçlerinden dolayı kutlayıp, yeni üstlendikleri bu önemli görevde kendilerine hem şahsımız hem de Cumhuriyet Halk [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.haberduyur.com/ozgur-ozelden-tusiad-sorusturmasi-yorumu/">Özgür Özel’den TÜSİAD Soruşturması Yorumu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.haberduyur.com">Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’ı ziyaret etti.</p>
<p>Saadet Partisi Genel Merkezinde gerçekleşen görüşmenin ardından konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, “Sayın Genel Başkanımızı ve kıymetli heyetini ziyaret ederek geçirmiş oldukları başarılı kurultay süreçlerinden dolayı kutlayıp, yeni üstlendikleri bu önemli görevde kendilerine hem şahsımız hem de Cumhuriyet Halk Partililer adına başarı dileklerimizi ifade ettik. İçinde bulunduğumuz siyasi konjonktüre ilişkin, partimizin karşı karşıya bulunduğu saldırılar, yargı tacizi ve bu sürece karşı Cumhuriyet Halk Partisi’nin yetkili organlarında alınan kararlar ve yürütülen süreçler hakkında da Sayın Genel Başkanımıza ve heyetine bilgi verme imkanı buldum. Bundan sonra da Sayın Genel Başkanımızla bundan önceki hem birlikte yürüttüğümüz ittifak süreçlerindeki iyi ilişkiler ve olumlu birlikte çalışma süreçlerini de hatırlayarak, bundan sonraki süreçte de iletişim halinde olmaya, içinde bulunulan siyasi şartları birlikte değerlendirmeye karar verdik. Bu konuda karşılıklı mutabakatımızı ifade ettik. Ben bir kez daha kendisine başarılar diliyorum. Hepinize teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<h3>“TÜSİAD YENİ BİR ŞEY SÖYLEMİYOR”</h3>
<p>Açıklamasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Genel Başkan Özgür Özel, TÜSİAD’ın Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Aras hakkında açılan soruşturmayla ilgili şunları söyledi: “Dünkü açıklamalarımda da ifade etmiştim. TÜSİAD yeni bir şey söylemiyor. Bunu ilk kez TÜSİAD da söylemiyor. Hepimiz söylüyoruz. Sendikalar söylüyor. İşçilerin örgütü söylüyor. Şimdi de patronların örgütü söyledi bunu. İşveren örgütü söyledi. Bu söyledikleri, ‘Bunlar yaşanıyor’ dedikleri hangisi yaşanmadı Türkiye’de? Yaşam hakkıyla ilgili, insanların konakladıkları bir otelde bir yangın çıkıp da bu kadar kişinin hayatını kaybetmesinden tutun da yaşam hakkına dair söylediklerinden, yargı bağımsızlığına, soruşturmalara dair söylediklerine kadar TÜSİAD nerede haksız? Bugün açılan soruşturma, dün TÜSİAD Başkanı’nın yaptığı açıklamayı doğrulamıştır. Böyle bir açıklama dünyanın hangi ülkesinde soruşturma ile sonuçlanır? Almanya’da TÜSİAD’ın muadili kurum bu açıklamayı yapsa, hükümeti eleştirse böyle bir soruşturma açılıyor mu? İngiltere’de, Fransa’da, gelişmiş demokrasilerde açılıyor mu? Peki açılmayan bu ülkelerin milli geliri kaç para? Böyle ifadeler kullanıldığında kimi derdest ederler? Hangi ülkelerde bu olur bir bakın. Hangi ülkelerde oluyorsa, onların milli gelirleri o soruşturmaların açılmadığı, herkesin özgürce konuştuğu ülkelerin 10’da biri. Orada yönetenler mütevazi, halk zengin; burada yönetenler saraylarda oturuyor, halk korkuyor ve fakir. Demokrasi demek zenginlik demektir. Bugün yapılan baskılar, Türkiye’de kimseye fayda etmemektedir. Ayrıca hukuk devletiyle ilgili talep, elbette ki en çok da iş dünyasının talebi olacak. Türkiye’ye yabancı yatırımcı gelmesinden tutun, Türkiye’ye borç verilirkenki faizin oranına kadar. Demokrasi endeksinde neredeyseniz, sonuç buna etki ediyor. Bu insanlar sizin hukuk tanımaz, öngörülemez tutumlarınız yüzünden yabancı ortak bulmakta da zorluk çekerler, yabancı kaynak bulmakta da zorluk çekerler. Bu hükümetin bu tutumu yüzünden Türkiye’de herkes daha pahalı kredi kullanıyor yurtdışından. Belediyesi de öyle, onaylanırsa şayet. Kamu kurumları da öyle. Özel sektördeki şirketler de öyle. O yüzden adalet isteyenlere ‘Sen bu işlere karışma’ diyemezsiniz, hele hele böyle soruşturmalar açamazsınız. Söyleyeceğim bundan ibaret.”</p>
<h3>“SALON SEVEN ERDOĞAN’I SOKAĞA ÇIKMAYA DAVET EDİYORUM”</h3>
<p>Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Erken seçim yok” açıklaması hakkında ise şunları söyledi: “Sayın Erdoğan, ‘Ülkenin böyle bir talebi, sorunu yok ki’ demiş. Herhalde geldiği ülkeleri kastediyor. Malezya’da falan yok herhalde. Bizim burada var. Aramıza hoş geldi. Bir sorsun, sokağa çıksın bakalım. Salon seven, sıcak seven Erdoğan’ı sokağa çıkmaya, seçmene sormaya davet ediyorum. Hazır sorulmuşu var. Hepimizin abonesi olduğu, tüm partilere giden anketler var. Bir baksın bakalım 31 Mart’ta yüzde 30’larda, 25’lerde olan erken seçim talebi şimdi nerelere tırmanmış. 65 gösteren var, 70 gösteren var. Sayın Erdoğan ‘Milletin erken seçim talebi yok’ diyorsa, onu inip bir de pazarda ateş pahası etiketlerle muhatap emekliye sorsun. Çıksın gitsin, kasabın önünden geçemeyen asgari ücretliye sorsun. Ya da gitsin böyle veresiye defterlerini tahsil edemeyen esnafa sorsun. Ürettiği ürünü maliyetinin altında fiyatına satın aldığı çay üreticisine, fındık üreticisine, fıstık üreticisine sorsun. Sokağa çıksın bir bakalım. Sıcak salondan çıksın.”</p>
<h3>“DAHA SIK BİR ARAYA GELME NOKTASINDA HEMFİKİRİZ”</h3>
<p>Özel, CHP’nin Cumhurbaşkanı adaylığı süreci ve toplumsal muhalefeti birleştirme adımları hakkındaki soruya şu yanıtı verdi:</p>
<p>“Şunu ifade edeyim. Bizim anladığımız siyaset biçiminde, partiler kendi içlerinde ve kamuoyunu ilgilendiren ve ileride ülke açısından sonuç doğurabilecek süreçleri yaşıyorlarsa, bundan birbirlerini haberdar etmeleri doğru olur. Hele hele bizim gibi geçmişte ittifak olmuş partiler söz konusu olduğunda&#8230; Şuradan örnek vereyim. Yeni Yol Partisi oluşumu sırasında Sayın Babacan genel başkanlar adına ve sayın genel başkanlarımız ayrı ayrı süreçle ilgili siyasi muhataplarını bilgilendirdiler. Hem Gelecek, Saadet grubunun lağvedilmesi, Yeni Yol grubunun ortaya çıkması sürecinde gün ve gün bilgilendirildik. Şimdi biz de Cumhurbaşkanı adayımızı belirlerken, bir siyasi partinin genel başkanı doğal adaydır. Sayın Babacan, Yeniden Refah Partisi’nde Sayın Erbakan bunları ifade ettiler. Ama ben kendim aday olmadığım için, yerime bir aday belirlenirken bir süreç tarif ediyoruz. Bu süreç hakkında da bilgilendirme imkanı bulduk. Ama ziyaretimizin özü, hayırlısı olsun ziyaretidir. Ama bunun dışında da sürekli iletişim halinde olmak, daha sık bir araya gelmek ve gitmek noktasında da hemfikiriz zaten. Biz geçen seçimde, adayı çok geç belirlerken hata yaptık. Ama sürekli ittifak konuşarak çok erkenden de hata yaptık. İttifak meselesi bazen siyasi partileri -kendi kanaatimi ifade ediyorum- kendi özgün, bağımsız yapılarını milletimize arz etme noktasında ittifak yapan partiler çok erkenden bu ittifakı konuşmaya başladıklarında sıkıntı çekebiliyorlar. Oysa ki hepimiz seçmenden bambaşka siyasi görüşlerimiz ve bambaşka önerilerimizle ve bu farklılıkları Türkiye’nin gücüyle ve muhalefetin gücü olabilecek şekilde kendi siyasetimizi yapma dönemindeyiz. İttifak ihtiyaç olursa günü geldiğinde bunlar mutlaka değerlendirilir. Şimdi yürüyen süreç Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi Cumhurbaşkanı adayını belirleme sürecidir. Buradan ‘Toplumsal muhalefetin adayını biz belirliyoruz, böyle olacaktır’ falan gibi bir yaklaşımımız da yok. Ama bütün muhalefet partilerini çok önemsiyoruz. Toplumsal muhalefeti bir arada tutmak ve onlarla bir arada olmak için, hep birlikte olmamız için bir patronaj talebimiz yok. Bu bütün bir parçası olarak, bütün muhalefetle birlikte emek vermeye, mücadele etmeye hazırız. Zaten şu anda da bizim yaşadığımız süreçlerde ya da diğer partilerin yaşadığı süreçlerde bizim katkımızla, bu dayanışma eksiksiz olarak bugüne kadar ifade edildi. Bundan sonra da artarak devam edecektir diye ümit ediyorum.”</p>
<h3>“MUHALEFET SAYISIZ SALDIRI ALTINDA”</h3>
<p>Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “CHP’li belediye başkanları kendi aralarında çatışıyorlar, biz işimize bakıyoruz” şeklindeki sözleri hakkında da şunları söyledi: “Olması gerekeni söylemiş ama yapması gerekeni söylememiş. Böyle yapmıyorlar. Bugün Akın Gürlek’i İstanbul’a ben atamadım. Akın Gürlek İstanbul’da çok mahkeme değiştirerek ve özellikle belki dünya yargı tarihinin en mobilize hakimi olarak adaleti katletti, katletti, katletti. Sonra da ödülünü aldı. Siyasi bir makam olarak Erdoğan’ın nitelendirdiği bakan yardımcılığı görevine geldi. ‘Eskiden bakanlar siyasi, müsteşarlar teknikti. Şimdi bakanlar teknik, yardımcıları siyasi’ diyen ben değilim. Eğer bir hakim ya da savcı siyasete atılmak için istifa ederse, görevine geri dönemez. Ama kanun yazılırken bakan yardımcılığı yok diye şimdi bundan istifade ederek, siyasi görevle İstanbul’a başsavcı olarak yolladı. Şimdi o başsavcı gitti. Gidene kadar bir şey yokken, gittikten beri kimseye huzur yok. En son bak TÜSİAD’dayız şimdi. Ama ondan öncesi Gençlik Kolları Genel Başkanım, Büyükşehir Belediye Başkanım iki kere, ilçe belediye başkanlarım, ikisi içeride. Sanatçılar. 78 yaşında bir akademisyen. Bir gazeteci, Halk TV. Suat Toktaş. Bitmiyor, bitmiyor. Sayısız saldırı altında bütün muhalefet. En son TÜSİAD&#8217;a geldi. Yarın herhangi bir dernek açıklama yapsa biliyor ki TÜSİAD’ın başına gelen, misliyle benim de başıma gelecek. İstanbul’u sindirmeye, susturmaya çalışan bir siyasi operasyon, Türkiye’ye korku salan bir siyasi operasyon gerçekleşiyor. Bir partinin Genel Başkanı, Antalya’da işlediği iddia edilen bir suçtan dolayı, ya kendi ikametinin olduğu yerde ya o şehirde olur. İstanbul’dan, Ankara’dan gözaltına alıp getiriliyor, olacak iş değil. Sonra da bu iddia terk edilip, Kayseri’de işlediği iddia edilen bir suçtan tutuklanıyor. Sayın Ümit Özdağ. Bunların hepsi bir yerde yapılıyor. Erdoğan’ın siyasi rakipleri tek tek ayıklanıyor. Yargı darbesinin karşısında bugün Türkiye’de demokrasi. Ondan sonra tutmuş, ‘Benim alakam yok. Ben karışmam. Siyasi yasak benim işim değil’ ki kendisi siyasi yasak mağdurudur. Siyasi yasak mağduriyetini anlata anlata iktidara gelenler, bugün rakiplerine, yani neyle muhatap oldularsa mislini kendileri yapıyorlar. Gördükleri zulümden ders alıp bu ülkeyi demokratik bir ülke yapacaklar diye düşünürken, gördükleri zulmü unutmayıp kimselere bunu yapmazlar diye beklerken beterini yapıyor. Olacak işler yapmıyorlar. En sonunda siyasi rakibi olan siyasi partileri kapatmaya da gelirlerse şaşırmam. Çünkü kendileri kapatma davası ile muhatap olmuşlardı. En sonunda görün, kimi tehlikeli görüyorsa kapatacak. Bu noktaya getirmeye çalışıyor bu işi. Biz de buna teslim olmamak için çok özel bir sürecin içindeyiz. Bundan sonra da Sayın Erdoğan, hem erken seçim talebini he bu erken seçimin bütün gereklerini görmeye devam edeceğiz. Biz o saldırdığında bunu siyaseten bir savaş ilanı kabul ettiğimizi görmüştüm. Bize savaş ilan etti Erdoğan, şimdi de savaşıyor bizimle. Biz de siyaseten yapmamız gereken neyse bütün gücümüzle, bütün gayretimizle, bütün kudretimizle bunu yapmak durumundayız. Ama şunu ifade edeyim son söz olarak. Onun gündemi buraya sıkıştırmasına karşı erken seçimin gündemi; bu ülke nasıl zenginleşecek, bu insanların karnı nasıl doyacak. bu açlık ve sefalet nasıl bitecek. Emekliye zam nasıl verilecek. Asgari ücret nerelere gelecek. Gümbür gümbür bunları konuşmaya geliyoruz. Sanmasın ki onun yargı tacizini konuşmaya devam edeceğiz. Onun gereğini yapacağız. Yolumuza çıkacağız, önümüze bakacağız. Hodri meydan. Ne yapıyorsa yapsın. Yapacağı bir şey daha kaldı, onun da zaten meydanı kendisine çoktan okundu. Derdi kimleyse gelsin. Orayla değil partimleyse ben de buradayım. O yüzden Sayın Erdoğan öyle bir tur attı ve geldi, ‘Bu ülkede her şey yolunda.’ Hiç yolunda değil. Berbat ettin gittin. Üç günde de düzeltemedik daha. Çok teşekkür ediyorum arkadaşlar sağ olun.”</p>
<p><a href="https://www.haberduyur.com/ozgur-ozelden-tusiad-sorusturmasi-yorumu/">Özgür Özel’den TÜSİAD Soruşturması Yorumu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.haberduyur.com">Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberduyur.com/ozgur-ozelden-tusiad-sorusturmasi-yorumu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özgür Özel: “Erken Seçimin Adayı Erken Belirlenir</title>
		<link>https://www.haberduyur.com/ozgur-ozel-erken-secimin-adayi-erken-belirlenir/</link>
					<comments>https://www.haberduyur.com/ozgur-ozel-erken-secimin-adayi-erken-belirlenir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Feb 2025 16:00:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Özel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberduyur.com/?p=51747</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özel, “Türkiye’nin dört bir yanından buraya gelen değerli konuklarımız, Cumhuriyet Halk Partisi grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. Televizyonları başından izleyenleri, radyolarından dinleyenleri, Cumhuriyet Halk Partisi adına büyük bir coşkuyla, büyük bir kararlılıkla selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz” ifadelerini kullandı. Özel, şunları söyledi: “YENİ [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.haberduyur.com/ozgur-ozel-erken-secimin-adayi-erken-belirlenir/">Özgür Özel: “Erken Seçimin Adayı Erken Belirlenir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.haberduyur.com">Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özel, “Türkiye’nin dört bir yanından buraya gelen değerli konuklarımız, Cumhuriyet Halk Partisi grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. Televizyonları başından izleyenleri, radyolarından dinleyenleri, Cumhuriyet Halk Partisi adına büyük bir coşkuyla, büyük bir kararlılıkla selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz” ifadelerini kullandı. Özel, şunları söyledi:</p>
<h3>“YENİ MİLLETVEKİLLERİMİZLE MECLİS’TE GÜÇLENİYORUZ”</h3>
<p>“Bugün Meclis’te, İzmir’de, İstanbul’da ve Türkiye’de güçlenerek başlıyoruz. Her ikisi de kamuoyunun çok iyi tanıdığı, biri İzmir’de biri de İstanbul’da seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi listelerinden aday olan, seçilen, örgütümüzle uyum içinde çalışan, bir süredir bağımsız milletvekilleri olarak görevlerini sürdüren sevgili Cemal Enginyurt’u ve sevgili Salih Uzun’u baba evine, Cumhuriyet Halk Partisi’ne, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün evine katılmak üzere kürsüye davet ediyorum. Kendilerini baba evine davet ederken, bundan sonra sevgili Cemal Enginyurt ile birlikte çalışacak olan İstanbul il örgütümüzü temsilen değerli İl Başkanımız, Özgür Başkanımızı kürsüye davet ediyoruz. Özgür Başkan’a ev sahipliğinin yanında Esenyurt sürecinde, Beşiktaş sürecinde ve geçen hafta Çağlayan önündeki örgütümüzle birlikte gösterdiği büyük direnç için grubumuz adına, partimiz adına bir kez daha yürekten teşekkür ediyorum. Salih Uzun milletvekilimizi, değerli genel başkanımızı, partide bağımsız milletvekili olarak görevine devam etmeye karar verdiği gün benden önce arayan ve kendisine dayanışma duygularını ifade eden İzmir İl Başkanımız Sayın Şenol Aslanoğlu’nu buraya davet ediyorum. Sayın Şenol Aslanoğlu’nun şahsında da yerel seçimlerde aday gösterdiğimiz 31 belediye başkanımızdan 29’unun seçilmesine katkı sağlayan, İzmir’de ve tüm Türkiye’de, bu süreçlerde gücümüzü göstermek istediğimiz her yerde ayağa kalkan ve ilk koşan İzmir örgütümüze de yürekten teşekkür ediyoruz. Sağ olsunlar, var olsunlar. Hem Sayın Enginyurt’a hem de Sayın Salih Uzun’a bundan sonra gerek Meclis’te, gerek 81 ilimizde, 973 ilçemizde bizimle birlikte verecekleri demokrasi ve yeniden kurtuluş mücadelesinde başarılar diliyorum. Aramıza hoş geldiniz diyorum.”</p>
<h3>“FAR TUTULMUŞ TAVŞAN GİBİ HAKİKAT KARŞISINDA HAREKETSİZ KALDILAR”</h3>
<p>“Değerli milletvekillerimiz, 78 vatandaşımızın hayatını kaybetmesine neden olan Kartalkaya Otel faciasının üzerinden tam iki hafta geçti. İçişleri Bakanı olay günü tüm sorumluların 10 gün içinde belirleneceğini taahhüt etmişti. Bugün, o sözün üzerinden tam 14 gün geçti. Sorumlular ortada yok, sorumluluklar ortada yok. Adalet Bakanı’nın önce resmi yazıyla görevlendirdiği, sonra kabul etmeyip ‘Bu rapora Bolu Belediyesi’ni ilave etmezseniz almayız’ dedikleri, ‘Bu rapordan Turizm Bakanlığı’nı çıkarmazsanız almayız’ dedikleri rapora önce ‘korsan’ dediler. Resmi görevlendirme yazısını açıkladık; isimleri açıkladık, resimleri açıkladık. O günkü yedi kişilik bilirkişi heyeti, mesleki namuslarına da kişisel onurlarına da sahip çıktılar. Suçlu görmediklerini o rapora ilave etmediler. Suçlu gördüklerini de çıkarmadılar. Bu sefer önce dediler ki, ‘O rapor korsandır, yoktur.’ Bizim bu raporu ifşa etmemizden ve bilirkişinin raporunun arkasında durmasından sonra bu kez ‘İhtiyaç gördük, heyeti genişletiyoruz’ dediler, mevcut bilirkişiyi inkâr edemeden. O günden bugüne yeni bilirkişiler geldiler, birkaç gün çalıştılar. Ama ne eski rapor, ne o rapora yeni bilirkişilerin ilavesi, ne ayrı bir rapor&#8230; Ortada hiçbir rapor yok. Oysa gözaltındakiler hâkim karşısına çıkarken o rapora göre sorumlulukları belirlenecek, gözaltından tutukluluğa sevki talep edilecek ya da edilmeyecek, hakim tarafından karar bilirkişinin bulduklarına göre verilecekti. Ama rapor İl Özel İdaresi’ni, dolayısıyla Bolu Valiliği’ni sorumlu tuttuğu için; rapora bu yönüyle Turizm Bakanı katılıp, ‘Bunlar sorumlu’ dediği için; rapor diğer taraftan Turizm İl Müdürlüğü’nü, Turizm Bakanlığı’nı sorumlu tuttuğu için; raporun da bu yönüne, Bolu Valisi kabul edip ‘Doğrusu budur’ dediği için raporun iki parçası birbirini suçlayan AK Partililerden ve onların atadıklarından oluşuyor. Ne raporda ne de bir başka yerde olmayan sorumluluğu sosyal medya faaliyeti ile CHP’ye yüklemeye çalışanların milletin gönlünde yeri olmadığı, herkesin bu meseleyi doğru yerden okuduğunu gördüler. Gözlerine far tutulmuş tavşan gibi hakikatin karşısında hareketsiz kaldılar; 14 gündür kıpırdayamıyorlar, 14 gündür bilirkişi raporu olmaksızın tutuklamalar yapıldı ve 14 gündür halen daha Bolu Cumhuriyet Başsavcısı’nın Ankara’dan yediği tazyik üzerine ‘Hakikatten AK Parti’yi nasıl sıyırırım, buraya Cumhuriyet Halk Partisi’ni nasıl bulaştırırım?’&#8230; Bunun çabası var.”</p>
<h3>“TURİZM BAKANININ KENDİ AĞZINDAN AÇIKLAMASI ORTAYA ÇIKTI”</h3>
<p>“Turizm Bakanı televizyonlar önüne çıktığında 25 kez ‘bilmiyorum, haberim yok, bilemiyorum’ diyerek aslında nasıl bir acziyet içinde olduğunu ifade etmişti. Daha sonra kendisinin iki yıl önce, üç yıl önce çıktığı bir televizyon programı çıktı. O programda kendi ağzından tane tane ‘Belediyelerin işyeri açma ve çalıştırma ruhsatı dediğiniz aslında nedir biliyor musunuz? Yangın belgesidir, itfaiye içeriklidir. Bu belgeyi verirler, bir daha turizm tesislerinde denetleme yapmazlar. Bizde ise öyle değildir. Bizde sınıflandırma belgesi vardır. Bakanlığın belgesi, işletme belgesidir ve Bakanlık düzenli olarak buraları kontrol eder, düzenli olarak gider, denetler’ diyerek, aslında Bolu Belediyesi’nin bir kere gitmesi gerektiğini ama daha sonra denetimin rutinin kendilerinde olduğunu ve bir şey istenecekse kendilerinin isteyeceğini açıkça söylemiş. İçişleri Bakanı, halen daha verdiği söze rağmen sessiz bir şekilde duruyor. Bu mızrak daha fazla bu çuvala sığmaz. Bu utanç daha fazla gizlenemez. Ama bekleyecekler, bekliyorlar. 21 Ocak’ta yangın sürerken, onlar önce ‘Altı’, sonra ‘10 kaybımız var’ deyince, biz 66 kaybı bilip Valilik ya da Bakan açıklayacak, onların görevidir, onlar açıklasın, spekülasyon olmasın diye beklerken, altı saat Ankara İl Kongresi’ni bekleyip, orada yangın sürerken sanki Kürşad Zorlu yangında kaçıyormuş gibi ona rozet takıp, biz haftalık grup toplantısını ertelerken Ankara İl Kongresi’ni bir güzel yapıp, oradaki konuşmasından sonra gerçek rakamı açıklayanlar, bu sorumluyu da 23 Şubat’ı bekleyip, büyük kongrelerini yapıp, güya bu yangının Bakan üzerinden görevden alınınca AK Parti’nin sırtına yük olmasını engel olup, çok sayıda bakan değişirken, bu ve diğerlerini birlikte değiştirip bu işten kurtulma yoluna gidiyor. Buradan Sayın Erdoğan’a sesleniyorum: Ankara İl Kongresi ayıplı bir işti, yanlış yaptınız. Şimdi büyük kongreyi beklemek, daha büyük bir yanlıştır. Bu Bakan’ı derhal görevden alınız. Çünkü onu ne gün görevden alırsanız alın şu gerçeği değiştiremezsiniz. Bu Bakan’ı da iktidarınız boyunca bu ülkeye felaketler yaşatan bütün bakanları da atayan kalem sizsiniz. Kalem sizin, mürekkep sizin, sorumlu da sizsiniz. Bunu değiştiremezsiniz.”</p>
<h3>“BU İŞİN, ANKARA’DA, TEPELERDE SORUMLULARI VAR”</h3>
<p>“Meclis facianın araştırılmasıyla ilgili bir Araştırma Komisyonu kurdu. Elbette oy da verdik, üye de veriyoruz. Çalışmalarını da bekliyoruz. Ancak bu komisyonun otele gidip ‘Yangın nasıl çıkmış, sorumlu kimmiş, neymiş?’ diyerek bir süreç içinde yer alması yerine bu komisyonun Kartalkaya yangınından hareketle Türkiye’de bir daha benzer facialar yaşanmasın diye; bir anneanne altı torununu birden kaybetmesin diye, bir baba iki oğlunu ve onun iki oğlunu elleriyle toprağa gömmesin diye, okullar kapanıp da karne sevinciyle eve koşan 36 evlat dün okul başı yapamayıp, sıralarında karanfiller olmasın diye bu Meclis’in oturup bütün kanunları, bütün mevzuatları, sorumluluk alanlarını, yetkileri, eksik yetkilendirmeleri mutlaka doğru tarif etmesi, Türkiye’de bir daha bu felaketlerin yaşanmayacağı şekilde gerekli yasal düzenlemeleri yapması bu Meclis’in önemli görevidir. Peki oradaki sorumlular ne olacak? Yerelde sorumlular yargılanacak. Yargı ne karar verirse hepimiz de süreçleri yakından takip ederek, adil yargılanma, delillerin doğru tartışılması, delillerin karartılmaması noktasında hukukçu milletvekillerimizle, barolarla, meslek örgütleri ile birlikte işin üstünde olacağız. Ama bu işin yerelde değil daha yukarıda, burada, Ankara’da, tepelerde sorumluları var. Bunları bir savcı tutup da sorgulayamıyor. Örneğin Turizm ve Kültür Bakanı’na sorulacak çok sorunun, alınacak çok cevabın ve gerçekten sorulacak bir hesabın olduğuna bu milletin yüzde 99,9’u ikna olmuş durumda. Ama bunu yapmak için Meclis’te bir Soruşturma Komisyonu kurmak gerekiyor. Meclis’te kurulacak bir Soruşturma Komisyonu, bunun kurulma talebi suç duyurusudur. O dilekçenin Meclis’e gelmesi savcılık aşamasıdır. Meclis’teki komisyonun oluştuğu raporun oylanması mahkemeye sevktir. Kabulü Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi’nin yargılamayı yapmasıdır. İşte bunun için bu Meclis’e görev düşüyor. Ama maalesef, 16 Nisan 2017 Referandumu bir tek adam rejimi yaratırken, sahada işlenen suçların Ankara’da tepedeki sorumlularını veya işbirlikçilerini sorgulamama konusunda da kendisine önemli güvenceler aldı. Bakın 1983’ten 2017’ye kadar Anayasa’da, beğenmedikleri o Anayasa’da eğer böyle bir durum varsa 55 milletvekilinin -yüzde 10- imza atıp ‘Bu Bakan soruşturulmalı’ demesi yetiyordu. Bugün Meclis 600 kişi; 60’ı yetecekti. Sadece Meclis’in sayısı artsa, bu madde artmasa… Ama bu 60 kişi yerine şimdi sadece ‘Bu Bakan’ın sorumluluğunu hissediyorum. Meclis bir komisyon kursun’ diye önerecek milletvekili sayısı 301’e çıktı. 301 milletvekili imza atmadan ‘Bu Bakan’ı konuşalım’ bile diyemiyorsunuz.”</p>
<h3>“AYIBA ORTAK OLMAYACAK 21 VİCDANLI VEKİLE İHTİYACIMIZ VAR”</h3>
<p>“Adalet ve Kalkınma Partisi ve MHP bir kenara ayrıldığında, onu destekleyen DSP… Bilmem tavrı ne olur? Ve diğer ortakları ayrıldığında; 279 milletvekili var. Yani biz bütün muhalefet birleşsek, hatta yanımıza DSP de gelse bir imza da o verse; 280 kişiyiz. Sadece ‘Bakalım’ bile diyemiyoruz. Oysa ki eski Anayasa’da ‘Bakalım’ demek 276, ‘Yargılansın’ demek yine 276 oyla olabilecekti. Şimdi biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Gölge Turizm Bakanımızın ve Grup Başkanvekillerimizin ortak çalışmasıyla bir soruşturma komisyonu önerisini hazırladık. Bu hafta içinde önce bütün muhalefet partilerinin değerli grup yönetimlerine ziyaretlerde bulunacağız. Onlardan 279 rakamını sağlayana kadar muhalefetten ‘Bu Bakan yargılansın’ önerisinde ortaklaşmak için çaba sarf edeceğiz. Bundan önceki pratikler, bu meseleye samimi yaklaşımları bunu sağlayabileceğimizi gösteriyor. Ardından 21 vicdanlı, oy aldığı Anadolu’nun ve Trakya’nın temiz insanlarından korkacak, onların yüzüne bakamayacak hale gelmeyecek milletvekiline ihtiyacımız var. AK Parti ve MHP’ye o gün sesleneceğiz. Milletvekillerine teker teker ulaşacağız ve diyeceğiz ki, ‘Bu ayıba ortak olmayın. Gelin bu Bakan’ı Yüce Divan’a yollayalım. Anayasa Mahkemesi önünde açık bir şekilde bu çark nasıl kurulmuş, bu sistem nasıl çürümüş, bu denetimler nasıl olmamış, bu evlatlar nasıl yanmış kül olmuş, bu hayatlar nasıl sönmüş hep beraber bakalım.’ Biz, ettiğimiz yeminin sorumluluğu ve ülkemizin insanlarına olan borcumuzla, hepimizin içini yakan Kartalkaya’nın sorumlularının soruşturulması için Meclis’te bulunan 593 babaya, anaya, evlada, kardeşe bu milletin vazife verdiği 593 yüreğe ve beyne sesleniyoruz. Var mısınız? Bundan hesabı hep beraber soralım.”</p>
<h3>“90 MİLLETVEKİLİMİZLE DEPREM BÖLGEMİZDE OLACAĞIZ”</h3>
<p>“Yangın faciası hala yüreklerimizi yakarken yarın ben Adıyaman’da olacağım, ertesi gün Kahramanmaraş’ta, ondan sonraki gün Hatay’da. Çünkü iki yıl önce saat 04.17’de 7,7; 13.24’te 7,6 şiddetinde Kahramanmaraş merkezli ve 11 kentimizi yıkan, 53 binin üzerinde vatandaşımızın hayatını kaybetmesine sebebiyet veren o depremin olmaması için o güne kadar bir kör kuruş harcamayan ama 21 yılda vergilerle 26 milyar lira toplayanları ve bu faciaya engel olamayanların bu millete sorumluluklarını unutmadık. Hem deprem olduğu andan itibaren beceriksizliklerini; üç gün boyunca harekete hazır Türk ordusunu korku ile kışlada tutmaları, millet sefalet içinde ayakları bileklerine kadar suda dururken, ilk önce hiç olmazsa bir çadır bekliyorken, kar altında, yağmur altında, çamur içinde duruyorken, çadır sattıranları&#8230; Daha depremin üçüncü gününde de seçim odaklı konuşmalara başlayanları, ‘Bir yıl içinde herkes evine girecek’ diyenleri… Unutmadık. Cumhuriyet Halk Partisi grubu olarak, 11 ilde toplam 90 milletvekilimizle birlikte önümüzdeki üç günde depremde yıkılan neresi varsa, hasar gören tüm illerde, ilçelerde var gücümüzle olmaya, onlara iki yıl önce olduğu gibi iki yıl sonra da dokunmaya, onları dinlemeye, anlamaya, onların sorunlarını yeniden Meclis’e taşımaya, onların sorunlarını yeniden kamuoyunda görünür kılmaya deprem bölgesine gidiyoruz. 8-10 Şubat tarihlerinde Erdoğan yaptığı açıklamada… Yani depremden iki gün ve dört gün sonra, 650 bin konutun yıkıldığını, devletin güçlü olduğunu ve bir yıl içinde tüm konutların yapılarak, vatandaşlara teslim edileceğinin sözünü vermişti. Devamında 15 Mart tarihli grup konuşmasında da ilk geri dönüşü yapıp, 650 bin yıkılan konuttan 319 binini bir yıl içinde teslim edeceğinin sözünü vermiş, bu sözle seçimlere gitmiş, bütün Türkiye’de günde defalarca kez yaptığı seçim konuşmalarında bir yıl içinde herkesin evlerine kavuşacağını söylemişti. Depremin birinci yılı bittiğinde çıktık ve açıkladık. Teslim edilen konut sayısı ne 650 bin, ne 319 bin. Sadece 18 bin 19’du. Yani söz verilenin yüzde 2,7’si. Bu konuşmadan iki ay sonra deprem bölgesindeki vatandaşlarımızın çaresizliğini yalanla istismar ederek, evlerine kavuşacağı ümidine oy veren seçmenlerin duygularını istismar ederek seçimi ikinci turda kazanmış birinin verdiği sözü yerine getirme oranı yüzde 2,7’ydi.”</p>
<h3>“ERDOĞAN, VERDİĞİN SÖZÜN YÜZDE 30’UNDASIN”</h3>
<p>“Şimdi ise depremin ikinci yılındayız. İnsan duyunca kulaklarına inanamıyor. ‘Deprem bölgesine verdiğimiz sözleri tutmanın mutluluğu içindeyim’ diyor. Oysa bakın Erdoğan’ın toplam yıkılan ev olarak söylediği rakam 650 bin. İki yıl sonunda kendi ağzından defalarca söylediği teslim edilen konut; 201 bin. Verdiği sözün sadece yüzde 30’unu tutmuş durumda. Diyor ki, ‘Verdiğim sözü tutmanın kıvancı içindeyim.’ Sayın Erdoğan, verdiğin söz bu. İlk gün, ilk gece, sonra 14 Mart‘ta. 650 bin konut yıkıldı. İlk gün ‘Hepsini vereceğim’ dedin. Bir ay sonra ‘319 bini ilk yılın sonunda’ dedin. Şu anda 650 bin konutun 201 binini verdin. Verdiğin sözün yüzde 30’undasın. Erdoğan’a inananların 10 tanesinin üç tanesi konutta, yedi tanesi konteynerde ya da gurbette akrabalarının yanında. Boş kentler, akrabalarının yanlarına sığınmış aileler, tutulmayan sözlerin ikinci yıl dönümündeyiz. Şimdi ‘Üçüncü yılın sonunda konutlar bitecek’ diyor. İlk sözü bir yılken ve iki yılın sonunda yüzde 30’unu tutmuşken üçüncü yılda. Tut ki üçüncü yılda verildi, iki yıl boyunca verdiğin sözden sonra, iki yıl boyunca konteynıra mahkum ettiklerinin yüzüne bakıp ‘Sözlerimizin hepsini tuttuk Allah’a şükür’ diyemezsiniz. Ayrıca ev teslim oranı Türkiye genelinde yüzde 30’ken Hatay’da 256 bin konutun sadece 46 bini verilmiş, sözün tutulma oranı yüzde 18’dir. Hatay depremde kaybın da, maddi kayıpların da, can kayıplarının da neredeyse yarısına sahipken… Hatay’a giderken de gecikenler, Hatay’ın bütün süreçlerinde de Hatay’a bir türlü yüzünü dönmeyenler, bugün rakamlarla da yüzde 39’luk Hatay dışındaki yerlerde konut teslimi varken, Hatay’ın oranıyla yüzde 30’a düşmekte, Hatay’ın kendi gerçekliği yüzde 18’de kalmaktadır.”</p>
<h3>“YARGILAMALAR TAM BİR FİYASKODUR”</h3>
<p>“Deprem bölgesinde sadece teslim edilmeyen konut sorunu da yoktur. İlk başta sağlıkta, eğitimde, ticari yaşamda, sosyal yaşamda çok sayıda sorun varken, bir yandan da bu iktidar rezerv alanla rant peşine koşmuş, bilimsel olanla çıkar ilişkili olan birbirine karışmış, bir yerin rezerv alan ilan edilmesi ile oraya yıllarca emek vermiş, evini kaybetmiş kişilerin mülksüzleştirilmesi söz konusu olabilmekte. Ve başta Hatay’da rezerv alan konusunda kimsenin içi rahat olmamakta, evinden olanlara, ellerinden aldıkları yerlerin kimlere nasıl peşkeş çekildiği konusunda duydukları kaygılara kimsenin net bir cevap verememektedir. Depremin ardından yapılan yargılamalar tam bir fiyaskodur. 2 bin 31 soruşturma var, bin 397’si hakkında iddianame düzenlenmiş. Yani her üç sorumludan biri, şu ana kadar savcı karşısına bile çıkmamıştır. Ayrıca 2 bin 31 dosyadan karara bağlananlar 75’tir. Oran yüzde 2.7’dir. Yani her 100 sorumludan 97’sinin henüz haklarında bir karar verilmemiştir. Yani her 100 aileden 97’sinin adalet beklentisi devam etmektedir. Biliyorsunuz apartman isimleriyle, site isimleriyle bu salonda her hafta birkaç ailenin sorununu dile getirdik. Kiminin kısmi iyileşmeler oldu ama kimi halen daha bu sorunla karşı karşıya ve sorumluların yurt dışına kaçmasından, izini kaybettirmesinden ya da bir şekilde işini halletmesinden acı çeken insanlar vardır.”</p>
<h3>“‘AÇTIK’ DEDİKLERİ OKULLARIN ÇOĞU KONTEYNER OKULLAR”</h3>
<p>“Yüz binlerce vatandaşımız koruyucu sağlık hizmetlerine ulaşamamaktadır. Aile hekimi yoktur, aile sağlık merkezi yoktur. Hemşire sayısı, doktor sayısı yetersizdir. Meslek örgütlerinin gönüllü onca dayanışmasına, çabasına rağmen bu alanı devlet hala regüle edememiştir. Aşı yapacak hemşire bulunmamakta, hemşire bulunduğunda aşı bulunmamaktadır. Ayrıca yoğun bakım sorunu en büyük sorundur. Yoğun bakıma yatırılması gereken hastalar 12, 24, 36 saat acil sedyelerinde beklemekte, yetersiz yoğun bakımları ölümüne sebebiyet vermektedir. Deprem bölgesinde yüzlerce okul yıkılmıştır, binlerce okul ağır ağır hasar almış, o yüzden yıkılmıştır. ‘Açtık’ denilen okulların çoğu konteyner okullardır. Üç okul, beş okul bir konteyner okulda birleştirilmiş, sağlıksız, elverişsiz eğitime uygun olmayan şartlarda öğrenciler yıllarını kaybetmektedir.”</p>
<h3>“SALON İNSANI ERDOĞAN, ALGI OPERASYONLARINA BULAŞMIŞTIR”</h3>
<p>“Mücbir sebep, böylesi bir depremde sadece 22 ay uygulanmış, her üç ayda bir Hataylılar, her üç ayda bir Maraşlılar, Adıyamanlılar kalkıp gelip heyet heyet burada gezmiş, üç ay daha uzatılmış. Sonuncusu başta uzatılmamış sonra kapsamı çok daraltılmıştır ve 31 Mayıs’ta yeniden bitecektir. Oysa sadece Van depreminde bir seferde altı yıl mücbir sebep uzatılmış ve uygulanmıştır. Böylesi bir depremde konteynırda çorap satıp geçinen adamdan vergi almaya çalışmanın, oya örüp geçinmeye çalışıp ablamdan beyanname istemeyenin, kendi karnını doyuramayandan devletinin vergi toplamasının bir vicdani gerekçesi ortada yoktur. Ve yine kentsel dönüşüm, yerinde dönüşüm, bölgenin en büyük ihtiyacıdır. 750 bin lira hibe, 150 bin lira kredi yeterli değildir. Grubumuzun önerisi bölgenin talebi en az 1.5 milyon hibe, 1.5 milyon kredidir. Bunların hiçbirisi yerine getirilmemiş, bölgedeki sorular herkesin boyunu aşmış. Ama salon insanı Erdoğan, sıcak salonlardan, kongre konuşmalarından ‘Ben sözümü tuttum’ diyerek algı operasyonlarına bulaşmıştır, algı operasyonlarına sığınmıştır. Burada salon adamı Erdoğan’a, sıcak salon seven Erdoğan’a, atadıklarının alkışını milletin teveccühü sayan Erdoğan’a diyorum ki: Sokağa çık, oraya git, isyanı gör. Millet açtır, açıktadır, perişandır.”</p>
<h3>“KİRANIN EN PAHALI OLDUĞU ÜLKE TÜRKİYE”</h3>
<p>“Değerli milletvekillerim, kıymetli konuklar. Konut krizi yalnızca deprem bölgesinde değil 81 ilimizde en büyük sorundur. Geçen yıl OECD verileri ile bu kürsüden bir veri paylaşmıştım. OECD diyordu ki ‘Yaptığım çalışmaya göre, kişi başı milli gelire oranla kiranın karşılanması, yani kiranın ülkenin kişi başı milli gelirine oranlanması durumunda, kiranın en pahalı olduğu ülke dünyada Türkiye’ diyordu. Ve kendi karşılaştırmasıyla. 2015’te 100 birim Türkiye’deki kirayı kabul ettiğinde, 2023 kirası 405 birim. Yani sekiz yılda dört kat artmıştı. Bu yıl aynı raporun devamı yayınlandı. OECD diyor ki ‘2015’te 100 olan, 2023’te 405 birim olan kira, Türkiye’de 880 birime çıktı.’ Yani kiralar geçen seneden bu seneye kişi başına milli gelirle Türkiye’de iki kat daha pahalandı. Ve bu oranla dünyada geçen sene biz en pahalı kira iken, hemen arkamızdaki Litvanya‘yla aramızdaki fark, 2,3’tü. Bu sene kirada yine dünyada en pahalıyız, hemen arkamızdaki Macaristan’da fark 4,8 kat. Neredeyse beş kat. Dünyanın kişi başına milli gelire göre, kirası en pahalı ülkesi Türkiye. Beş kat azıyla Macaristan bir arkamızda. Ve bu şartlar altında geçen seneye göre kiralar yüzde 100 artmışken, asgari ücretliye yüzde 30, emekliye yüzde 12’lik zamlarla, en düşük emekli maaşını 14 bin 500 lira yaparak bu insanların hem barınması hem de karınlarını doyurması bekleniyor.”</p>
<h3>“TÜRKİYE, ENFLASYONDA DÜNYANIN EN KÖTÜ ALTINCI ÜLKESİ”</h3>
<p>“Dün Ocak ayı enflasyonu açıklandı. TÜİK’e göre fiyatlar bir ayda 5,03 arttı. Bu rakam TÜİK’e yani Tayyip’i üzmeyen istatistik kurumuna göre hesaplanmış rakamlar. Oysa ENAG, yani bağımsız bilim insanlarından oluşan bir kuruluş yüzde 8,22’lik bir enflasyon hesapladı. Geçen ay TÜİK enflasyonu yüzde 1 çıkarırken, aslında bu aya doğru ötelediğini hepimiz biliyorduk. Yapılacak zamları Ocak’a bırakarak, kendilerince ilan etmeleri gereken bütün yeni fiyatları Ocak’a bırakarak, hesabı TÜİK ile bir tuttular ve bu ay beş oldu. Bu her emeklinin, her memurun cebine girecek paradan yüzde 4 çalmak demektir, devlet marifetiyle. Bir buçuk yıl önce göreve geldiğinde enflasyon oranı yüzde 38 olan Maliye Bakanı dün yüzde 42 olarak gerçekleşen enflasyonu başarı saydığını söylemiş. Türkiye enflasyonda dünyanın en kötü altıncı ülkesi. Bizden iyi beş ülke; Zimbabve, Sudan, Güney Sudan, Arjantin ve Venezuela. Daha önce en kötü beşinci ülkeydik, bir ülkeyi geride bıraktık diye düşünürken öğrendik ki Sudan ve Güney Sudan ayrı ayrı enflasyonları olan iki ülke olarak ikisi de bizden kötüymüş. O yüzden Türkiye en kötü altıncı ülke. Dünyanın geri kalan bütün ülkelerinin enflasyonları bizden daha düşük. Ve şu saptamaya dikkat edin. Türkiye’de aylık enflasyon, dünyadaki 140 ülkenin yıllık enflasyondan yüksek. Türkiye’nin bir aylık yüzde 5’lik enflasyonu, dünyadaki 140 ülkenin bir yıllık enflasyonundan fazla. Bir de çıkmışlar bu rakamlara başarı diyorlar.”</p>
<h3>“ASGARİ ÜCRETİ BİR YIL BOYUNCA ARTIRMAMAYA NİYETLENİYORLAR”</h3>
<p>“2024 yılı bitmeden uyarmıştık, bu kürsüden uyardık. ‘Asgari ücreti en az 30 bin lira yapın. Yoksa asgari ücret, çalışanın girmeden açlık sınırının altında kalacak’ dedik. Erdoğan’ın ‘İçimize sindi’ diye makul gördüğü, hatta ‘Çatlasalar da patlasalar da asgari ücret 22 bin liradır, kabul edecekler’ dediği bu ücret, daha ilk aydan, yani emekçinin cebine girmeden tam da dediğimiz gibi açlık sınırının altında kalmıştır. Açlık sınırı 22 bin 131 lira olarak açıklanmıştır ve 22 bin 104 lira olan asgari ücret, cebe girmeden altında kalmıştır. Ocak ayı enflasyonuna göre, asgari ücretten bin 100 lira uçtu. Asgari ücretin bugünkü alım gücü, ilan edildiği güne göre 20 bin 992 liraya eridi. Bin 100 lira kaybetti. Bu asgari ücretle geçim olmaz, sefalet bitmez demeye, işçinin hakkını savunmaya çalışırken biz, bizi duymayanlar 30 bin lira asgari ücret, hedef 30, altında yokuz derken bunu dinlemeyenler emekçilerimizi bir yıl sefalete mahkum etmişlerdir. Şimdi enflasyon hedeflerinin tutturulması için, enflasyona güya yük olduğu için -ki olmadığını hepimiz biliyoruz- asgari ücreti bir yıl boyunca artırmamaya niyetleniyorlar. Ayda bin lira kaybediyor asgari ücret, şimdilik. Yani dört ay sonra verildiği günün gerisine, 17 bin liranın altına düşecek alım gücü. Yedi ay boyunca geçen senenin de altında azalan bir asgari ücretle sefalete zorlamaya çalışıyorlar.”</p>
<p><strong>“BU MİLLETİN YAKASINDAN DÜŞECEKSİNİZ”</strong></p>
<p>“Diğer yandan 3 milyon 870 bin emekli için Meclis’te bir yasal düzenleme yapılması gerekti. Çünkü kök maaşların 12 bin 500 liranın altındaydı, ve eğer düzenleme yapılmazsa 12 bin 500 lira almaya devam edeceklerdi. Maalesef bu Meclis’in düzenlemesi ile ilgili yetki, yasa yetkisi olduğu için münhasıran sadece ve sadece burada olduğu halde, Bakan ‘En düşük emekli maaşını 14 bin 469 lira yaptık’ dedi. O bunu dedikten tam 23 gün sonra, Bakan bunu deyince biz Bakan’a ‘Yavaş ol’ dedik. Yetki Meclis’indir’ dedik. Herhalde ‘Güçlü Meclis’ diye milletten oy isteyip, ‘Referandumda Meclis güçlenecek, yasa yetkisi sadece Meclis’te olacak, bakanlar teklif edemeyecek, yürütme işine bakacak, yasayı biz yapacağız’ diyenler. AK Parti grubu, ar varsa, namus varsa 14 bin 469 lira diye açıklanan rakamı kendi vicdanına göre belirler. Bakan’a ‘Sus’ der. ‘Hadsiz’ der. ‘Sen kim oluyorsun bizim yetkimize karışıyorsun’ der. Üzüntüyle, utançla ifade etmek isterim ki Bakan’ın o hadsizliği yapışından tam 23 gün sonra, bir gece yarısı Meclis’ten en düşük emekli maaşının 14 bin 469 lira olmasına el kaldırdılar. Bu Meclis’i, milletten oy aldıkları bu yasama Meclisi’ni, ‘Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir’ diye o duvara Amasya Tamimi’nden beri o yazıyı nakşettiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bu Meclis’i, bir atanmışın 23 gün sonra iki dudağı arasından vaaz ettiği rakama el kaldıracak kadar mahcup ettiler. Ve saraya mahkum olduklarını tescil ettiler. Gün olunca mangalda kum bırakmayanlara diyoruz ki, ‘Bu utanç size yeter.’ Bu rakama 20 lira bile zam yapmaya, bu rakamı 31 lira zam yapıp 14 bin 500 demeye bile cesareti olmayanlara şunu söylüyoruz: Bu milletin yakasından düşeceksiniz. İlk seçimde düşeceksiniz.”</p>
<h3>“VAZGEÇMİYORUM, İŞTE SARRAFTAKİ HESAP…”</h3>
<p>“Ve kısa birkaç rakamla ilerleyelim. Bu yaptıkları emekli maaşı zammının bütçeye yükü kendi açıklamalarıyla 47.7 milyar. Bütün emeklilerin asgari ücret alması için gerekli bütçe 400 milyar. Bizim grubumuz önerdi red oyu verdiler. ‘Bu kadar para yok’ diye. Oysa üç ay önce Plan Bütçe’de 37’si sıfır lira vergi veren 43 yandaş müteahhitin, büyük firmaların kurum vergilerinden, kurumlar vergilerinden ödeyecekleri 701 milyar lirayı almamak için bütçeye para koymuşlardı. Vazgeçilen kurumlar vergisi payı. Yine Kur Korumalı Mevduat için 1.8 trilyon lira para koymuşlardı. Toplamı 2,5 trilyon. Emeklinin asgari ücret alması için lazım olanın tam altı katı. Bu yüzden AK Parti’ye oy vermiş emeklilere, MHP’ye oy vermiş emeklilere, ellerini öperek söylüyorum. Sana 14 bin 500 lira verenler, size bulamadıkları paranın tam altı katını zengin müteahhitlere buldular annecim. Dedecim, amcacım bunların müteahhide altı katını bulanlar emekliye bulmadılar. Budan önce, o sebeple bu sebeple bunlara oy vermiş bütün emeklilere diyorum ki Cumhuriyet Halk Partisi gelecek, halkın partisi, emeklinin partisi gelecek ve size hakkınızı verecek, zenginlere değil. Bir başka tartışma: Bayram geliyor, bayram ikramiyesi. 2015’te önerdik. ‘Yapacağız’ dediler. ‘7 Haziran’da olmaz’ dediler. Çoğunluğu kaybedince ‘1 Kasım’da vereceğiz’ dediler. 2015’te söz verip, 2018 seçimlerine günler kala verdiler. O gün bin liraydı emekli ikramiyesi, hem Ramazan hem de Kurban bayramlarında; iki bayramda verilen. Bin liralık ikramiye şu anda 3 bin lira. Bayram geliyor. O gün bizim önerip, ki biz yine de 5 bin lira önermiştik, bin lira vermişlerdi. O gün bizim önerip, onların verdikleri bin lira, 24 kilo dana kıymaya denk geliyordu. Bugün 3 bin lira, 6 kilo dana kıyma alıyor. Bu yüzden bu iktidarın verdiği sözlere, onları tutmamasına ve enflasyona karşı emekliye, emekçiye ne yaptığına bakmak lazım. Sanıyor ki bu hesaplardan kurtulacak. ‘Ey Özgür Bey’ diyor. ‘Elinde bir hesap makinası, sarraf sarraf gezmeyi bırak’ diyor. Vallahi bırakmayacağım, işte sarraftaki hesap. En düşük emekli aylığı, Tayyip Erdoğan geldiği gün 8 çeyrek altın alıyordu. Bugün 3 çeyrek altın alıyor. Tayyip Bey’in iktidarının emekliye maliyeti her ay 5 çeyrek altın. O geldiğinde 57 kilo dana kıyma alan maaş, 24 kilo dana kıyma alıyor. Emekliye maliyeti, 33 kilo dana kıymadır. O geldiğinde bin 285 simit alan maaş, 964 simit alıyor. Maliyeti, 320. Ama simit 15 liralık hesaba göre. İstanbul’da simit 20 lira oldu, bütün Türkiye’de de 20 lira olmaya hazırlanıyor. Bu rakam bin 200’den 700’e düşecek. Ama simit hesabına çok önem verdiği için bugün Ticaret Bakanlığı simidi 20 lira yapana soruşturma başlatmış. Simidi 20 lira yapana soruşturma açılacaksa zavallı fırıncıya değil, Recep Tayyip Erdoğan’a gideceksiniz.”</p>
<h3>“TAYYİP BEY’İN EN SEVMEDİĞİ HESABI KAPI KAPI ANLATACAĞIZ”</h3>
<p>“Tayyip Bey geldiğinde 7 çeyrek altın alırdı asgari ücret, şimdi 4 alıyor. 3 çeyrek kayıptır. o geldiğinde 41 kilo dana kıyma alırdı, 29’a düşmüş. 12 kilo kıyma kayıptır. O geldiğinde 44 kilo zeytin alırdı, 37 kilodur. 7 kilo zeytin kayıptır. Zeytincinin perişan durumuna rağmen yine de asgari ücretin ilk alındığı ayda zeytinde dahi 7 kilo kayıp vardır. 14,5 çeyrek altın alan en düşük memur da tam yarısını alıyor, yarısı da kayıptır. 87 kilo dana kıyma alanlar, 54 kilo alıyor. 33 kilo kıyma memurun mutfağından kayıptır. Altında üçte bir, kıymada onda dört. Öğrenci 150 simit &#8211; çay alıyordu, rahmetli Ecevit’in verdiği KYK kredisiyle. ‘45 liracık veriyor’ diyordu. ‘Biz geldik 3 bin lira yaptık’ diyordu. Ecevit’in verdiği ile 150 simit- çay alınırdı. Şimdi 36 tane alınabiliyor. 64 çay-simit öğrenci için de kayıptır. Bu hesapların hepsi Cumhuriyet Halk Partisi’nin 81 ilinde, 973 ilçesindeki örgütlerimize, bugün burayı şereflendiren İstanbul ve İzmir il başkanlarımızın şahsında bütün örgütümüze yollanmıştır. Yeni asgari ücretle, yeni emekli maaşıyla çeyrek altın hesabı, dana kıyma hesabı, çay- simit hesabı&#8230; Bütün örgütümüzü deprem gündemi bittikten sonra, önümüzdeki hafta sonundan itibaren bir tarafı kırmızı kart, bir tarafı bu hesaplar ile sokağa çıkmaya, tarlaya gitmeye, bağa, bahçeye gitmeye, ev ev, kapı kapı gezmeye, kahvehanelere, işçi servislerine, işçi kantinlerine gitmeye, bu hesabı teker teker anlatmaya, Tayyip Bey’in en sevmediği altın, kıyma ve çay- simit hesabını Anadolu’da ve Trakya’da kapı kapı anlatmaya davet ediyorum. Yolunuz açık olsun.”</p>
<h3>“MİLLETİN SAHİP ÇIKTIĞI TEĞMENLERİ ERDOĞAN SUÇLADI”</h3>
<p>“Tabii bu haftanın en kritik gündemlerinden biri… Daha önce de söyledik, defalarca da söyledik. Türk Silahlı Kuvvetleri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu güzel milleti ve bu güzel devleti, bu toprakları emanet ettiği, bu toprakların bir karışı için, her birimizin huzuru için, ay &#8211; yıldızlı şanlı bayrağın dalgalanması için gözünü kırpmadan canını vermeye hazır askerlerle, astsubaylarla, uzman çavuşlarla, subaylarla görev yapmaktadır. Bu ordunun şerefli subayları orduya katıldıkları ilk günden iki şeyin hayalini görürler. Bir, rütbe takacakları günün, bir de meslek hayatlarında ulaşacakları en üst rütbeden sonra şanla, şerefle bu ordudan görevini yapmış olarak uğurlanacakları günün. Bu bazen albaylıktan emekli olur, bazen yüzbaşılıktan, bazen amiral, general, bazen çok erken şekilde ay &#8211; yıldızlı al bayrağa sarılı bir tabutla. İkisini de birbirinden farklı görmezler. Bu teğmenler o hayalini gördükleri gün, çok sevdikleri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, orduya, bayrağa bağlılıklarını dile getirmek için kılıçlarını çekip Ata’ya, bayrağa, millete, devlete sadakat yemini etmek istediler. Yıllardır olan bu gelenek belki de Harp Okulu’na girerken, onları oraya çeken o kılıç çatma törenine izin istediler, ‘Olmaz’ dediler, ‘Törende olmaz.’ Onlar da dedi ki, ‘Tören bitince, Sayın Cumhurbaşkanı gidince, protokol gidince biz bu töreni birlikte yaparız.’ Gittiler, yeminlerini yaptılar. Ardından ‘Emre itaatsizlik ettiniz’ diye disiplin kuruluna sevk edildiler. Aslında ordunun şeref yılıydı bu yıl. Niye? Kurulduğu günden beri ilk kez kara, hava, deniz harp okullarının üçünün de birincisi birer kadın teğmendi. Bu hem Türk kadınının başarısıydı, hem bir Cumhuriyet hikayesiydi. Ama bunu hazmedemeyen bazi şeriatçı odaklar, bunu hazmedemeyen bir takım tarikatlar, cemaatler sekiz gün boyunca sosyal medyadan başta Ebru Teğmen olmak üzere teğmenlere saldırdılar. Selamını gülerek aldığı, hatırını sorduğu, ödülünü verdiği, elini sıktığı Ebru Teğmen’e sekiz gün susup ‘Sen kime kılıç çekiyorsun?’ diye çıkışta bulundu Erdoğan. O günden sonra biz itiraz ettik, millet sahip çıktı, Erdoğan suçladı. Maalesef o günden sonra teğmenlere soruşturmalar açıldı ve maalesef geçen gün teğmenlerimizden beşi ve üç komutanları ordudan ihraç edildi. Birincisi teğmenlere aylardır sosyal medyadan hakaret edenler, cinsiyetçi küfür edenler, tehdit edenler, açık açık hedef gösterenlere bir soruşturma açılmamışken, teğmenler sırf ‘Mustafa Kemal’in askeriyiz’ dedikleri için cezalandırılıp atıldılar. Ben şunu söyledim ve söylemeye devam edeceğim. Bir yanda bir cübbeli amirale soruşturmayı aylarca bekletip emekli hakkını verenler, teğmenlerin gençlik hayallerini mahvettiler. Yetmedi. Komutanların emekliliklerini de vermeden emeklilik çağındaki komutanlarını yaktılar. Teğmenlerin de hayatını kararttılar. Beş teğmen ve üç komutanı, hepimizin onurudur, gururudur. Onlar kendilerini hangi mevkiide, makamda görmek istiyorlarsa bunu sağlamak boynumuzun borcudur. İktidar değişene kadar onları misafir edeceğiz. İktidar değişiminden sonra mümkün olan en kısa süre neyse, birkaç hafta, birkaç ay içinde teğmenlerimizi maddi ve manevi hiçbir kayıpları olmadan, dönem arkadaşlarından asla geri bırakmadan teğmenlerimizi o şanlı üniformalarına mutlaka kavuşturacağız.”</p>
<h3>“BORÇ, BİZİM BORCUMUZDUR”</h3>
<p>“Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi tarihinde, daha önce Meclis tarihinde yapılmamış birşey yapacağız. Biraz önce sayın Grup Başkanvekilim Cumhuriyet Halk Partisi grubunun oturum sayısını da vererek resmi oturumu açtı, birazdan da kapatacak. Biz kapalı oturumlarda bazı kararlar alıyoruz, siyasi kararlar ya da maddi konularla ilgili kararlar. Şimdi hem bu teğmenlerimizle… Hem de Tuzla Piyade Okulu’ndan uzaklaştırılan yedi teğmen vardı, hatırlıyor musunuz? Atatürk’ün resmini yakasına takmayanlara saldırdıkları için, had bildirdikleri için, görev yaptıkları için ordudan atılmışlardı. İkisi yürütmeyi durdurma ile döndü. Biri ‘Dönmem’ dedi, yargılandı. Beş teğmenimiz için orduya girdikleri ilk gün yedikleri ilk lokma ekmekten, attıkları kurşuna, giydikleri kıyafetten terliğe kadar bütün yapılan masrafı faizi ile çıkarıp, 128’er bin lira tazminat belirlemişler. Bizim bu süreçteki beş teğmeni de yargılıyorlar. Attılar. Onlara da tazminat çıkabilir ya da çıkmaz. Cumhuriyet Halk Partisi grubu kapalı oturumlarında yaptığı oylamayı bugün hiç kimseden gizlemeden, saklamadan, burada huzurunuzda yapıyor. Tuzla Piyade Okulu’ndan atılan beş teğmenin ve bu son atılan beş teğmenin çıkmış ve çıkması olası tazminatlarını Cumhuriyet Halk Partisi grubu milletvekillerinin maaşlarından yapacağımız kesintilerle ödemelerini oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler, etmeyenler? Oybirliği ile kabul edilmiştir. Teğmenimin yediği ekmek de yaktığı kurşun da… Borç bizim borcumuzdur. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Cumhuriyet Halk Partisi nerede durması gerekiyorsa orada durmaya, hangi kararı alması gerekiyorsa o kararı almaya, kime sahip çıkması gerekiyorsa ona sahip çıkmaya devam edecektir.”</p>
<h3>“YAPILANLARDA ORGANİZE BİR KÖTÜLÜK VAR”</h3>
<p>“Son olarak karşımızda kendinden olmayan herkese düşman hukuku uygulayan, biraz önce Sayın Enginyurt’un da Sayın Uzun’un da konuşmalarında ifade ettiği bir organize kötülük var. Bir gözü dönmüşlük var. Bunun adı; 100 gündür Ahmet Özer’i bir gizli tanıkla içeride tutup, bir kişiye 100 gündür bir iddianame yazamamaktır. Sonra oradan bir delil bulamayınca Beşiktaş davasından tutuklamak ve Ahmet Özer’i içeride tutmaktır. Tunceli Ovacık Belediye Başkanı’na 12 yıl önce ‘Bu cenazeyi ailesine sen götür. Askeri araçla giderse çatışma olur, şehit veririz’ deyip, sonra terörist cenazesi götürmekten, cenazede bulunmaktan kayyum atamaktır. Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’a AK Partili belediyelerden Meclis’ten, Sayıştay’dan, Yargıtay’dan iş alan birisinin araç kiralandı diye onu içeri atmaktır. Belediye Başkanımızın kendi aracı 400 bin lira kasko değerinden pahalıya… Kim kasko değerine araç satıyor? Satıldı diye suç bulup aynı kişinin Isparta Belediyesi’ne Audi A8 araç hediye etmesini görmezden gelmektir. Çünkü o belediye kendilerindendir. Bir yandan da esas hedef Ekrem İmamoğlu olarak dört koldan kendisine saldıran, bir yandan Beylikdüzü davasını, savcının dördüne rapor olarak, dördünde de ‘Hazır değilim’ deyip ileriye tarih alarak, sonuncusunda da ta nisana atarak, Demokles’in kılıcı gibi tepesinde tutulması. Kendine ‘Ahmak’ diyene ‘Sensin ahmak’ dedi diye siyasi yasak kararı verilip istinafta bekletilmesi. Diğer yandan Gençlik Kolları Genel Başkanımız’a yapılan için ‘Senin evladına ben yapmayacağım’ dedi diye yeniden ifadeye çağrılması. Her sözünden bir soruşturma başlatılması. Bunlar ne yapılmaya çalışıldığını bize göstermektedir. Saldırı, sadece Cumhuriyet Halk Partisi’ne değil; bütün muhalefete birliktedir. Sayın Ümit Özdağ’ın yemek yerken gözaltına alınıp götürülüp Silivri’ye tıkılması da. 12 yıl önceki Gezi eylemlerinden 12 yıl sonra RTÜK eliyle videodan bakıp sanatçılara saldırılması da. İstanbul Barosu’nun kapatılmaya çalışılması ya da 76 yaşındaki bir kadının sokak röportajı yüzünden hapse atılması da. Halk TV’den beş gazetecinin gözaltına alınıp sevgili Suat Toktaş’ın altı gündür Silivri Cezaevinde esir tutulması da. ‘Mustafa Kemal’in askerleriyiz’ diyen teğmenlerin, komutanların ordudan ihraç edilmesi de. Bunlar bir bütünün parçasıdır. Erdoğan tüm tuşlara aynı anda basmakta, iktidarın sonuna geldiğini gördüğü için, kendini kurtarmak için muhalefeti dağıtmaya, şaşırtmaya, sindirmeye çalışmakta; güya kendi için yol temizliği yapmakta; olası rakiplerinden kurtulmaya çalışmaktadır. CHP’ye bütün enerjisini harcarken yoksulları, işsizleri, emekliyi, asgari ücretliyi unutmuştur. Sokağa çıkamaz, pazara gidemez, bir esnaf lokantasında oturamaz, esnafa, ahaliye hal hatır soramaz hale gelmiştir. Sokaklarda üşüyen, kapalı salonlarda ısınan, kendi atadıklarına kendisini alkışlattıran Erdoğan’a karşı sokakta gezebilenlerin, milletin gözünün içine bakabilenlerin artık meydan okuma zamanı gelmiştir. Geçtiğimiz hafta Çağlayan Adliyesi’ne ifadeye çağrılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu’na yapılan çağrının bütün İstanbul’a yapılan bir çağrı olduğunu ifade etmiş, ‘İstanbul’un bütün demokratları sizi çağırıyorlar, ifadeye çağırıyorlar. Gidin, ifade verin’ demiştim. 13 farklı siyasi partiden, birbiri ile bazen taban tabana zıt partilerin, Çağlayan’daki birliktelikleri ve İstanbul’un sosyal demokratlarının, muhafazakar demokratlarının, milliyetçi demokratlarının, Kürt demokratların omuz omuza seçtiklerine ve iradelerine sahip çıkmaları, ifadeye birlikte gitmeleri, ifade alacakların ifadesini Çağlayan Meydanı’nda almaları son derece kıymetlidir. Tüm siyasetçilere ve bütün demokratlara yürekten teşekkür ediyorum.”</p>
<h3>“PARTİMİ GENEL SEÇİMLERDE DE İKTİDAR YAPMAK DIŞINDA SİYASİ HEDEFİM YOK”</h3>
<p>“Kimse unutmasın, seçim takvimlerini birilerinin talimatıyla hareket eden Yüksek Seçim Kurulları başlatamaz. Seçimleri millet başlatır. Milletin dertleri, beklentileri, milletin talepleri seçimi başlatmıştır. Bu süreç derin bir yoksulluğa sürüklenen vatandaşlarımızın, her alanda adalete susamış olan milletimizin ortak iradesidir. Türkiye’nin iktidarı değiştirme yolculuğu başlamıştır. Geçen hafta bu kürsüde ‘Hep birlikte başlıyoruz’ dedik. ‘Talebimiz erken seçimdir, hemen seçimdir’ dedik. Erken seçim isteyen bir partinin her şeyi ile seçime hazır olması gerektiğini söyledik. Bunu pek çok yerde söyledik, pek çok kez söyledik, bir kez daha da buradan tekrar ediyorum. Erken seçimin adayı erken belirlenir. Erkenden yola çıkacağız. Daha düne kadar ‘CHP iki aday tartışması arasında eziliyor. Gündem hep bu oluyor. Netleşmelidir’ diyen bazılarının şimdi ‘Cumhuriyet Halk Partisi niye adayını erken belirliyor?’ demeye başladığını, ama bir yandan da sokağın ve örgütün bu mücadeleyi, bu yürüyüşü nasıl sahiplendiğini birlikte görüyoruz. Bir yandan İbrahim Tatlıses ile düet halinde Erdoğan adaylığını açıklamıştır. Devlet Bahçeli&#8217;nin adayı balda tuz bulunduğu günden beri artık Erdoğan’dır. DEVA Partisi’nin Sayın Genel Başkanı, Yeniden Refah’ın Sayın Genel Başkanları adaylıklarını ilan etmişlerdir. Süreçte adaylığını ilan etmesi gereken partilerden Cumhuriyet Halk Partisi’nin burada yola çıkmasına kimse şaşırmamalıdır. Bugüne kadar sürdürülen tartışmaların maksatlı olarak yoğunlaştırılması maalesef gündeme sis etkisi yapmaktadır. 2014, 2018 ve 2023 yıllarında yapılan seçimlerde adayı geç belirlemenin, yılları aday tartışmasıyla geçirmenin ya da seçime sayılı günler kala krizler yaşamanın bedelini çok ağır ödedik. İşte bedeli daha önce gösterdiğim gibi emekliye bedeli, emekçiye bedeli ortadadır. Bunun için yine geçmişte adayı tek bir kişinin ya da dar bir heyetin, ekibin belirlemesinin sancılarını da çektik. Bunlardan da ders aldık. Bu yüzden Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı olarak ‘Bir partinin genel başkanı, doğal olarak talebi halinde adaydır’ kabulüne rağmen ben partiyi yerel seçimlerde olduğu gibi genel seçimlerde de Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının ilk genel seçimlerinde iktidar partisi yapmak istemek dışında bu kadar büyük ama kendi açımdan da hiçbir başka siyasi hedefimin olmadığını bir kez daha huzurlarınızda tekrar ediyorum.”</p>
<h3>“CUMHURBAŞKANINI BELİRLEME HEYECANI TÜM TOPLUMDA YAŞANIYOR”</h3>
<p>“Tek başıma bir aday ilan etmek ya da dar bir kadro ile adaya karar vermek yerine Cumhuriyet Halk Partisinin adayının 1 milyon 600 bine yaklaşan kayıtlı üyemizle ve hali hazırda partiye davet ettiğimiz demokratların katılımıyla, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir sonraki cumhurbaşkanını belirleme heyecanı tüm toplumda yaşanmaktadır. Haftalık ulaştırılan ankette, bu hafta sorulan soruda toplumun yüzde 70’i, Cumhuriyet Halk Partililerin yüzde 90’ından üstü, ayrıca tüm muhalif partilerin seçmenlerinin yüzde 90’a yakın rakamlarla bu yöntemi olumlu, heyecan verici ve sonuç alıcı olarak görmektedirler. Geçen hafta bu kürsüde yaptığım çağrıdan sonra online üyelik başvuruları tam 40 kat arttı. Yani bir günde başvuranın 40 katı her gün online üyelik başvurusu olmakta. Bilhassa gençler, büyük bir heyecanla Cumhuriyet Halk Partisi’ne katılmakta. Partinin il ve ilçe örgütlerinde biten üye koçanları Genel Merkezin depolarını boşaltmakta, yeni koçanlar hızla basılmaktadır. Örgütümüze yolladığımız yazıyla cumartesi &#8211; pazar dahil üye kayıtlarına saat 21.00’e kadar devam ediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi’nin Parti Meclisince kararlaştırılacak ve ilan edilecek takvimi ile birlikte kayıt sürecek ama o güne kadar kaydedilmiş üyeler bu seçimde oy kullanabilecektir. Buradan bir kez daha Türkiye’nin bütün demokratlarına bir sonraki cumhurbaşkanı seçiminin, adayının belirlenmesi için seçmen kayıtları Cumhuriyet Halk Partisi örgütlerinde ve online üyelikle devam etmektedir. Biz hem takvimle ilgili partinin yetkili organında bunları çalışmak ve tartışmak, ön seçim yönergemizin hazırlanan taslağını tartışmak, son şeklini vermek ve oya sunmak, yapılacak seçimde aday olabileceklerin kriterlerini belirlemek, üye listelerini, askı listelerini, itiraz sürelerini belirlemek, CHP iktidarında yapılacak adil birer seçime örnek olarak örgüt denetiminde ön seçimimizin tüm detaylarını konuşmak üzere 10 Şubat Pazartesi günü Parti Meclisimizi toplantıya çağırmış bulunuyoruz.”</p>
<h3>“TÜRKİYE SİYASETİNE ÖRNEK OLACAK”</h3>
<p>“Son olarak şunu ifade etmek isteriz ki, Cumhuriyet Halk Partisi kendi içindeki demokrasiyi Türkiye’ye örnek gösteren, vaat eden bir partidir. Emin olun, bugün Cumhur İttifakı, hiçbir yerde tartışılmayan tek kişi kararları ile kendini ve ülkeyi yönetirken Cumhuriyet Halk Partisi’nin demokratik tutumu önümüzdeki süreçte, 1970’lerde olduğu gibi tüm siyasi partilere ve Türkiye siyasetine örnek olacaktır.</p>
<p>Buradan sayın Erdoğan&#8217;ın çok rahatsız olduğu ve maalesef bir kötü niyet değilse büyük bir cehaletten kaynaklanan bir ifadeyi hatırlatarak sözlerimi bitirmek istiyorum. Sayın Erdoğan’ın sandığının aksine ‘Birleşe birleşe kazanacağız’ ya da ‘Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz’ demek 1970’lerdeki bir Ziraat Bankası soygunun değil, 1940’larda Nazi Almanyasında baskı altında ezilen ve açlıktan kırılan Alman halkının sorunlarını dile getirmek, onlara kurtuluş yolunu göstermek için Bertolt Brecht tarafından yazılmış bir şiirdir: ‘Keiner oder alle.’ Bu şiir dünyada 140 dile çevrilmiştir. Türkiye’de de bu şiir Halkın Ekmeği kitabıyla Türkçeye çevrilmiş ve birbirinden kıymetli şiirlerle hepimizin bilgisi dahilindedir ve Türkiye’nin bugünlerine çokça da ışık tutmaktadır. Almancası 140 dile çevrilen ve bütün dünyanın mücadele edenlerine, sendikacılarına, demokratlarına ilham olan bu şiir Sayın Erdoğan’a gelince bir teröristin sloganı olacak denebilecek kadar cehalete dönüşebilmiştir. Sayın Erdoğan: ‘Keiner oder alle. Alles oder nichts. Einer kann sich da nicht retten. Gewehre oder Ketten. Keiner oder alle. Alles oder nichts.’ Ya hep beraber ya hiçbirimiz. Kurtulmak yok tek başına. Yumruktan ve zincirden. Ya hep beraber. Ya hiçbirimiz.”</p>
<p><a href="https://www.haberduyur.com/ozgur-ozel-erken-secimin-adayi-erken-belirlenir/">Özgür Özel: “Erken Seçimin Adayı Erken Belirlenir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.haberduyur.com">Flaş Haberler Son Dakika - Güncel Haberler - Haber Duyur</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberduyur.com/ozgur-ozel-erken-secimin-adayi-erken-belirlenir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
